Klasik tanımlamamadır: Medya dördüncü güçtür. Yasama,
yürütme ve yargının ardından kamuoyunun fikirlerini, düşüncelerini,
eleştirilerini bir şekilde toplumsal dokunun kılcal damarlarına aktarma
görevini üstlenir. Oysa Türkiye gerçeklerinde medya kendisine farklı görevler
ve roller biçer. Medya yargılar Medya, siyaseti etkileyerek toplumsal
algıların biçimlenmesi için çabalar Medya, yargı organını bile etkilemeye
kalkışır. Hele, seçim zamanlarında kamuoyunu öylesine manipüle eder ki, sanki
Türkiye demokratik bir ülke değilmiş gibi bir hisse kapılırsınız. Hükümetler kurmaya
kalkışır, hükümetler bozmaya çalışır. Yayınladığı kamuoyu anketleriyle
seçmenlerin zihinlerinde farklı bir dönüşüm yapmaya uğraşır. Medyanın
Türkiye de siyasi zemine müdahil olmasıyla ilgili geçmişe doğru gittiğimizde
yüzlerce örnek bulacağımızı biliyoruz. Ama biz en çarpıcılarından ve en
belirginlerinden bazılarını ortaya koyalım. 28 Şubat süreci. İşbaşındaki
Refah-Yol iktidarını alaşağı edebilmek ve yeni bir hükümet kurulmasını
sağlayabilmek için medyanın verdiği anti demokratik sınav hâlâ belleklerimizde.
Bu süreçte tüm medya organlarını seferber eden medya patronları, yaptıklarıyla
övünüyor ve bu sürecin kendileri için bir zafer olduğunu iddia ediyordu. Medya
ve işbirlikçileri kazanmış, demokrasi kaybetmişti.
Medyanın demokrasi tarihinde toplumsal dinamikleri bozmak
için yaptığı mücadeleyle ilgili, darbeler geçmişimizle yüzleşmek aslında
bizlere çok şeyi anlatmaya yeter. Türkiye nin demokratik yapısına müdahalede
bulunmak için militarist irade, geçtiğimiz dönem içinde hep işbirlikçi olarak
medyayı kullanmıştır. Medya, kendi kurduğu refah klanlarını ve mutluluk
tablolarını elinden kaçırmamak için militarist iradenin manivelası olmayı içine
sindirebilmiş, demokrasinin yok olmasına seyirci kalarak yalaka olma yaftasını
boynuna takabilmiştir.
Maalesef medya, bugün toplumu güce itaat ettirebilmek,
rıza üretebilmek için seçim sürecini de tüm yönleriyle ajite etmek,
kullanabilmek için çaba göstermeye devam ediyor. Yandaş olarak tabir edilen
medya, iktidar yanlısı yayınlarına Muhalefet damarlı medya ise CHP nin
kuyruğuna takılarak hareket ediyor. Sanki Türkiye de iki siyasi parti varmış
gibi bir izlenim oluşturulmaya çalışılıyor.
Bu tercih savrulmasının 10 senedir Türkiye yi hangi
noktalara ulaştırdığını rahatça görebiliyoruz. Oysa siyasi hayatın renklerinin
mecliste temsil edilmesi, o ülkenin sosyal barışının oluşturulması için en
önemli etkenlerden birisidir. Oysa iktidar nimetlerinin farkına varan,
babasının çiftliği gibi yönettiği ülkede her türlü rantın dağıtılmasının öncüsü
olanlar, tek başına iş başında olmanın keyfini sürebilmek için anti demokratik
yüzde 10 baraj meselesini bile kurcalamak istemiyorlar.
Medya da bu kirli değirmene su taşıyabilmek, ülkedeki
kirli mekanizmaların sürüp gitmesi için kamuoyunun algılarında kendilerince
seçicilik oluşturabilmek için manşetleriyle, yorumlarıyla, köşe yazılarıyla
topyekûn bir harekât yapıyor.
Bir derin dalga gerekiyor Bu toplumun genetik
kodlarında, milli ve manevi damarında, siyaset düzleminde temel taşı oluşturan
Milli Görüş ün, bu kirli kumpastan kurtulup, büyük bir hamle yapması için,
medyanın garezinden kurtulabilmesi için bir büyük derin dalga gerekiyor.