“Önce devlet mi, insan mı” dersek ne dersiniz? Önce devleti kurmak mı, yoksa önce insanı onarmak mı elzemdir?

Biz yıllarca “Bu iş siyasetle olmaz, önce insanların kalbini düzeltmek lazım ki onlar doğru yolu, kendileri bulabilsin” diyenler ile “Önce devleti düzeltmek lazımdır ki devlet eliyle ve topyekûn bir temizlenme, arınma sağlanabilsin” diyen ve zaman zaman birbirinden nefret eden insanların arasında kaldık. Hatta belki de bizzat o taraflardan birisi olduk. Bir görüşe göre, sadece ahlaki çalışmalar yapılarak, tebliğle, sohbetlerle ama hiçbir adres göstermeden insanlar doğruya teşvik edilmeliydi. Diğer görüşe göre de hep siyasi çalışmalar gözetilerek insanlardan oyları istenmeli ve kurulan İslam Devleti ile tüm sistem yeniden inşa edilip insanlık topyekûn bir düzelme yoluna getirilmeliydi.

Bu tartışma, “Turşu limonla mı yapılır, sirke ile mi” tartışması kadar basitti aslında. Çünkü her ikisi de doğruydu. Her ikisi de birilerince yapılmalıydı. Hem tek tek kalplere hitap edilerek insanlar ihya edilmeli hem de devlet eliyle tüm sistem düzeltilmeliydi. Ne biri diğerine karşı önemsizdi ne de biri ötekinden öncelikli...

Zaten bunu düşünmüş olan Erbakan Hocamız çok güzel bir sistem kurmuş, Milli Görüş davasını pek çok farklı meslek gruplarına göre kategorize etmenin yanında, Saadet Partisi olarak siyasete öncelik veren bir kolu, Anadolu Gençlik Derneği olarak da kalplere dokunmaya gayret eden diğer bir kolu oluşturmuştu.

Sistem gayet basit ve netti. Dernek’in manevi eğitim ve ahlâkî yapılandırması ise kalbi temizlenmiş, selamete ermiş insanlar zaten Milli Görüş yolunu bulacak ve Parti hizmetleri ile de bir daha yanlışa düşmemesi için tüm gayri ahlaki yollar kapatılacaktı. Plan kusursuzdu. Dernek’in mahalle sohbetlerinde arınmış, aslını bulmuş insanlar zaten sandıklarda gönüllü müşahit olacak, fert fert, birim birim, mahalle mahalle bir yürek devleti kurulacaktı.

Ne yazık ki teorik olarak mükemmel olan plan pratiğe dökülme aşamasında biraz sekteye uğruyordu.

Bizler, aylarca Kur’an okumaları, hadis sohbetleri yaptığımız ve hiçbir şekilde siyasete girmeyip önce kalplerini ısındırmaya çalıştığımız topluluklarda ne zaman ki ucundan kıyısından suya sabuna dokunmaya başladık, o zaman grubumuzun dağılmaya başladığını, ne zaman ki yanlış icraatları hatırlattık “Hayırlısı neyse o olsun” diyerek konuyu kapatmaya çalıştıklarını gördük!

Bizler yıllarca sıkı fıkı dostluklar kurduğumuz insanlarla biraz da olsa sohbet konularını çiçekten böcekten sisteme getirdiğimizde yavaştan yavaştan bizden soğuduklarına şahit olduk.

Oysa içimiz hep itiraz etti. Eğer İslam, namazını kılıp orucunu tutmakla ve camilerinin, kurslarının açık olması ile yetinilecek bir din olsa idi Allah Rasulu, ashabı ile Medine’ye hicret ettiği zaman neden ilk iş olarak bir devlet kurma çabasına girişmişti? Her böylesi bir hayal kırıklığı ile karşılaştığımızda gönlümüzün duvarlarında yankılandı, İslam çiçek böcek dini değil, sistem dini idi...

Öte yandan Allah Rasulü eğer ashabının kalbine dokunmamış olsa idi kısa bir süre içinde İslam bu denli güçlenemez etrafındakilere kendini sevdirmemiş olsa idi “Anam babam sana feda olsun” diyecek sevdalılar oluşmazdı.

Anlıyoruz ki birbirine zıt gibi görünen bu görevler aslında birbirinden ayrılmaz parçalardır. O halde iş yine Milli Görüş’e, Milli Görüşçülere düşmektedir. Bu davanın hangi kolunda, hangi biriminde hizmet ediyor olursa olsun, her bir Milli Görüşçü kardeşimiz ilk önce kalplere hitap ettiğini bilerek hareket etmeli, hiçbir gönlü incitmeden ama davasından da ödün vermeden çalışmalar yürütmelidir. Kalplere dokunarak bir yürek devleti kurmanın her şeyden önce kendi kalbini temizlemekle mümkün olacağını idrak etmeli ve içinde kir pas dolu, dünya ve dünyalık dolu bir kalbin bir başka kalbe değemeyeceğini anlamalıdır.

Daha kendi içindeki arkadaşlarını bile kendisine ısındıramamış, kalbini kalbine yaklaştıramamış, adı anılınca herkesin yaka silktiği her bir davadaşımız, dışarıdaki insanlara hakkı ile ulaşamayacağını bilmelidir.

Bizler Milli Görüşçüyüz. Hira’ya inmeye başlayan tertemiz vahyin bir sonraki nesle aktarılmasını görev edinmiş neferleriz. Ne sadece siyaseti alır, oy için çalışmalar yapar, insanlara sadece oy gözüyle bakarız, ne de etliye sütlüye dokunmayan, hatim üstüne hatim indirip onu uygulamayan veya uygulanmasına engel olanları savunan bir din anlayışının insanların hafızasına yerleşmesine müsaade ederiz.

Siyasetimiz dinimizdir ve bunu unutmamak, aracı amaç edinmemek için dualar eder, Rabbimizden yardım dileriz. Din üzerine kurulu bir sistemin dünyaya hâkim olması içinse o dini önce kendi kalplerimizde yeşertmemiz gerektiğini, sonra oradan katre katre insanlığa sızacağını biliriz…