17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile başlayan

süreç, AKP-Cemaat kavgasına dönüştü. İki taraf da alabildiğine ve acımasızca

üst yöneticilere ve tabanlara karşı saldırıyor. Ellerinde kaset baltaları, tape

satırları, arşiv silahlarıyla birbirlerini öldüresiye yaralıyor.

 İLK YAKINLAŞMA

AKP nin kuruluşunun Milli Görüş ten ayrılarak

gerçekleşmesi Cemaat in AKP ye yakınlaşması için geçerli bir referans olarak

kabul gördü. Çünkü Fethullah Gülen yönetimindeki Cemaat, Milli Görüş ün AB ve

ABD karşıtlığını desteklemiyor ve yanında görünmek istemiyordu. İşte bu

hareketin içerisinden gömlek çıkararak ayrılan AKP takiyye yapmadığını

ispatlayabildiği gün Cemaat AKP ye yaklaştı. Al gülüm-ver gülüm lü bir

işbirliği, uzun yıllar kavgasız gürültüsüz sürdürüldü. Cemaat tarihinde alenen

hiç yapmadığı bir şekilde tabanını bir siyasi partinin desteklenmesi

gerektiğine ikna etti. Medyasıyla halktan hükümetin eksiklerini, yanlışlarını

ve hatalarını sakladı. Hükümetin gönlünü hoş tuttu ve bunun karşılığını

(Başbakan ın Ne istediniz de vermedim açıklamasından anlıyoruz) fazlasıyla

aldı. Öte yandan Başbakan Erdoğan Cemaat tarafından organize edilen Türkçe

Olimpiyatları na bizzat katılarak Fethullah Gülen i ülkesine davet etti. Bu

davet öyle yavan bir geçiştirme de değildi. Canı gönülden bitsin bu gurbet

diye çağrıda bulundu Başbakan.

 İLK KAVGA

Devletin imkânları cemaate, cemaatin imkânları AKP ye

aktarılırken hesapta olmayan bir arıza çıktı: Dershaneler. Hükümet

dershanelerin kapatılacağını açıkladığı tarihten itibaren cemaat tarafından

gelen tepkilere kulak asmadı. Görüşmeye yanaşmadı. İpler gerildi ve nihayet 17

Aralık ta koptu. Uzun yıllar süren çıkara dayalı dostluk bitti ve kavga

başladı. Polis ve yargıda AKP nin desteğiyle ve belki de göz yummasıyla

kadrolaşan cemaat, bu gücünü hükümete karşı kullanmaya başladı. Sırtımızdan

hançerlendik diye durumu özetleyen Erdoğan ın buradan darbe beklemediği açıkça

görülüyor. Ancak oy karşılığı cemaate istediklerini verirken halkına ihanet

içerisinde olan Başbakan ın bu sızlanmasına kendi tabanından bile içlendikleri

notu düşülerek destek geldi. Siyasi iktidarını al gülüm-ver gülüm

politikasıyla güçlü tutan Erdoğan, Gülen cemaatinin dışında da birçok yapıya

makam, ihale, nüfuz vererek kendi partisini güçlendirmeyi tercih ederek tarihi

bir hata yaptığını henüz anlamadı. Gülen in direktifleriyle Türkiye deki

icraatlarını sürdüren cemaatin seçimlerden sonra operasyona karşı hazırlıklı

olması gerektiği ifade ediliyor. Erdoğan, seçimlerden güçlü çıkması halinde

Gülen cemaatinin hâl edilmesi için büyük bir savaş başlatacak değerlendirmeleri

yapılıyor. Gülen ise bu durumun farkında olduğundan -ve diyalog kapılarının

kapandığından emin olduktan sonra- seçimlere kadar var gücüyle mücadelesini sürdürecek.

 DIŞ MİHRAKLAR DEVREDE Mİ

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ın 17 Aralık

operasyonunu dış güçlere bağlaması, yolsuzluk iddialarını hafifletici bir sebep

olarak göstermiyor. Benim yolsuzluktan anladığım devletin dolandırılması

tanımı ise dolaylı olarak yapılan yolsuzluğun masum olduğunu göstermiyor.

Devlet imkânları ile verilen ihaleler karşılığı bağışa zorlama, bir televizyon

kanalının kurtarılması için havuz oluşturma, sit alanını imara açarak

karşılığında villa hediye edilmesi gibi iddialarla karşı karşıya olan

Erdoğan ın bütün bunlar dış güçlerin işi diyerek halkı ikna etmesi mümkün

değil. Yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcıları değiştirdikten sonra,

emniyette kendine yakın isimleri atadıktan sonra alnımız açık demek de soru

işaretlerini ortadan kaldırmaya yeterli değil. Ancak burada Türkiye devletinin

başında olan bir hükümete karşı ellerini ovuşturan bir dış mihrak varsa (ki bu

mihraklar AKP nin kuruluşundan beri dirsek temasında oldukları yerlerdir)

onların temizlenmesi gereklidir. Bunu temizleyecek olan halk değil hükümet

olmalıdır. Hangi hükümet Elbette ki dış mihraklarla oturup kalkan bir siyasi

hareket değil, halkın çıkarlarını düşünen milli düşünceye sahip olan dava

adamlarının kurduğu bir hükümet. AKP ve Genel Başkanı Erdoğan eğer gerçekten

ülkeyi dış mihraklardan kurtarmak istiyorsa Bana ne Amerika dan diyebilecek

cesarete sahip olmak zorundadır. Gerisi laf ü güzaftır.