Ne zaman sosyal medya sitelerinin kişisel bilgileri sızdırdığına dair bir haber okusam, açıklamalara şahit olsam zihnim beni doğrudan George Orwell’in 1949’da yayınlanan 1984 adlı romanına götürüyor. “Big brother is watching you” (Büyük birader sizi izliyor) mottosuyla bilinen bu romanda, o dönemin koşullarıyla kıyaslanmayacak ölçüde geleceğe dair önemli öngörüler vardır. Romanda totaliter iktidarın kontrolünde olan, Büyük Birader’in diktatörlüğü ile yönetilen Okyanusya toplumunda hayat resmedilir. Romanın en önemli karakteri, Doğruluk Bakanlığı’nda çalışan dış parti üyesi Winston Smith’tir. Romanı okurken hayatların öylesine kontrol altında tutulduğuna şahit olursunuz ki, bu kadar da olmaz dediğiniz zamanlar bile olur. “Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Bilgisizlik Kuvvettir” gibi ilk duyduğunuzda, sizinle dalga geçildiği hissine kapıldığınız ifadelere muhatap olmanız, aslında derin felsefi analizlerin dışa vurumundan başka bir şey değildir. “Geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder. Bugünü kontrol eden geçmişi de kontrol eder” şeklindeki çıkarımlar da bir anlamda romanın ana fikrini oluşturur.
Günümüzde alışverişten tutunuz da, en özel ortamlarımıza kadar hayatımızın her alanını, dipsiz kuyu diye tarif edilmesi mümkün olan internet denizine sosyal medya hesaplarımız aracılığı ile bırakıyoruz. Bütün paylaşımlarımızı sosyalleşme aracı olduğu düşüncesi ile, dönemin gerçeği olduğu düşüncesiyle yapıyoruz. Aslında işin motive edici yönü de galiba bu. Ancak gel gör ki, sosyal medyaya esaretimiz yetmezmiş gibi, paylaşımlarımız aracılığı ile bütün özelimiz yeri geldiğinde kullanılmak üzere bir yerlerde depolanıyor. Herhangi bir sayfada dolaşırken birden sizin ilginizi çeken, hatta belki de ihtiyacınız olan bir reklam ile karşılaştığınızda muhtemelen sizler de benim gibi şaşırıyorsunuz. Oysa kaç saat internette gezindiğimiz, gezerken hangi sayfaları dolaştığımız, hangi sosyal medya hesaplarımız üzerinden hangi paylaşımları beğendiğimize varana kadar ilk bakışta karmaşık ve takip edilmesi zor gibi görünen bütün detaylarla hayatımızın denetim altına alındığını görüyoruz. Kimi akıllı telefonların parmak izi seçeneğini kullanması, hatta göz retinası ile aktif olma özelliklerini düşünürseniz işin hangi boyutlarda seyrettiğini fark edebilirsiniz.
Birçok sosyal medya alanının ticaretin canlanması için zemin oluşturmasının yanında, müşteriyi hareketsiz bırakacak ölçüde kuşatma aracına dönüştüğünü de net olarak anlayabiliyorsunuz. Ayrıca sosyal medya şirketlerinin, bulundukları ülkelerin istihbarat örgütleriyle çok içli-dışlı olduğunu bugün bilmeyen yok gibi.
Bununla birlikte sosyal medya o veya bu şekilde bugün dünyamızın vazgeçilemez bir gerçeği. Bundan kaçış olmadığı da ortada. Ancak sosyal medyanın bağımlılık derecesinde kölesi olmak, akılları akıllı telefonlara kiraya vermek gibi büyük yanlışlara düşmeden de bu alanda aktif olunabilir, teknolojinin sunduğu nimetlerden istifade edilebilir.
Herkes özel hayatının mahremiyetini korumanın yollarını kendi içinde bulmalıdır.
Yoksa özgürlüğümüzün cebimize sığan bir aygıtla sınırlı kaldığı yetmezmiş gibi birilerinin hayatımıza doğrudan müdahale etmelerine isteyerek veya istemeyerek izin vermiş oluruz.
George Orwell bugün yaşasa ben bu kadar da dememiştim diye bizlere tepki verirdi herhalde. Hatta belki de kitabın mottosunu “Social media is watching you” olarak değiştirirdi.