2012 senesinin ekonomik olarak en kötü durumdaki ülkesi hiç
kuşkusuz Yunanistan’dı. En azından Avrupa ölçeğinde bunun böyle olduğu
söylenebilir. Yine Avrupa ölçeğinde, en iyi durumdaki ülkeyi soracak olursanız,
bizim iktidar yanlısı basın, kesinkes Türkiye der.
Ekonomide yaşanan ve 2013’te de sürmesi beklenen belirgin
yavaşlama (ki durgunluk tehididi de var), tutmayan makroekonomik hedefler ve
neticesinde vatandaşın sırtına yüklenen zam küfesi, bütçe açığının dikiş
tutmaması gibi unsurları görmezden gelip, ihracatta rekor kırıldığını ve
(ekonomik yavaşlamaya bağlı olarak) cari açığın düşmesini müthiş başarılar
olarak önünüze koyabilirler. Dış basının ve belirli çevrelerin temelsiz
övgülerini de kendilerine dayanak yaparlar muhakkak.
Milyonlarca emeğiyle çalışarak geçinenin, esnafın,
sanatkarın sıkıntıları ve geçimde yaşadığı zorlukları görmezler ve paradan para
kazananların, sermaye sahiplerinin memnuniyeti endeksli güzellemeler yaparlar
muhakkak. “Herkes Türkiye’ye hayran” derler ama verilerle bunu
gerekçelendiremezler velhasıl-ı kelam. Kısacası, üretici kesimlerden küçük
esnafa, memurdan işçiye kadar pek çok kesimin sıkıntıları göz ardı edilir,
ancak paradan apara kazananların, bankaların, uluslararası sermayenin en ufak
memnuniyetleri bile baş tacı edilir, yere göğe konamaz.
Türkiye’nin mevcut ekonomik durumundan en memnun kesimler
paradan para kazananlar ve bankalardır kuşkusuz. Bankaların, özellikle son 5
yılda yaptığı kârlar, dünya ölçeğinde bile kendine rakip bulamayan cinstendir.
Bankaların yanına borsayı da rahatlıkla eklemek mümkün tabii.
4 senedir ekonomik krizle boğuşan ve Avrupa’nın, muhtemel
bir domino etkisi korkusuyla, can havliyle sağladığı yardımlarla birkaç defa
iflasın eşiğinden kurtulmuş olan Yunanistan ile, yere göğe konamayan
Türkiye’nin ortak bir noktası vardır. Her ikisi de, IMF’nin dayattığı ekonomi
politikalarını, yaşadıkları ekonomi krizlerin ardından “acı reçete” kabilinden
uygulamaktadırlar. (Türkiye’de kimileri, Türkiye’nin ekonomide “kendi
hikayesini” yazdığını söylüyor ama o hikayenin IMF’den ve neoliberal
politikalardan bağımsız olduğunu söylemek mümkün değil) Ancak, bahsettiğimiz
ortak nokta bunun haricinde bir şey.
Her iki ülkenin borsası da, 2012’de Avrupa’nın getiri
şampiyonu oldu. Yunanistan’da geniş halk yığınları kemer sıkma politikalarına
muhatap olurken, Türkiye’de de aynı kesimler birtakım illüzyonlarla ve “ekonomi
mükemmel” propagandalarına maruz kalıyorlar. Yunanistan, batmaktan kurtulmak
adına, bizim 2001’de aldığımız acı ilaçları yutuyor. 2001’den beri küresel
sisteme daha sıkı fıkı entegre olan Türkiye ile birlikte Yunanistan da, küresel
sermayenin menziline girmiş durumda. Her iki ülkenin ortak yönü şu ki,
borsaları coşuyor, rekor kazançlar sağlıyor paradan para kazananlara.
Borsanın, makroekonomiden ne kadar da bağımsız olduğunu ve
sermayenin gündemine göre hareket ettiğinin göstergesi bu iki ülkenin ortak
noktası. Her iki ülkede de, geniş halk yığınlarının iyi bir yıl geçirdiği
söylenemez. Yazın başında Türkiye’deki memur maaş zammı tartışmalarını
hatırlayın. Buçuk puan fazla zam vermesi durumunda Türkiye’nin “Yunanistan gibi
olacağını” söylemişti Sayın Başbakan. Yıl sonundaki manzara ise paradan para
kazananları ihya eden bir Türkiye ve buçuk puanları hesaplayan memur, işçi,
çarkı çevirmeye çalışan esnaf, sanatkar, üretici.
2013’ten umutlu olan kesimlere bakınca yine bankalar,
paradan para kazananlar görünüyor. Muhtemelen, borsa 2013’te de yeni rekorlar
kıracak ve geniş halk yığınları dediğimiz vatandaş günü kurtarmanın, “medar-ı
maişet motorunu” yürütebilmenin derdiyle geçirecek koca bir yılı. Esnafı,
sanatkarı, üreticisi, “istikrar” adı altında karşılıksız çıkan çeki de, geciken
ödemeleri de, borcu bir başka borçla ötelemeyi de sineye çekecek. Ta ki duvara
dayanana dek.