Sekülerleşme toplumun hemen her katmanını etki altına almıştır. Fertler, kimlik karmaşası ile köklerinden koparılmış ve öz benliklerinden her gün biraz daha uzaklaşır hale gelmişlerdir. Toplumun muhafazakâr dindar kesimi dahi bir zamanlar eleştirdikleri hayat tarzını benimser olmuş ve artık bir Müslümanın zengin olması gerektiğini şiddetle savunmaya başlamışlardır. Bu ifadem yanlış anlaşılmasın, elbette salih bir Müslümanın aynı zamanda zengin olması toplumun faydasınadır. Zira bu kişi, yaptığı hayır hasenat çalışmaları ile bir çok kişinin elinden tutma imkânına sahiptir. Fakat günümüzde ne yazık ki, Müslüman zengin olmalı, seçkin semtlerde yaşamalı, en lüks araçlara binmeli, her şeyin en iyisine sahip olmalı anlayışı ile hareket eden muhafazakâr dindarlar, kendilerini yoksul halktan soyutlamakla kalmıyor onlara tamamen yabancılaşıyorlar. Sayıları az da olsa, maddi imkânlarını İslami ölçülerde kullanan kimseler vardır. Fakat insanlarımızın çoğu bu anlayıştan uzaktır.

İSLAMI HAYATIMIZA TAŞIMIŞ OLSAYDIK

İslam’ı hayatımızın bütün alanlarına taşımış olsaydık gençlerimiz, eğlence merkezlerine değil, ilim meclislerine, camilere giderlerdi.

Anne babalar, çocuğum şu bölüm kazanmak için neler yapmalıdır sorusundan önce ona dinini nasıl öğretebilirim sorusunu sorarlardı.

Evlilik öncesi flört bu kadar yaygın olmazdı.

Gençler zinayı meşru görecek yolları aramaz, Allah’ın koyduğu sınırlara riayet ederlerdi

Gençler namaz konusunda gerekli hassasiyeti gösterir, bu konuda birbirlerine teşvik ederlerdi.

İsraf bu kadar yaygın olmazdı.

Gasp, cinayet, hırsızlık, adam kayırma, madde bağımlılığı, şiddete eğilim toplumu tehdit eden sorunlar arasında yer almazdı.

İnsanlar birbirlerine güvenir ve sağlıklı ilişkiler kurarlardı.

Yoksullar dışlanmaz aksine desteklenir ve ihtiyaçları giderilirdi.

İnsanlar, yarınım nasıl olacak diye kaygılanırken, ahiretleri için bu kadar duyarsız kalmazlardı.

Çocuklar sevgisiz büyümezler, yaşlılar huzur evlerine terk edilmezlerdi.

Yoksulluk ayıp kabul edilmez, yoksul çocuklar küçümsenmezlerdi.