Her 12 Ocak günü, aynı sahne canlanıyor gözlerimin önünde…

Küçük kız çocuğu, yeni güne gözlerini açar, merdivenlerden birer ikişer iner… Çoğu zaman telaşlıdır. Zira dağıtıcı çoktan gelmiş, gazetesini kapının altından atmıştır. Son basamağı da indiği gibi hemen alır gazetesini kız. Çünkü yerde usul usul yatan, sıradan bir gazete değildir… Besmelesi “Hak geldi batıl zail oldu” ayet-i kerimesi olan Erbakan Hoca’sından emanet olan Millî Gazete’dir onun gazetesi…

Kız, gazetesini kucakladığı gibi koşar adımlarla eve yönelir. Gazetesini annesine uzatır. Annesi, ilk önce, “Taha” müstearı ile yazılmış o kısa ama çarpıcı şiirleri okur. Zaman zaman keser ve saklar… Şiirlere olan ilgisi belki de burada başlamıştı kızın. Ama en çok da kalemiyle hakkın savaşçı olanlara hayranlığı…

Okuma yazma öğrendiğinde o da okuyacaktı Taha’nın şiirlerini… Heceleye heceleye… Bir süre sonra o da şiirleri kesip çalışma masasına asmaya başlayacaktı. Biraz daha büyüdüğünde öğrenecekti ki; Taha aslında Erbakan Hoca’sının dava arkadaşı Yasin Hatiboğlu Beyefendi’nin ta kendisidir. Ardından Erbakan Hoca’sının Saadet Partisi’ni emanet ettiği dava arkadaşı Recai Kutan Bey’in de yıllarca “İsmail İspirli” olarak Millî Gazete’de yazdığını öğrenecekti. Hem hakkın hâkim olması için siyaset meydanında mücadele edecek cihat edecekler hem de kalemleri ile hakkı yazacaklardı…  

Sonra Mehmed Şevket Eygi, Zeki Ceyhan, Abdülkadir Özkan okumaya başlayacak, biraz daha büyüdüğünde Mustafa Kurdaş ve Mustafa Yılmaz tarafından kaleme alınan Kulis Ankara’yı takip edecekti. Lise yıllarında kaldığı yurda Millî Gazete sokacak, AGD’de ablalık yaptığı yıllarda önce “Çocukça” sayfalarını, sonra Millî Çocuk Dergisi’ni takip etmeye başlayacak, bir ders materyali olarak kullanacaktı. Bu sırada gördüğü tüm bayilerden Millî Gazete alacak, bir bankta unutacaktı gazetesini…

Ve bir gün büyüyüp Millî Gazete muhabiri olarak bu eşsiz şahsiyetlere mikrofon uzattığında işi vaktinden çok olan bu güzide insanların beyefendiliklerine, ilimlerine, zarafetlerine ve entelektüel birikimlerine şaşıp kalacaktı küçük kız… Davasına olan hayranlığı bir kat daha artacaktı… Bu hayranlıkla bileyecekti kaleminin ucunu, hakkı yazabilmek için… 

Size de bir yerlerden tanıdık geldi mi bu hikâye? Bu benim hikâyem olsa da biliyorum ki; bu satırları okuyan siz sevgili Millî Gazete okurlarımızın çok yakından bildiği, belki kendisinin, belki çocuklarının yaşadığı bir hikâye… Çünkü biz Millî Görüşçüler biliyoruz ki “Yeni Bir Dünya” kurulacaksa eğer bu tüm insanlara sesimizi Millî Gazete’miz aracılığı ile ulaştırdığımız da mümkün olacak. Bu aşk ve hedefle tam 53 yıldır her sabah kucaklıyoruz Millî Gazete’mizi…

Benim hikâyem hakkın sesi olan Millî Gazete’mizin bir yazarı, ferdi olarak devam ederken biliyorum ki sizlerin hikâyesi de Millî Gazete okuru olarak devam ediyor… Hepimizin paydası bir: Yeni Bir Dünya’yı imar etmek…

Belki bugün çocuklarımız bizim gibi kapının altından bırakılan Millî Gazete’mizi almaya gitmiyorlar ama biz çocuklarımızın ellerinden tutup her sabah evimize en yakın bayiden almaya gideceğiz gazetemizi…

Ve “Yeni Bir Dünya kuruldu” manşetini çocuklarımızla birlikte okumak için…

Nice 12 Ocak’lara Millî Gazete’m…