Aylar içinde en kısa olan Şubat ayının 12. günü Kahramanmaraş ve Maraşlılar için müstesna bir yere sahiptir. İngilizler in yerini alan Fransız işgalinden kurtuluşu ve topyekun Millî Mücadelenin alenilik kazanmasını simgeler 12 Şubat. Şimdilerde kullanılıyor mu, bilmiyorum ama önceleri 12 Şubat Kurtuluş Günü şeklinde değil, sadece "Çete Bayramı" olarak anılırdı. Belki de, "çete" kelimesi uluorta ve anlam değişimine uğradığı için, "Çete Bayramı" deyimi tercih edilmiyordur. "Çete", askerî anlamda "milis" şeklinde düşünülebilirse de, halk muhayyilesinde "yiğit", "cesur", "fedakâr" ve "fedai", "erdemli" anlamlarını kapsar biçimde ifade edilirdi. Onun için 12 Şubat ta icra edilen törenlerde "çeteler" de yürürler, geçerlerdi. Çocuklara "çete" elbisesi mutlaka hazırlanır ve giydirilirdi. Resimleri de çekilirdi. Çetenin başında puşu, sırtında aba ve Maraş işi siyah, bazen da mavi şalvar, ayaklarında "şefteli yemeni" olurdu. Belinde kuşak, abanın içinde yakasız gömlek, kuşağa sokulmuş hançer ya da kılıç gibi aksesuarlar da takılırdı. Tabii bütün bu giysiler Maraş işi sırma ve simlerle işlenirdi. Onun için "Çete Bayramı"ydı 12 Şubat.

Rahmetli halam İngilizler in kısa süren işgaliyle ilgili olarak babası, yani dedemin iki defa tutuklanarak Adana ya götürüldüğünü ve bir hayli hırpalanmış olarak döndüğünü anlatırdı. "Babacığım, derdi arkasından, ondan sonra pek belini doğrultamadı." Yani sağlığı bozuldu, demek isterdi. O zamanlar pek anlayamadığım bu durumu sonraları kendi kendime açıklamam mümkün oldu. Havali de çetelerin oluşturulmasında önemli bir rolünün olduğu işgal kuvvetlerince tespit edilmiş olmalıydı. Ayrıca Maraş ta olduğu gibi yakın şehirlerde de akrabaları vardı. Cerit aşiretinin obalarıydı bunlar.Ayrıca Maraş ta görevli bir yüzbaşının (adını da söylemişti ama unutmuşum) sık sık konaklarına geldiğini söyledi.

Uzatmadan, İngilizler bir süre sonra çekilirler. Çekilirken çevreye zarar vermezler, öyle ki gidişlerinden açıkça haberdar da olunmaz. Arkadan Fransızlar gelir. Maraş a, kent merkezine ulaşabilmek için Kömürler (değiştirilmiş adıyla "Nurdağı"), Sarılar ve Karalar (değiştirilmiş adıyla "Beyoğlu") Ceceli, Eloğlu (o zaman nahiye, şimdi Türkoğlu ilçesi) ve Kılılı dan geçip gitmek şarttır. İpek Yolu ydu burası, şimdiki karayolu doğuya doğru ovaya kaydırılmıştır. Kılılı (şimdi belde ve sanayi bölgesi) ovadadır ama yerleşim yeri aslında tepelikti. Kuzeyinde, ihtimal Etiler/hititliler den kalma bir höyük (aynı zamanda sonradan yerleşenlerin gömüldüğü mezarlık), ona bitişik doğal bir tepe olan Danişment (halk arasında "Tanışman") ve onun batıya doğru hizasında Kocakışla tepesi yer alır. Danişment tepenin ve Kılılı nın doğu ve Kuzeydoğusu Aksu nun yatağıdır. Batı da Toroslar uzanır gider. İpek Yolu da dağın eteğini izler.

Halam Fransızların şehri işgale gidişini çok net hatırlıyordu. Ona göre, "Yeğin Kar" ("yeğin" yoğun ve şiddetli anlamında kullanılırdı ve bir tür tarih başlangıcı gibi zikredilirdi)di. Fransız ordusu köyün karşısına konuşlanır. Ama bütün halk Pazarcık Ovası na doğru Kuyumcular köyüne doğru kaçarlar. Danişment Tepe nin eteğinde II. Abdülhamid döneminde (hatırlayabildiğim kadarıyla 1890 lı yıllarda) yapılmış Taş Köprü den geçerler ama ilerisi Aksu nun taşkın alanıdır.Sele kapılmamak için yeğin kara vururlar kendilerini. Kaçanlar kadınlar ve çocuklardır. Çünkü koca köyde erkek olarak "Köse" lakaplı ve yaşlıca dedemin kahyası ("yanaşma" derdi halam) ile en fazla sekiz-dokuz yaşlarında, o anda sıtmadan hasta olan babam kalmışlardır. Başlarında bir komutan ile askerler gelirler, kontrolde bulunurlar ve komutan su ister. Suyu babam verir. O da bir kutu içinde tatlı hediye eder. Sonra giderler.

