Müslümanlar için zaman ve mekân kavramı önemlidir. Kimliğin inşa süreci zamanın ve mekânın bize gösterdiği değerlerden bağımsız olamaz. Çünkü insan belli bir zaman diliminde ve belli bir mekân içerisinde yaşar. İnsanların yaşadığı zaman dilimi aslında insanın yüklendiği anlamı da bize gösterir. İnsanların varlık amacına uygun bir şekilde yaşayabilmesi için zamana hükmetmesi gerekir. İnsanların çoğu zaten ziyandadır, fakat günümüz dünyasında Müslümanların da insanlığa sunabilecekleri bir zaman algısı kalmamıştır. Çünkü Müslümanların zamanı elinden çalınmıştır. 

Bu fesat çağında kendi değerlerimizle inşa ettiğimiz zamanı değil, başkalarının kurguladığı zamanı yaşıyoruz. Bırakın çağı inşa etmeyi, anın kurgusuna bile müdahale edemiyoruz. Gündemlerimiz bize ait değil, gelecek tasavvurumuz da bizden beslenmiyor. Aslında hepimiz ifsat şebekelerinin kurduğu çağın zaman yolcularıyız. Yani şu anda zamanın dışındayız, aktör değil seyirciyiz. 

Müslümanların yeniden zamanla tanışabilmesi için kutsal zamanlarını derinliğine anlayabilmeli ve yaşayabilmelidir. Kutsal zaman bir hakikattir ve bizim zamana olan farkındalığımızı arttırmak için önemlidir. Üç ayların girişi münasebetiyle Müslümanların “zaman” kavramını yeniden gündemlerine alma fırsatı doğmuştur. Üç aylar, bayramlar, kandiller ve Cuma günü gibi kutsal zamanların yaşanması bütünüyle zamana hükmettiğimiz anlamına gelmez. Zamana hükmetmek bu kutsal zamanlardan taşan idrakin tüm zamanları kapsamasıyla gerçekleşebilir.

Üç aylar ve ramazan kendi zamanımızı yeniden inşa edebilmek için bize fırsat sunmaktadır. Aynı şekilde ibadetler de bizim zaman anlayışımızı doğru istikamete yönlendirmektedir. Günümüz dünyasında zaman, iş ve tüketim döngüsünden ibarettir. Günler sabah, öğle ve akşam gibi yemek saatlerine bölünmüş, haftalar çalışma günlerine göre iş günü ve hafta sonu olacak şekilde ayrılmıştır. Gece ile gündüzün işlevleri bozulmuş, gece hayatı dışarıya taşmıştır. Bugün baktığımızda şunu görüyoruz ki; çalışma ve kazandığını harcama üzerine bir zaman inşa edilmiş ve biz Müslümanlar da bu zamanın akıntısında kulaç atmaktan başka bir şey yapamıyoruz. 

Hâlbuki bizim zaman anlayışımızda namaz vakitleri, günümüzü Müslümanca tanzim ediyor. Günü yemek saatlerine göre değil, namaz vakitlerine göre dilimliyor. Yine bizim zaman anlayışımız, gece ve gündüze ayrı ayrı işlevler yüklüyor. Zamanı tespit için kullanılan takvimimizde bile bir zindelik söz konusu. Güneş takviminde sabitlik varken, hicri takvimde yani ay takviminde bir hareketlilik söz konusu. Biz her 36 yılda farklı zamanlarda Ramazanı idrak ederken, güneş takvimini kullananlar için Noel hep kışta kutlanıyor.

Başkalarının zamanından çıkmalıyız. Bu yüzden bizim zamanla olan irtibatımızı gözden geçirip kendi değerlerimizden beslenen bir anlayışı hâkim kılmamız gerekir. Müslümanlar, yeniden çağa nefesini verebilmek için zamanla olan ilişkisini yaratılış gayesine uygun bir şekilde tanzim etmelidir. Bunu için çağın inşa ettiği Müslüman tavrına değil, çağı inşa eden Müslüman vakarına ihtiyacımız vardır. Mübarek ay, gün ve gecelere sıkışmış Müslümanlığımızdan sıyrılıp, bu zamanların öncülüğünde tüm zamanları kuşatan Müslüman tasavvurunu yeniden inşa etmeliyiz.