Allah-u Teâlâ istese kötülükleri engeller, zira aciz insanın canı O’nun elindedir ancak bazen zalimlere mühlet vermekte ve kötülüklerin cezasını ahiret gününe ertelemektedir. Yerlerin ve göklerin orduları emrinde olmasına rağmen, melek ordularıyla yeryüzündeki müşrik, kâfir ve zalimleri yerle bir edebilme kudretine sahiptir. Dilerse müşrik, kâfir ve zalimlerin kalplerini çevirir bir anda iyilik yapar hale getirebilir. O Allah ki, bir şey istediği zaman “Ol” der ve olur. Ancak Allah-u Teâlâ küfür, şirk ve zulümle mücadele etme görevini bize yüklemiştir. Yani bütün bu kötülükleri insan eliyle, insan iradesiyle düzeltmek istemektedir. Kötülüklerin insan eliyle düzeltilmesi tam da imtihanın gereğidir. Bu insan eli de Muhammed ümmetidir. Bu misyon Muhammed ümmetine yüklenmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de, “(Ey Muhammed ümmeti!) Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Allah’a imanınızda devam edersiniz…” (Al-i İmran, 110) ayetiyle Müslümanların, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak yani yeryüzünde adaleti tesis etmek için ortaya çıkartılmış hayırlı bir topluluk olduğu açıkça ortaya konularak; insanlık içinden çıkmış böyle hayırlı bir topluluğa yeryüzünde fitnenin yok olup, Allah’ın (c.c) nizamını ve adaleti dünyanın tamamına yaymak için hedef koyulmaktadır. Beşeriyet/insanlık içinden çıkartılan en hayırlı ümmet tabiri Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yol arkadaşları sahabe efendilerimiz için kullanılmıştır ancak Muhammed ümmetinin aynı yolu takip etmesi neticesinde Müslümanların izzet ve şerefini nasıl kanıtladığına tarih şahittir. Velhasıl iyiliği emredip, kötülükten nehyetmek üzerimize farzdır.

Sadece bu ayet değil başka ayet-i kerimelerde de bu görev bize hatırlatılmaktadır. Bu ayet-i kerimelerden birisi şudur: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Tevbe, 71).

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Eğer bir kavim zalimin zulmünü gördüğü halde onu bu işten menetmezse, Allah, zalimin zulmü sebebiyle azabını umumileştirir (herkesi kapsayacak şekilde genişletir)” (Ebu Davud, Melâhim, 17).

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) başka bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmaktadır: “Sizden birisi bir kötülük gördüğü zaman eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgari gereğidir” (Müslim, İman 78).

Kur’an-ı Kerim’deki, “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mümin toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe, 14) ayeti Allah-u Teâlâ’nın kötülükleri bizim elimizle düzeltmek istediğinin çok açık delilidir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), mucize gösterme gücünü haiz olduğu halde kötülükleri bizzat eliyle düzeltmek için İslâm devlet sistemini oluşturmuş, Allah’ı ve Resulü’nü tanımayanlarla cihat etmiştir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), sahabe-i kiram ve İslâm tarihinin parlak sayfalarına imza atanalar, müşrik, kâfir ve zalimlerle fiili mücadele etmiş, emr-i bil maruf nehyi anil münker farzını yerine getirmiş, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihat etmiş; bunları yaparken kınayanın kınamasından korkmamış ve yalnızca Allah’a güvenmiştir. İşte Allah-u Teâlâ’nın yardımı da fiili mücadeleyle birlikte gelmektedir. 300 kişilik İslâm ordusunu 1.000 kişilik müşrik/kâfir ordusuna galip getiren Allah’ın yardımıdır ancak 300 kişilik orduyu teçhiz edip, cihat için sefere çıkıp, düşmanla çarpışma iradesi gösterdikten sonra yardım gelmektedir. Yardımın niteliği ve oranını Allah-u Teâlâ bilir.

İmam-ı Gazali rahmetullahi aleyh, İhyâu Ulûmi’d-Din adlı eserinde emr-i bil maruf nehy-i anil münker farizasının dinde zirve olduğundan bahisle şöyle buyurmaktadır: “İyiliği emredip kötülükten menetmek, dinde zirve noktasını teşkil eder. Allah-u Teâlâ’nın peygamberleri göndermesinin en önemli sebebi de budur. Şayet iyiliği emredip kötülükten menetmek ortadan kaldırılıp ilim ve amel ihmal edilseydi, peygamberlik müessesesi işlevsiz kalır, din kuralları çöküntüye uğrar, ihtilaflar çoğalır, sapıklık yayılır, cehalet yaygınlaşır ve fesat her tarafa dağılırdı”.