Zihin düşünceyi, ruh ahlâk ve maneviyi bir açıdan işâret eder, diye varsayalım. Düşünce devinimiyle içten dışa doğru merak ve ilgi tarassutunda bulunurken, ahlâk ve maneviyatla, dışı da hesaba katan bütünüyle bir içe yöneliş ve derinleşme devinimi süreci sözkonusudur. Elbette burada zihin ve ruh, düşünce ile ahlâk ve manevilik, iç ve dışı mutlak bir ayrıma tâbi tutmuyoruz. Sadece işlevsel olarak meseleyi anlaşılır kılsın diye itibarî, ya da göreceli (izafi) bir yaklaşmada bulunuyoruz.

İmdi bu çerçevede, ülkemizin genel bir görünümünü yakalamak istediğimizde, sözkonusu yaklaşımın fazla bir açılım sağlayıcı boyutta olmadığını, ilk elden rahatlıkla söyleme durumundayız.

Bir defa geçen ve yarıladığımız yılı dikkate alırsak, kaybedilmiş ve kaybedilmekte olunan bir zaman dilimi sözkonusudur. Geçen yılın, zihin ve ruh bakımından odaklandığı konular cumhurbaşkanlığı seçimi ve ona iliştirilen yan tartışma konularıydı. e-muhtıra, Anayasa nın ilgili maddeleri temelinde patlak veren tartışmalar, erken ya da öne alınan seçim vb.

Tartışmalar ve uygulamalar, gerçek anlamda ne düşünce ne ahlâk ve manevilik bakımından, iç ve dışımızda zenginleştirici, yenileyici, olgunlaştırıcı bir birikim sağlamadı. Bu yılın yarılandığı şu günlerde, zihin ve ruh bakımından bir yenilenme şöyle dursun, giderek yozlaşan, hatta saçmalaşan (absurdité) bir sürecin cenderesine kerümkér teslim olma durumu sözkonusudur. Üstelik bireyselden toplumsala hızla sirayeti genişleyen ve yoğunlaşan bir atmosfere girildiği açık bir gözlemdir.

Medyada, basında gerçekleşen hoyratça kutuplaşmanın zihin ve ruh boyutunda nasıl bir çöküşün yaşanmakta olduğunun resmini veriyor. En temel ilke olması gereken özgürlük ve bağımsızlığın bayağı çıkar duygusuna feda edildiği ortadadır. İleri sürülen, savunulduğu söylenen bazı yüce değerlerin pervasızca bu bayrağı çıkar duygusuna paravan edildiği çöküşün ya da yozlaşmanın niteliğini de, derecesini de, ortaya koymaktadır.

Oysa Türkiye zihin ve ruh devinimlerinin safiyetle işletilmesi halinde, yeryüzünde, dünyada varolduğunu sezdirecek bir fırsat aralığındaydı. Öyle görünüyordu. Ne yazık ki, enerjisini doğal akışında kullanamadığı için bulanıklaşan bir zihin ve ruh çöküntüsüne doğru gidiyor gibidir.

İsimsiz-imzasız bir mektup 

Zarfın üzerindeki damgaya göre "Cemalpaşa-Adana"dan gönderildiği anlaşılan bir mektup geldi. Ama gönderen isim ve imza koyma gereği duymamış. Bu davranış öncelikle, mektubu gönderenin kendi kişiliğine bile riâyetkâr, eşdeyişle saygılı olmadığı izlenimini, kanaatini doğuruyor. Böyleyken, insana saygımızın ahlâki bir gereği olarak bunu belirtme durumundayız. Sayfalarca yazılan üç konuya (Refah Partisi, M. Kavakçı ve Erbakan) yaklaşım tutarlı bir üslûptan yoksun duruyor. Üstelik bu sütunun izlediği üslûptan tümüyle ayrı gözüküyor. Sözgelimi bu sütunda insanların kişiliği bühtan, hakaret konusu edilmemiştir. Erbakan için yapılan nitelendirmeye "kem söz sahibine aittir" hatırlatmasını yapmaktan başka bir şey elden gelmez.

Kaldı ki şimdiye kadar bu sütunda herhangi bir kimseyle "dalaşma"ya tevessül edilmemiştir. Zihin ve ruh sağlığı ve saflığını koruma aynı zamanda yüce ve ahlâki bir değerdir.