Tarihin dönüm noktalarını temsil eden mekânlar her zaman için belleğimizde yer ederler. Bazı kavramlar o yerlerle kendilerini hissettirirler. Dünya kültür tarihinde yer alan isimler siyasi ve askeri olayların gerçekleştiği yerlerle de pekişirler. Her milleti ilgilendiren önemli olaylar bulunmaktadır.

Bugün için yoğun bir kültürel savaş ve mücadele kıyasıya yapılmakta. Çanakkale sadece Türkiye için bir anlam ifade etmiyor. Çanakkale direnişi, emperyalizmin İslâm coğrafyasına girmesinin engelleniş mücadelesidir. Emperyalizme direniş, petrolün İslâm coğrafyasında olmasının keşfiyle başlar. Osmanlı Devleti kendi doğal yürüyüşünde iken, insani tarafıyla var olurken, emperyalizm canavarının sömürü ağzı bu bölgeye dayandı. Elbette bunu salt emperyalizm ve bir çıkar savaşı olarak düşünmek eksik olur.

Geçmişte millet bir bütün iken, bugün milletin ruhsal çözülmesi, düşünsel dağınıklığı en büyük tehlike. Çanakkale de Osmanlı milleti [bunu İslâm milleti olarak ifade ediyoruz] ile Haçlı milletinin bir savaşıydı yapılan. Tunus tan, Şam dan, Cezayir den, Bağdat tan bir araya gelenlerin haçlıya ve emperyalizme direnenlerin savaşıydı. O zaman emperyalizmin gemilerine binen gafil Müslümanların varlığı dünün dramatik durumuydu. Dün, Osmanlıya karşı savaşanlar belki de bilinmeyen, farkında olunamayan bir gafletin kurbanıydılar. Kurbanı mı, talihsizliği mi, gafleti mi Bugün dünden çok farklı. Dün bir bilinç ve his vardı. Bugün karmaşa ve çıkar ilişkileri önceleniyor.

Bugün ruhsal çözülmenin getirdiği açmaz gafletle izah edilemez. Bunda çok yönlü ihanetler söz konusu. Çanakkale deki istiklâl mücadelesi, bir millettin var olma direnişi iken, bugün, dün savaşılanları elleriyle arka kapıdan değil ön kapıdan içer alma ihanetidir. Sadece Bu değil. İnsanlar tercihlere zorlanmakta. Karmaşık düşüncelere. Sanal illizyonist bir aldanma ve aldatılma ile karşı karşıya. Dün bir düşünceyi savunan ve iman derecesinde inananlar, bugün dünlerini yadsıyorlar. Onlar için dün yoktur, onlar için medeniyetin ve inancın bir değeri yoktur. Bugün vardır, yarın vardır, çıkar vardır.

Çanakkale şehitleri mi, Truva mı Batı mı, Doğu mu İslâm mı, laiklik mi, sekülarizm mi, moderniz mi, globalizm mi Neredeyse Yunan mı Türk mü tercihi arasında bocalanmakta. Bu kültürel savaşta Truva atının heykeline sığınanlar, Çanakkale şehitlerinin ruhundan kaçmaktadırlar.

Açmazlar yumağında Çanakkale duruyor.

Çanakkale, Malazgirt gibi, İstanbul gibi bir dönümün tarihidir. Ne Âkif in, ne Çanakkale şehitlerinin bugün asıl ruhları, asıl çizgileri ve duruşlarıyla bakılıyor.

Çanakkale bir dönüm noktadır, o zaman emperyalizm kapıdan içeri sokulmamıştı. Bugün emperyalizm dört bir kapıdan elini kolunu sallayarak giriyor. Truva atlarıyla giriyor. Dün ihanet dışarıdaydı, bilmeyenlerin gafletiydi. Bugün içeride ve çıkar uğruna olan bir davranışla rahatlıkla teslim olabiliyorlardı.

Çanakkale şehitlik kavramıyla özdeş bir belde, bir mekân. Şehitlik İslâm ın özünden ve ruhundan gelme. Çanakkale İslâm ile özdeştir. Anzaklar sadece kuru bir anış için gelmiyorlar Çanakkale ye. Kirleriyle ve ruhları iğfalleriyle geliyorlar. Oralar içkilerinin kutularını boca ederken bir ruhu kirletmenin peşindedirler. Daha da tehlikelisi, bir inancın senfonisini göğe asan bir milletin ruhuna bir saldırıdır.

Savaş bugün farklı seyrediyor. Bir milletin teslim olduğunun göstergesi.

Yabancı ruhlara teslim oluş. Yabancılarla birlikte yabancılığın sözcüleri bulunuyor.

Yabancılar olmadan onların görevlerini yerine getirenler bulunuyor. Yeni bir ruh, yeni bir bilinç gerekli.