Mehmet Akif merhum, Çanakkale Zaferi ni destanlaştırırken, Avrupa nın vahşet ordularını, kafesinden salınıvermiş sırtlanlara benzetir. İngilizinden Avustralyalısına kadar yedi iklimi cihandan toplanmış, çehreleri, dilleri, renkleri ayrı olan ama vahşetleri aynı olan bulaşıcı hastalıklara rahmet okutan bu sırtlan sürüsü için Çanakkale destanında şöyle der:
"Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb."
Çanakkale Zaferi nin ardından tek dişi kalmış canavara yem olmamamız, çiğnenmememiz için, çağın seline kapılmamamız için Türk milletine nasihatini yapar:
"Allah a dayan, sa ye sarıl, hükmüne râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol."
"Eğer çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma;
Rücû etsinler artık Müslümanlar Sadr-ı İslâm a."
Batı yanlısı bazı asker ve aydınlar daha İstiklal Marşı kabul edildiği günlerde itiraz etmişler ve "Kapı ve pencerelerimizi açtığımız batıya "Tek dişi kalmış canavar" dememiz doğru olmaz" demişler ama zaman Akif in haklılığını ortaya koydu.
Kıbrıs konusunda, Yunanistan la olan ihtilaflarımızda, Ermeni soykırımı iddialarında, Kuzey Irak ta, PKK sorununda, Afganistan konusunda canavarlıklarını gösterdiler ve hep çıkardıkları çıbanbaşlarını koruyarak korudukları çıbanları da bozdular ve çürümeye terk ettiler.
Çanakkale ye yedi iklimi cihandan asker getirerek saldıran vahşilerin çocukları, sahip oldukları teknoloji üzerinde vahşetlerini sergilemeye devam ediyorlar.
Hani bir fıkra vardır: Adamı yamyamlar yakalamışlar, kabilelerine götürmüşler. Kabile reisi meydana çıkınca yakalanan adam sevinmiş. Çünkü reisi İngiltere de okurken Üniversiteden tanıyor.
"Sen medeni bir insansın, Üniversite bitirdin. Şimdi beni veya bir başkasını vahşice yemeyeceksin" demiş.
Reis - Doğru söylüyorsun. Seni vahşice yemeyeceğim. Çatal kaşık ve bıçak kullanarak yiyeceğim" demiş.
Çanakkale den doksan bir yıl sonra medeniyetin öncüsü olduğunu zan eden Amerika, Irak ta düğün evine bomba atıp gelini, damadı ve iki aileyi tarihten siliyor. Bir yemediği kalıyor.
Siyasilerimiz, Çanakkale şehitliğinde Yemenli Ali, Bağdatlı İsmail in başında Fatiha okurken Bağdat ta İsmail in yeğenleri yerle bir ediliyor ve biz de zalimlere yardım etmeye devam ediyoruz.
Siyasilerimiz yardım etmediklerini söylerlerken Türkiye üzerinden Bağdat lı İsmail in yerini yurdunu dağıtmaya giden ölüm canavarları hava sahamızdan geçerken Mardin in kırsalına da bir füze fırlattılar ve "Sana da sıra gelecek" mesajının yanında hava sahamızı kullandığını bütün dünyaya duyurmuş oldu.
İki şeyden birine yakınlaşırsanız, öbürüne uzaklaşırsınız. Ömrünü roman okuyarak geçiren birinin Kur an okumaya zamanı olmaz. Zalime yakın olan mazluma uzak olur. Washingtona yakın olana Bağdat Irak olur. Kafiri dost edinen, Müslüman a karşı çatık kaşlı olur.
Biz, bütün bu gelişmelerin sonunun hayır olacağına inanırız. Hayırlı olduğunu da görmeye başladık.
Bugüne kadar ayrı ve aykırı hareket edenler birleşmeye başladılar.
Adamın sandalı batmış ıssız bir adaya yarı baygın çıkmış. Aylarca beklemiş kimse gelmemiş. Kış yaklaşınca kendine bir kulübe yapmış, Kış günü ısınmak için ateş yakmış. Dışarı çıkmış yeniden odun toplamaya gidince kulübe tutuşmuş gelinceye kadar kulübe yanmış.
O güne kadar sabreden adam Rabbine kızmaya başlamış. Tam söyleneceği sırada adaya bir gemi yaklaşmış ve "Dumanı gördükte geldik" demişler.
Kulübenin yanması aslında adamın kurtuluşuna sebep olmuş.
Müttefik diye bağrına basanlara, zalim öyle bir vuruyor ki, bağırlarından bağırmalar meydana geliyor ve bizi eski dostlarımızla bir araya getiriyor.