Baş döndüren olayların sarmalındayız. Aşırı bir yoğunluk var, insanlık bu anaforun içinde. Sağlıklı düşünme duygusu ortadan kalkıyor. Çünkü bu, insanları âdeta kasıp kavuruyor.

Günlük olayların sıradanlığından asıl yapacaklarımızı yapamıyoruz, bunların peşine takılıyoruz, sonra da debelenip gidiyoruz. Öyle ki bu olaylar gün içinde o kadar yoğun gelişiyor ki bir sonraki gün bunlara yenileri ekleniyor. Medya üzerinden dünyanın bir ucundaki bir olay istendiğinde gündemin birinci sırasına yerleştirilebiliyor. Kimi önemli olaylar ise anında hasıraltı oluyor.

İnsan yaratılmışların en kutlusu ve değerlisi. İnsan bir bütün olarak alınmalı. Hangi dinde, kültürden, meşrepten, kavim ve renkten olursa olsun bu, fark etmez. İnsan, kendi kendisini konumlandırıyor. Elbette bu, insanî sorunsalın diğer yanı. Bunun üzerinde ayrıca durulmalı.

İnsanın melekler katının üstüne çıkma ya da hayvanlar katının altına inme gibi bir seçeneği var. Bu da insanın kendi tercihine bağlı. Melekler katına çıkma saf ve erdemli insan olmayı sağlar. Diğeri ise hayvandan aşağı, “belhumadal” olarak tanımlanır bizim inancımıza göre.

Bu hızlı döngüde insanın değersizliği olayları hızlı akışında da çok rahat anlaşılabiliyor. İnsanlık iyi ve güzel örneklere odaklı olabileceği gibi, olumsuzluklara da odaklı olabiliyor. İnsan erkek ve dişi gibi iki zıtlıktan oluşuyor. Bunlar zıt ama bir birilerini tamamlayan en önemli unsurlar. Birbirlerine hem çok yakın hem de çok uzak olabiliyorlar.

Toplum içinde özellikle bireysel olaylar genelde kadın ve erkek arasında yaşanıyor. Günümüz medyası, sineması, görsellikleri kadın bedeni üzerinden ticaret yapıyor. Veya çıkarlar onun üzerinden pazarlanıyor. Kapitalist dünyanın egemen kıldığı olgu bu temel üzerinedir. Güzel ve alımlı kadın üzerinden pazarlamada bulunuluyor. Bir nesne pazarlanırken, onun üzerinden kadın algısının etkisi sağlanıyor.

Güzel bir kadının reklâm amaçlı parmaklarının dokunduğu bir bilgisayarda, direksiyonunda bir aracın, bir uçak reklâmı veya başkalarında kadın önceleniyor. Bu yapılınca eşya ve nesnenin kendisinden çok kadın öne çıkarılıyor. Sinema perdesi, diziler, ekranlar genelde bu öz ile yapılıyor. Cinsellik algısı ağır basıyor. Böyle olunca kitleler bir anaforun içinde başı dönüyor. Oyunun, reklâmın ve görsel nesnenin bir parçası hâline gelebiliyor.

İnsan nefsi denilen şey bıçak sırtında. Bu salt erkekler için değil kadınlar için de geçerlidir. Nefs denilen şey her ikisinde de var. İnsanın kanının kaynadığı, adrenalin yükseldiği gerilim insanı alıp götürüyor.

Günümüzün okumuş, görmüş, bilgilenmiş kesimlerinden varlıklı olanlar için cinsel açlıklarını veya kışkırtılmışlıklarını alabildiğine rahat olarak yaşayabiliyorlar. Yaşıyorlar da. Büyük sermaye sahibi birinin uçarılıkları asla söz konusu olmuyor. Çünkü onlar suyun başındadırlar. Reklâm veya bu gibi iletim araçlarını besleyen kimselerdirler. Reklâm önemli bir güç. Bu güç ise paraya yaslanıyor, sınırı ve ölçüsü yoktur. Onlar salt çıkarı amaçladıklarından kendilerine ilişkin bilgeler aktarılmıyor. Uçarılıklarından, günahlarında sınırsız özgürlüğe sahiptirler. Alt kitleler ise bu baş döndürücü anaforun bir oyuncusu hâline geliyorlar. Cinayetler, kadına şiddet, acımasız darplar, kapkaçlar, soygunlar bu hayatın bir gerçeği oluveriyor. Manevi olarak eğitilmeyen toplumlarda ne kul hakkı, ne Allah korkusu, ne cennet muştusu veya cehennem korkusunun bir anlamı ve yeri vardır. Bunların işlediği her olumsuz eylem artık bir sınırsızlığa ve pervasızlığa dönüşüyor. Bu durum öyle bir akışta ki, dönüp üzerinde ne düşülebiliyor ne de öz denetimi yapılabiliyor. Nefs muhasebesi diye bir olgu hayatta olmuyor, yer almıyor.