Maraş ın Fransızlarca işgali esnasında herhangi bir çatışma olmaz.Aksine büyük bir tüccar olan Hırlakyan ve ileri gelen Ermeniler tarafından törenle karşılanırlar. Öyle ki karşılaşmada davul çalınsın diye Çeribaşı Halil Ağa ya gidildiği, yüksek miktarda para teklifi karşısında onun: "Bu iş din bahsidir" diyerek reddettiği sitayişle, hatta sözü bir darbımesel gibi Maraş ta kullanılır.

İşgal sırasında çatışma olmaz ama çok geçmeden huzursuzluk, baskı yoğunlaşır. Antlaşma şartları, hükümleri ihlâlin ötesinde yok sayılmaya, uygulamalar tacize, haksızlıklara, hoyratlıklara dönüşür. Tarihi anlatımlarda pek yer verilmeyen, ancak önemli faaliyette bulunan birtakımı burada hatırlamanın tam yeridir. İşsiz, güçsüz, berduş, serseri vb. hareket üzere yaşayanlara Mürşide "Keş" ya da "Çakal" nitelemesi yapılır. "Kabadayı" olarak da düşünülebilir bunlar.İşte bu türden yaşayış içinde olanlar, geceleri devriye gezen, nöbet tutan Fransız askerlerine rahat vermez, tacizde bulunurlar, yeri geldiğinde fırsatı düştüğünde "şişlerler." Elbette öncesi ve acıları vardır Kanlıdere Köprüsü nde sıkıştırıp boğazlanarak, aşağıya atılarak öldürülen Müslüman halktan insanlar gibi. Fransız üniforması giyenler belki bu kadar yapmamışlardır ama bu ve benzerleri de bir vakıydı. Uzunoluk Hamamı ndan çıkan kadınlara tasallutta bulunan askerler ve Sütçü Ali (yanılmıyorsam adı budur) efendinin hareketi ve sonraki gelişmeler. Ulucami de Ali Sezai Efendi nin cuma namazının şartlarından olan "hür olmak" şartını hatırlatması ve halkın ayaklanmasıyla sürüp gider olaylar.Fransız ordusu şehirden, arkasından ülkeden sürüp çıkarılır. Ama giderken Fransız askerleri, şimdi Irak ta, Filistin de, Afganistan da olduğu gibi kıyım, katliam, yakma, yağma ne varsa yaparlar. Eloğlu (şimdi Türkoğlu), Ceceli de insan, hayvan, canlı, ev, kümes, samanlık, ağaç, orman ne bulurlarsa yokederler, yakarlar, yıkarlar. Günlerce yanık kokuları yayılır bölgeye.

İşgalci güçlere karşı duranlara Maraşlılar kendilerine özgü bir nitelendirmeyle "çete" demişlerdir.Onun için 12 Şubat ın bir diğer, daha doğrusu asıl adı "Çete Bayramı"dır.

Birkaç yıl vardı ki gidememiştim Maraş a. Bu yaz iki haftaya yakın kaldım. Bu esnada mimar bir akrabam eski otobüs garajının arazisi/arsasını Belediye nin Hollandalı bir şirkete bayağı yüksek bir miktarda sattığını ya da satmak üzere pazarlık yapıldığını söylemişti. Üzüldüm üzülmesine de, onun ötesinde bir "hicran" duygusunu yaşadım. Şehitlerden Mıllış Nuri yi, Aslanbey i, daha gerilerde Halid bin Velid i, Malik bin Eşter i (Maraş ta Ejder), Hz. Ukkaş eyi düşündüm. Onların hatırası karşısında "lâl-ü ebkem" kalarak utandım (mı )

Not: Maraş ı değişik yönleriyle nükteli bir üslubla anlatan dostum Av. M. Metin Şirikçi nin "Maraş" kitabını tavsiye ederim. Ama bulabilir misiniz, onu taahhüt edemem.Azizim Metin Şirikçi herkesce bilindiği için isteme adresi verme gereği bile duyulmamıştır. En iyisi "Av. M. Metin Şirikçi, Kahramanmaraş" diye yazarak istemektir. Gerisine güvence veremem.

Bu vesileyle Metin Şirikçi ye şunu da hatırlatayım; H. Bekir Karlığa ya imzaladığın kitabını bana vermişsin, benimkini kime