Müslümanların bu kadar parçalı ve birbirine hasım
kesilebileceği asla akla gelmez. Ayrışmalara giderek çoğalıyor, çoğaldıkça
derinleşiyor. Müslümanların bütünlüğü, tek yöne bakışları, ortak
düşünüşlerinden söz etmek artık o kadar olası değil. Çünkü hemen her küçük
parça ayrı bir noktada odaklanıyor. Her parça artık inanç bütünlüğünü
zedeliyor. İslâm bütünlüğü Hıristiyanlarda olduğu gibi giderek farklı
yönelimlere, bu yönelimler âdeta farklı din ve kıblelere yönelme boyutundadır
ne yazık ki.
Müslümanların bilinç düzeyleri çarpıklıklar ile orantılı.
Farklılıklar güvensizlik, güvensizlikler de yön farklılıkları getiriyor. İslâm
algısı farklı anlamlara götürülebiliyor. Yorumlar kişilerle bağlantılı
gelişiyor. İslâm uleması derinliğinden söz etmek kolay değil. Hayatını İslâm
bilimine adamış büyük âlim ve düşünürlerin bütüncül bakışlarından çok
yüzeyselliklerden kaynaklanan sıradan bakışlı yönelimler kitleleri
sürükleyebiliyor.
Okuma yazma oranının arttığı, sadece arttığı ama hiçbir
derinliğe sahip olmayan yığınlaşmanın getirdiği büyük bir felâketin içinde
bulunuyoruz. Hemen herkes fetva ve yorum makamı sahibi. Medya aracılığıyla
yayılan bu aşırılık sınır tanımıyor. Hayatında üç beş kitap dahi okumamış,
sadece okuması yazması olan cahiller sürüsü söz sahibi.
Reklâm ve medya kanalıyla şişirilmiş beyinlerin
düşünmelerine olanak yok. Algılar sınırlı ve sadece odaklanılan küçücük
şeylerle sınırlı kalınıyor. Ya da başkalarının taşıyıcısı konumuna düşülüyor.
Bir şeyin hakikatinin sırrına erilemiyor. Hakikat nedir o bile bilinmiyor.
Müslüman ın temel ilkeleri var. Tanıklıkta olduğu gibi,
bilgide de bir şeyin aslının ne kadar doğru ve sağlıklı olduğu tartılmıyor.
Medya kanalıyla önlerine atılan yemin üzerine atılanlar
konumunda insanlık. Belli merkezlerin ürettiği ya da yönlendirdiği kitleler
balık sürüleri gibi güdülerle oradan oraya akın edip duruyorlar.
Sıradan siyasa adamlarının, okumuşların düşünce üretmeden
önlerine sürülenlerin sundukları şeylerin hakikati ne kadar temsil ettiği
tartışma konusu. Asıl sorun burada düğümleniyor. Siyasal bilgelikten ve ilmî
derinlikten kaynaklanan yoksunluk Müslümanları kuşatan kendi açısından iş de
görüyor.
Günün gerilimli ya da modası olan bir durumu fırsat
bilenler nasıl yapıyorlarsa çok kısa zamanda hiçbir karşılığı olmayan eserler
ortaya koyabiliyorlar. Bu, günün gerilimine uygunsa yaygınlık kazanabiliyor.
Hemen her dönemin gerilimi yüksek ortamına uygun bir çıkış yakalanabiliyor.
Günümüz insanının sınırlı algı alanı ve düşünüş tarzı
insanlığın başına belâ. Ömrünü okumaya ve düşünmeye adamış bilgelerin,
öncülerin bu yığınlar arasında karşılık bulması beklenemez. Beklenmemelidir.
Bilinç ve sezgi sahibi bir gençliğin ya da bir genç enerjinin devreye girmesi
zorunlu. Kendini buna adayacak fedakârlara gereksinim var.
Evlerine kitap girmeyen, sadece okuması yazması olan,
dünyası iki yüz ya da üç yüz sözcüğü geçmeyenlerin söz sahibi olması ya da
ortamda bulunması asıl korkunçluğun bir göstergesi.
Derinlikleri ve kendilerini çok iyi yetiştirmiş olan
öncülerin kılı kırk yararak ortaya koydukları düşüncelerin bu zihni karmaşada
pek bir yeri yok gibidir. Bu yığınların öncüleri kendilerince küçümsedikleri,
aşağıladıkları günümüzün tatsız gerçeklerinden. Geçmiş zamanın âlimlerin
hayatlarına, yetişme koşullarına ve azimlerine bakınca günümüzün bırakın
sıradan halk kitlelerini bilim adamlarının bile dünyalarının ne denli sınırlı
olduğu ortada.
Müslümanların çıkışı; bir bilinç, yoğun bir çaba, çok
okuma, sağlıklı ve yönü sağlam olan kapıya yönelmeleriyle olabilir. Çünkü insan
tekinin hayatı çok kısa, aşırılıklar çok fazla, insanı oyalayan edimler
alabildiğine yoğun. İnsanın bunların arasında sağlıklı bir yol bulması oldukça
güç. Tek çıkar yol bütün bunlardan sıyrılarak sahih olana yönelmesi ve
odaklanmasıdır.