"İnsan için emeğinden başkası yoktur."
(Kur an; Necm, 53/39)
Hepinize merhabalar Keyifli okumalar
Bugünkü yazıma yedi iklim başlığı ile başlamak geldi, gönlümden. Sevabı ve şerefi varsa; Ali Haydar Haksal kardeşimin boynuna! Pazartesi günü, gazetemiz müdürlerinden Hasan Durmuş ve diğer muhterem zevat ile "Millî Görüş Tarihi" çalışmaları vesilesiyle bir araya geldik. Ali Haydar Haksal bey de oradaydı.
İlim ve kalem erbâbı iyi bilir; bu birliktelikler öylesine bereketli ve keyifli olur ki, anlatılamaz, ancak yaşanır. Bizimki de işte öyle bir şey
Bir araya gelince, fikir ve ürün teatisi olmaz olur mu; elbette olur. Bendeniz haftalık "Kur an ve İlim Seminer Notları" ikramımı arz ederken, Ali Haydar bey de "Yedi İklim" dergisinin Ocak-Şubat 2006 sayılarını lütfetmez mi. O anda önce şöyle bir baktım: Şiirler, hikâyeler, denemeler ve diğer daha nice yazılar Derginin kapağında, ortaokul ve lise yıllarımdaki arkadaşımla ilgili "[Prof. Dr.] Durali Yılmaz öyküsüyle yeniden aramızda " cümlesini görünce, onunla birlikte olduğumuz nice yıllar ve hâtıralar canlandı
Ali Haydar Haksal daha dünden, "Bugün, yarınki köşem için güzel ve duygusal bir yazı yazdım." hatırlatması yaptığından; bu sabah [28 Şubat 2006] Millî Gazete elime geçer geçmez, önce "Efendim" [yani, Efendimiz aleyhisselâm] başlıklı yazıyı keyifle ve duygulanarak okudum... Şu anda okumakta olduğunuz bu satırları yazmadan önce de, Yedi İklim dergisini dikkatlice ve keyif alarak gözden geçirdim Bazı sayfaların öylesine derinliklerine daldım ki İnanın, deryalar kadar engin olan o derinlikleri de anlatıp yazamam, çünkü yazılası gibi değil; sizlere de, sadece -aynen benim gibi- keyifli Yedi İklim okumaları tavsiye ederim
Yedi İklim in kapağında okudum: "Kaşıkçı Ali Rıza Efendi medresede öğrenciyken; cerre çıkmaktan sıkılır, utanır Rüyada Peygamberimizi görür: "Bir seneye kadar sen bundan kurtulursun " muştusu alır Ve; bir yıl sonra elinin emeği ile kaşık yapar, rızkını kazanır, sonra ilim yapar, şiirler yazıp söyler "
Kaşıkçı Ali Rıza Efendi bundan sonraki bütün ömrünü bu ahvâl üzere geçirmiş. Bugün, onun işte o örnek ve ibret alınası hayat öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum. [Yedi İklim, (0216) 399 19 14]
*
Mü minlerin Kurtuluşu ve Kaşıkçı Ali Rıza Efendi
"Necâtü l-Mü minîn/ Mü minlerin Kurtuluşu" ve diğer daha nice eserin müellifi âlim, yazar ve şair Kaşıkçı Ali Rıza Efendi [Hicrî 1300 29 Şevval 1388 / Milâdî: 1883 - 18 Ocak 1969] kaşıkçılık sanatını öğrenip, bir taraftan ilim yaparken, ömür boyu rızkını elinin emeği ile nasıl kazandığını anlatıyor:
"Zamanımızda talebe-i ulûm yaz tatillerinde civar kasaba ve köylere cerre çıkarlardı. Hem köylüye vaaz ve nasihatlerde bulunurlar, onların dinî bilgilerinin artmasına yardımcı olurlar, hem de maddî ve manevî istifade ederlerdi Bazı maddî sıkıntılarım oluyordu. Ben de talebe arkadaşlarım gibi bir hayvan alarak civar köylere cerre çıktım. Öteden beri memleketimizde yetişen ulemânın hemen hemen ekserisi böyle yetişmişler ve bir çok mahrumiyetler içinde tahsillerini tamamlayabilmişlerdir. İlk gün bir iki köy dolaştım, fakat bu iş bana çok ağır geldi, hayli sıkıldım. Beni bundan kurtarması için Allah a dua ettim. O geceyi o köylerden birinde geçirmiştim. Rüyamda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi gördüm "Bir seneye kadar sen bundan kurtulacaksın." buyurdular ve bana müjde verdiler. Uyandım; sabah namazının vakti olmuş, kalbimde tarif edemeyeceğim bir sevinç vardı, hem Hazreti Peygamber aleyhisselâmı rüyada görmenin şerefi, hem de verdikleri müjdenin sevinci. Fakat bu nasıl olacaktı ve bu kurtuluş nasıl tahakkuk edecekti kestiremiyordum.
O yıl derslere yine başladık, yine yaz geldi, tatil oldu ve talebe dağıldı. Bu defa ben, daha önce yaptığım gibi bir tarafa cerre çıkmadım, doğru köyüme döndüm. Köyümüz ormanlık, ağacı bol, havası suyu güzel bir köydü. O sene köyümüze, tahta kaşık yapan bir usta geldi; kaşık yapıyor, köylülere satıyor ve para kazanıyordu. Bana, kaşık yapma sanatını öğretmesini rica ettim, kabul etti. Kısa bir müddet sonra kaşık yapma sanatını öğrendim, ustamdan daha seri ve daha iyi kaşık yapar oldum. Dersler başlayıp da Konya ya döndüğüm zaman kaşığın boyamasını da öğrendim. Bir taraftan tahsilime devam ediyor, bir taraftan da bu sanat vasıtasıyla ihtiyacımı temin ediyor, rızkımı kazanıyordum.
Daha sonra Konya da evlendim, yerleşip kaldım. Uzun seneler Konya nın Ahmed Dede mahallesinde imamlık ve hatiplik ettim. Böylece yıllar geçti. Vaktâki Medine-i Münevvere ye hicret etme arzu ve iştiyakı bende uyandı, yine bu sanat vasıtasıyla orada da geçinebilirim diyordum. Allah a tevekkül edip yollara düştüm. Ümid ettiğim gibi de oldu. Medine de de kaşık yapacak ağaç buldum. Boş zamanlarımda, dinlenme saatlerimde mütâlaa ve eser yazmakla meşgul oldum. Hac mevsimleri gelince, yaptığım kaşıkları Hacca gelenlere "Medine Yadigârı" diye sattım. Hacılar Medine de yetişen bir ağaçtan yapılmış bu kaşıkları, Medine mamulü diye seve seve alıyorlar, memleketlerine hediye götürüyorlardı. Cenab-ı Hakk a hesapsız hamd ü senâlar olsun, burada da kaşık benim için bir medar-ı maişet oldu, geçindim gittim, kimseye muhtaç olmadım. Yıllarca önce gördüğüm rüya ve tabşirât-ı peygamberî Medine-i Münevvere de tahakkuk etti."
"Ve en leyse li l-insani illâ mâ seâ/ İnsan için emeğinden başkası yoktur." (Kur an; Necm, 53/39)