Bir düşünür, “Bütün canlıların yavrusu insanda şefkat ve merhamet hissi uyandırır” der. Çünkü yavru sadece sevgi ve ilgiye ihtiyaçlı değildir aynı zamanda korunmaya da ihtiyaçlıdır. Fakat ne yazık ki, günümüzde aile sorunlarından tutun da savaşlara kadar her kaos ortamında ezilen ve mahrum bırakılan kesim çocuklar oluyor. Geçtiğimiz günlerde Norveç’te çocuklara ötenazi hakkı tanıyan yasa kabul edildi ve aklın, mantığın ve vicdanın kabul edemeyeceği bu yasaya kimse kayda değer bir tepki göstermedi. Söz konusu yasa, çocuğun ölümcül bir hastalığının olması, ailenin ve bir psikologun onayının alınması gibi bazı şartlara bağlansa da, bir çocuğun ölümüne karar vermek anlaşılır gibi değil. Çocuklar gelecek nesillerin inşası konusunda Allah’ın bizlere emanet ettiği varlıklarımızdır. Zayıf olanlara şefkatimiz daha yoğundur ve onlara kol kanat gereriz.

Çocuklar birinci derecede, korunma ihtiyacı olan kesimdir ve onların hayatları üzerinde kimse söz sahibi olamaz. Aile, devlet ve toplumun görevi ise çocuğu korumak ve hayata hazırlamaktır. Hayat dediğimiz düzlemde, hepimizin payına düşen, hastalık, yoksulluk, yoksunluk, yalnızlık, çaresizlik… gibi imtihanlar vardır. Bu imtihanlara sabırla karşılık vermenin dünya ve ahiret hayatımıza faydaları vardır. Müslümanlar hayattaki yoksunluğun bir eksiklik olmadığını bilir ve katlanırlar. O yüzden araştırmalar Müslüman toplumlarda intihar ve depresyon gibi sorunlara daha az rastlandığını gösteriyor.

Spencar’ın en uygun olanın hayatta kalması diye bir kavramı var. Ona göre güçsüz olan her zaman güçlü olan tarafından yok edilmeye mahkûmdur. Bu güçsüz olanın hayatta kalmak için yeterli becerilerinin olmamasındandır. Spencar toplumlar ancak, güçsüzleri eleye eleye ilerler diyor. Bu düşünceden beslenen Batı toplumuna göre engel ve yoksunluk durumu bir eksiklik ve zayıflık belirtisidir… Bu zihniyetin müntesipleri, çocukları neden acıya duçar edelim diyor ve cinayeti bir kurtuluş olarak görülüyorlar.

Hasta ve çaresiz çocukları hedef alan bu uygulama bize Engizisyon’un hâkim olduğu Ortaçağ Avrupa’sını çağrıştırıyor. O zamanlar da akıl hastalarının, cüzamlıların, bazı bilim adamlarının, kâhinlerin kilise ile ters düşmüş inançların, aynı mantıkla yok edilme düşüncesi hâkim olmuştur. Şimdi görüyoruz ki, Batı modern bilimin ve tıbbın baş edemediği buhranlar karşısında aynı mantığı gündeme getiriyor. Oysa hiçbir hastanın varlığı üzerinde, toplumun, devletin hatta kendisinin dahi karar verme hakkı yoktur. Bu, adam öldürmekle eştir. Adam öldürmek ise büyük günahlardandır.

Bir çocuğun öldürülmesi bütün insanlığın ortak meselesi haline gelmeli ve bu konuda müşterek bir vicdan birliği sağlanmalıdır. Aksi takdirde öldürülen, tecavüze uğrayan, dilendirilen, çalınan ve her türlü cefaya reva görülen o çocukların gözyaşı duyarlılığını kaybeden toplumların sonunu getirebilir.