Bismillâhirrahmânirrahîm;

     YARIN 24 Kasım… Öğretmenler Günü… Her sene takip ederim. Hep öğretmenin değer ve önemi idealize edilir; “öğretmen güzellemesi” yapılır. Eğitimin temel meselelerine eğilmeye bir türlü sıra gelmez. Öğretmenlik mesleğinin kutsiyeti anlatılır; “Öğretmen bir mumdur, kendisi yanar, fakat toplumu aydınlatır” diyerek fedakârlığı övülür; “Dünyanın En Güzel Çiçekleri”ni yetiştirdikleri söylenir. Muhtevasız bir öğretmen güzellemesinin de eğitime bir katkısı olmaz.

     Öğretmenler Günü’nde biraz da eğitimin sorunlarını, idealist öğretmen yetiştirmenin önündeki engelleri konuşmaya ne dersiniz? Mademki eğitim, geleceğimizin teminatı olan nesillerin yetiştirildiği bir alandır; öyleyse bu alanın gerektirdiği titizliğin gösterilmesi gerekmez mi?

     Yine, mademki eğitimin baş aktörü öğretmendir; ona itibar kazandırmadan bu kutsal görev nasıl yapılır? Okul müdürünü, öğretmenini öldüren; sınıfta öğretmenine çektirmediği sıkıntı bırakmayan öğrenci örnekleri ortada dururken, öğretmene nasıl itibar kazandıracaksınız? Böyle bir atmosferde hür düşünceli, özgür iradeli nesiller yetiştirmek mümkün mü?

     Mevcut eğitim sistemi yasakçı, zorunluluk anlayışına sahip, tabiî olana müdahale eden, serbest iradeyi dışlayan, yetenek ve becerilerin önünü tıkayan bir yapı özelliği taşıyor. Düşünen beyinler; okuyan, inceleyen, araştıran, hayatı sorgulayan uyanık insanlar yetiştirmenin yolu açılamıyor.

     Düşünebiliyor musunuz? Yabancıların projesini uygulayan istismarcı bir kişi, yarım asır bu ülkede at oynattı. Her türlü istihbarat ağına sahip yöneticilerimiz, “Aldandık”; “Kandırıldık”; “Ne kadar da safmışız” gibi sözler ettiler.

PLANLAMA EKSİKLİĞİ

     BU ülkenin değerlerini üstlenme muhtevasından yoksun bir eğitim sistemimiz var. Kadim değerleri kuşatan inancımız, zengin kültürümüz, dünyanın imrendiği ihtişamlı tarihimiz eğitime hangi ölçüde yansıyor, dersiniz? Yabancı etki altında ve başkasına özenen taklitçi eğitimle büyük mesafeler alınamayacağını hep birlikte görüyoruz.

     İrfan, basiret, feraset sahibi insanlar yetiştiremeyen bir eğitim sistemi tutucu, ufku kapalı, sürü psikolojisine sahip bir toplum üretiyor. 12 yıllık “zorunlu” eğitime kimse itiraz etmiyor. Başka şeylerde “zorunlu”luk olsa da; eğitim “zorunlu” olmayı kaldırmaz. “Zorunlu”luk, “sorunlu”luk üretir. Eğitimin temeli sevgi, ilgi ve bilgidir.

     Eğitim sistemindeki “planlama” yoksunluğu herkesin görebileceği kadar açık. Bugün ülkemizde 750 bin atanamayan öğretmen var. Öğretmen açığı 140 bin. Ancak 20 bininin ataması yapılabiliyor. Geri kalanı ne olacak? “Genç işsizler ordusu”na katılacak. Gençler, hayata büyük bir hayal kırıklığıyla başlayacak. Devletine, çevresine güveni zedelenecek. Psikolojik sıkıntılara girecek.

     Yalnız eğitim alanında değil, ziraat fakülteleri gibi pek çok alanda ihtiyaç fazlası üniversite mezunu var. Meslek yüksek okulu mezunlarının problemi daha da büyük! Peki, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kadar insan yetiştirmeyi “planlamak” o kadar mı zor? Bu “planlamayı” yaparsanız “ara eleman” problemini de çözmüş olursunuz!

     Ülkenin itibarlı kurumları arasında yer alan Devlet Planlama Teşkilatı’nı (DPT) kaldırmanın acı faturasını görüyor musunuz? “Planlama” mantığı gelişmeyen bireyler el yordamıyla, rasgele iş yapma alışkanlığı kazanıyorlar.

AİLE EĞİTİMİ ŞART

     BUGÜNKÜ maddeci eğitim, yeni baştan ele alınmadıkça düzelmeyecek gibi duruyor. Eğitim herkesi kuşatacak şekilde planlanmalı. Sevgi, şefkat, merhamet ve himayecilik anlayışı egemen olmalı. Bu iş için de eğitime aileden başlanmalı. Aile kurumu güçlendirilmeli; manevi duygularla beslenmelidir. Sevgi, aile sıcaklık ve himayeciliği, şefkat, merhamet, sorumluluk duyguları ile yetişen bir yavrumuz iyi bir aile eğitiminden geçmiş sayılır.

     Aynı manevi iklim okullara da yansıtılmalı. Bunu yapmak zorundayız. Son yapılan bir araştırma, Türkiye’de ahlâkın yüzde 83 oranında gerilediğini ortaya koyuyor. Ahlâk ve maneviyattan yoksun bir toplum sorumluluk duygusundan mahrum olur. Bu anlayışla ülkesini savunamaz. Geleceğine de sahip çıkamaz.

     Öğretmenlerimizi de bu manevi duygular ve sorumluluk anlayışı ile yetiştirmeliyiz. Öğrenciler çok kere öğretmenlerini örnek alırlar. Sevgi, iyi niyet, samimiyet ve manevi duygularla donanmış bir öğretmen, öğrencilerine güzel örnek olur. Hatta öğretmen ve öğrencisi arasında, farkında olmadan bir “benzeşme” oluşur. İşte, o zaman ülkemiz iyi insanlar ülkesi haline dönüşmüş demektir.

     Acil olarak yapılması gerekenlere gelince… Eğitimin problemlerini çözemeyen bir ülke kalkınamaz. Öğretmenlerin ücret ve kadro problemi çözülmelidir. Ücretli, sözleşmeli, kadrolu ayrımı yapılmadan, aynı işi yapanlar aynı ücreti almalıdır. Öğretmen ayrımı yapmak haksızlık ve adaletsizliktir. Problemlerin çözümü vardır. İstanbul’u fetheden, Çanakkale harikasını oluşturan bu milletin o kadar yüksek motivasyon kaynakları var ki!..