Neden almamıştı Rasulü selamını Neden yüz çevirmişti
ondan Belki duymamıştır düşüncesiyle bir kez daha selam vermiş ama Allah
Rasulünden yine ses çıkmamıştı. Şaşkındı. Kendisine kızgın olduğunu anlaması
uzun sürmedi, ama neden Ne yapmıştı O nu kızdıracak O nun gülden güzel,
güneşten parlak yüzünü çevirten sebep ne olabilirdi acaba Kafasında bu
düşüncelerle boğuşurken bir umut tekrar selam verdiyse de nafile. Ashap da en
az onun kadar şaşkındı bu hale. Artık dayanamamış ve arkadaşlarına bunun
sebebini bilip bilmediklerini sormuştu. Duyduğu cevap ne olup bittiğini
anlaması için yeterliydi: Allah Rasulü yanında biz de olduğumuz halde gezintiye
çıkmıştı. Diğer binaların yanında (büyüklüğü ile) diğerlerinden sivrilmiş bir
kubbe gördü. Bunun ne olduğunu sorunca, biz de sana ait olduğunu söyledik. O,
hiçbir şey söylememişti.
Çok kızmıştı kendine. Nasıl unutmuştu Efendisi nin Bilin
ki, zaruri olmayan her bina sahibine vebaldir. dediğini. Nasıl çıkarmıştı
aklından komşuluk hakkıyla ilgili konuşurken, Eğer önünde bina yapıyorsan, çok
yükseltip onun rüzgârını, güneşini kesmeyeceksin. Ona eziyet vermeyeceksin.
deyişini.
Bütün bunları duyması ve hatırlamasıyla yerinden
fırlaması, koşarak arkadaşlarının yanından uzaklaşması bir olmuştu. Bir süre
sonra üstü başı toz toprak içinde görüldü Medine sokaklarında. Ashap ne
olduğunu anlamaya çalışan gözlerle bakınırken gördüler ki, kubbenin yerinde
yeller esiyordu. Ve o zaman anladılar, koşarak o kubbeyi; yani binasını,
sığınağını, evini yıkmaya gitmişti. Çünkü Rasulüyle arasına hiçbir şeyin
girmesine izin veremezdi. Kendi canından, kendi nefsinden bile daha çok sevdiği
iki cihan güneşi için, evini yıkmıştı çok mu O nun gül cemaliyle komşu olup
cennet köşklerinde oturmayı yeğlemişti. Bu yüzden O istemezse benliğini,
bendini, beytini yıkardı. O nun yüzünü çevirmesindense, o yüzünü çevirirdi
nefsinin isteklerine!
Ne gam ne keder O nu görene. Ne çile ne sıkıntı O nu
sevene...
* * *
Akıl ve vicdan sahibi herkes, Allah ve Rasulünü
seviyorum diyen her yürek; dönüp dönüp tekrar okumalı Ebu Davud dan
aktardığımız bu hadisi. Okumalı ve seven insan ne yapmalı, görmeli. Yalnızca
bunu değil, parmağındaki altın yüzüğü sokağın tozuna, çamuruna bulanan sahabeyi
de okumalı.
Ben size altını yasaklamadım mı diye Rasulünün
parmağından çıkarıp sokağa attığı yüzüğe, dönüp bir kez bile bakmayan o
sadakati okumalı ve anlamalı. Ben Rasulümün attığını bir daha almam. diyerek,
dünya gözünde çok değerli bir metayı hiçe sayan, nefsin ve şeytanın sözlerine
aldanmayarak, Rabbine bir adım daha yaklaşan bu yüreği selamlamalı her insan.
İçkiyi yasaklayan ayetler indiği zaman, oluk oluk içki
akan sokaklara dönüp bakmalı. Ellerinde halen içiyor oldukları şey kendilerine
haram kılındığı zaman, bir yudum dahi almadan sokaklara döken yıldızları
bulmalıyız artık yüreklerimizin göklerinde.
Ve onlara açık yüreklilikle şunu söylemeliyiz belki de:
Siz vazgeçmiştiniz dünya zevklerinizden ama bizim sofralarımızda halen kola
içiliyor. İçinde alkol olduğunu söylemeyen kalmamasına rağmen, kulaklarımız
bunu duya duya Ramazan sofralarımızın dahi vazgeçilmezi kola oluyor demeliyiz.
Küçücük çocuklarımıza bardak bardak günah içirdiğimizle övünmeliyiz.
Üzerinde içini belli eden bir kıyafet olduğu için
Rasulullah ın yanına girmediği, bu yüzden hemen onu değiştirip tesettüre uygun
şeyler giyen hanımefendileri görmeliyiz biz. Bu zamanda moda diye bir şey var,
hem çağdaş bir dünyada yaşıyoruz, biz sizin yaptığınızı yapamayız ki!
demeliyiz.
Binalarımızı yıkmak kolay değil, biliyorum. Putlarımızı
kırmak, tabularımızı yıkmak, alışılmışı değiştirmek, -üstelik bütün dünya öyle
yapıyorken değiştirmek- hiç kolay değildir. Herkes dünya ve içindekilere
bakarken, yüreğini ahirete kilitlemek kolay değildir. Herkes cennette küçük bir
köşk hayaliyle yetinirken, Arş-ı Âlâ yı izlemek, Adn cennetlerine talip olmak
her kişinin harcı değildir.
Bu yüzden fedakârlık gerektirir, sadakat gerektirir,
itaat gerektirir. Allah ve Rasulüyle aramıza giren her şeyden sıyrılmayı
gerektirir. Rasulullah ın yüzünü çevirtecek her türlü sebepten kurtulmayı
gerektirir.
Bu sebep, O ayağının altına aldığı halde bizim ısrarla
bulaştığımız faiz olabilir. Bu sebep, O, Yahudi ve Hristiyanlara benzememek
için tırnaklarını bile onlar gibi, sıra sıra kesmezken, bizim mumlarla,
hediyelerle doğum günü kutlamamız olabilir. Kızlarımızın örtüsünü emredilen
şekilde örtmemesi, erkeklerimizin bakışlarını yerlere çevirmemesi olabilir. Üç
defa annenin hakkı dediği halde, annelerimizi sadece Mayıs ayında bir gün
hatırlamamız olabilir.
Bu sebep herkese göre farklıdır. Herkesin yıkacağı
binanın büyüklüğü farklı, kullanacağı malzemelerin çeşitliliği farkıdır. Önemli
olan, gerçek bir mü minin kendini ölçüp tartması ve aşırılıklarını bulmasıdır.
Allah Rasulüne hem evini hem kalbini açtığı zaman, O (s.a.v.), hangi
sebeplerden dolayı o kalbin sahibinden yüzünü çevirecekse, onları bulmak ve
gereğini yapmaktır.
Çok değil, tek bir sebep bile olsa, bulup çıkaralım
kalbimizin derinlerinden. Kutlu Doğum da defalarca selamlar gönderdiğimiz
Efendimiz (s.a.v.) selamımızı alsın diye, bizden yüz çevirmesin diye; yıkalım
tabularımızı, yıkalım binalarımızı! Yeniden inşa edelim Allah ve Rasulü ile
aramızdaki bağı...