Bismillahirrahmanirrahim;
Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.
Bir toplum, din ve düzen olarak İslam’ı yaşamadan dünyada da ahirette de saadet bulamaz. Bunun için insan ve toplum, İslam’ı bütün bir düzen olarak yaşarsa, huzura ve barışa erebilir. İslam’ı yaşamak emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmakla olur. Bir Ramazan ayının daha sonuna geldik. Ramazan ayı Kur’an, oruç ve cihat ayıdır. Bu ayın önemli özelliklerinden birisi de, Müslümanların bu ayda zekât farzını eda etmeyi alışkanlık haline getirmiş olmalarıdır. Tutulan oruç ile manevi kirlerden temizlenirken, zekât ile de mal temizlemiş olurlar. Zekât farzı, Bakara Suresi 43. ayette şöyle emredilir: “Namazı (dikkatli ve devamlı olarak) ikame edin, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.” Peygamberimiz ise İslam’ın beş şey üzerine bina edilen bir saadet sarayı olduğunu bildirmiştir. “İslam, beş esas üzerine bina edilmiştir. 1. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (s.a.s) O’nun kulu ve Resulü olduğuna şahadet etmek, 2. Namaz kılmak, 3. Zekât vermek, 4. Kâbe’yi haccetmek 5. ve Ramazan orucunu tutmaktır.” (Buhari ve Müslim) İslam binası, yani düzeni bu beş şey olmadan kurulamaz demektir. Nedir zekât? Zekât bereket, artmak, üremek ve temizlemek demektir. Farz bir ibadet olarak zekât; Kur’an’da sayılan sınıflardan birisine verilmek üzere, Müslümanların mallarının belirli bir kısmını belirli zamanlarda vermeleridir. Zekâtın dağıtılacağı yerler Tevbe Suresi’nin 60. ayetinde şöyle belirtilmiştir. “Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla özgürlüğüne kavuşturulacak köleler, borçlular, Allah yolunda cihad ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Bu ayette zekât; 1- yoksulların, 2- düşkünlerin, 3- zekât toplama memurlarının, 4-Gönülleri İslâm’a ve Müslümanlara ısındırılması gereken kimselerin, 5-Özgürlüğüne kavuşturulacak kölelerin, 6- elinde olmayan sebeplerle sıkıntıya düştüğü için, acil paraya ihtiyacı olan borçluların, 7- Allah yolunda yapılan cihadın, 8-Yolda kalmış yolcuların hakkı olarak düzenlenmiştir. Bu, Allah’ın koyduğu bir yasadır. Genel olarak İslam’da zekât, ümmetin “beytülmaline” yani genel bütçesine aktarılması gereken bir ödevdir. Buradan sekiz şey için harcama yapılır.
ZEKÂT VERMEMENİN CEZASI
Zekât vermemenin cezası bakımından Tevbe Suresi’nin 34 ve 35. ayetini okuyup tefekkür etmekte fayda vardır: “Ey iman edenler; gerçekten Yahudi bilginleri ile Hıristiyan rahiplerinden birçoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve insanları Allah yolundan çevirirler; bir de altın ile gümüşü yığıp (stok edip) Allah yolunda harcamayanlar, işte bunları acıklı bir azapla müjdele. Kıyamet gününde stok edilen o altın ile gümüşün (paraların) üzerleri Cehennem ateşinde kızdırılacak da, bu mal biriktirenlerin alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak. Ve onlara şöyle denecek: ‘İşte bu, kendiniz için stok ettiğiniz paralardır. Artık yığdıklarınızın (stok ettiklerinizin) cezasını çekin.” Peygamberimiz ise bizi zekât konusunda şöyle uyarıyor: “Allah Teâlâ, kime mal verir de zekâtını ödemezse, kıyamet gününde o mal; sahibine, gözlerinin üzerinde simsiyah iki benek bulunan gayet zehirli kel bir yılan şeklinde görünerek boynuna gerdanlık yapılacak; sonra da iki çene kemiğini, yani avurdunu iki tarafından yakalayıp şöyle diyecek: ‘Ben senin malınım, ben senin yığdığın stoklarınım.” (Buhari) Mallarının zekâtını ödemeyen zenginler, mallarından huzur içinde faydalanamazlar, bunca varlıkları gönül darlıklarını gideremez.
ZEKÂTIN TOPLANMASI
İslâm dini, dünyaya yepyeni bir nizam, bambaşka bir sistem getirmiştir. Bu farz, ferdin vicdanına bırakılmamış, Peygamberimiz ve ilk halifeler döneminde devlet tarafından tek bir bütçede toplanarak gerekli yerlere harcanmıştır. Ayette zekât toplamak için görevlendirilmiş memurlardan söz edilmiş olması, zekâtın tek elden toplanmasının delillerindendir. Tevbe Suresi’nin 103. ayetini böyle okumak gerekir: “Müminlerin mallarından sadaka (zekât) al ki, onunla kendilerini temizlemiş, mallarına bereket vermiş olursun. Bir de onlara dua et; çünkü senin duan, onlar için bir rahatlık ve huzurdur.” Bu ayette zekâtın bizzat ümmetin lideri ve devlet başkanı olan Peygamberimiz tarafından toplanması emredilmektedir. Bundan anlaşılacağı üzer zekât, ferdin kendi isteğine bırakılmamış, Müslümanların meşru liderinin yaptırımı ile toplanmış ve kurumsallaştırılmıştır. Peygamberimizin vefatından sonra halife olan Hz. Ebu Bekir’in zekât vermeyi reddedip isyan eden kabile reislerini kuvvet göndermek suretiyle itaat altına almış olması önemli bir delildir. Müslümanların elinde zekâtı toplayacak bir devlet gücü olmadığı günümüzde, zekâtın tek elden toplanıp dağıtılması zor da olsa, bunu kurulacak bir teşkilat ile yerine getirmeye çalışmak “ümmetin” temel görevlerindendir. Ümmet, insanları hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü engelleyen bir cihad topluluğu olmak ise, günümüzde bu şartları Milli Görüş topluluğu taşımaktadır. Bu bakımdan zekâtın örgütlenmesi ve maksadına uygun kullanılması Milli Görüş için manevi bir sorumluluktur. Milli Görüş, kendisini MİLKO olarak örgütlemiştir. Bu şuura sahip Müslümanlar, hem kendileri, hem de etkileyebilecekleri kimselerin zekâtlarını Milli Görüş havuzunda değerlendirmeleri en faydalı yol olacaktır. Bunda zaruret vardır. Çünkü inancı ve merhamet duyguları zayıflamış kimi kimseler, kendi hallerine bırakılınca zekâtı ihmal edebilirler. Allah yolunda cihad ve gönülleri kazanılacak olanlar gibi bazı harcama yerlerini takdir etmek, ferdi aşan bir alan olmaktadır. Zenginlerin tümü zekâtını vermiş olsalar bile, bu dağıtım büyük bir organize dâhilinde olmadığı zaman, zekâttan beklenen toplumsal faydalar sağlanamayacaktır. Saadet Partisi başta olmak üzere bütün Milli Görüşçü kuruluşlar, zekât olayına bu şuurla yaklaşmaktadırlar. İnananların buna göre hareket etmeleri gerekir. Selam hidayete tabi olanlara…