Önceki yazımıza son günlerde yazdığımız makalelerimizin sadece başlıklarını hatırlatarak başladık; bunu da elbette bu konuların önemine binaen yaptık yani bu konuların tekrar tekrar okunması, anlaşılması ve gerekenlerin bir an önce yapılması için hatırlattık…

İlgililer ve özellikle de yetkililer gerekenleri derhal yapmaya başlarlar mı?

Orası da artık onların bileceği iştir; bizim adımız Reşat, görevimiz irşat…

İrşat görevimiz yaptıktan sonra ne yapıyoruz?

Onlar yapmıyor, yapamıyor veya yapmamakta inat ediyorlarsa, geriye tek bir şey kalıyor; başımızın çaresine bakmak ve imkânlar ölçüsünde yapılması gerekenleri yapmak…

Nitekim –her vesileyle hep hatırlattığım üzere- bizler 1967 yılında resmen kurduğumuz ilk kooperatifimizden beri yani tam 55 yıldır her gün çalışıyoruz, elhamdülillah…

Önceki yazımızdan söz ederek başladık; o yazıdaki son cümlelerimizi hatırlayarak ve hatırlatarak devam edelim: “İşte bu çalışmaların sonunda bugün en çok ihtiyacımız olan “ADİL DÜZEN” ile “ADİL EKONOMİK DÜZEN” ve “ADİL DÜNYA DÜZENİ” ortaya çıkmıştır. Kur’an’dan kopmamak için Fıkıhçıların usulünü benimsemek…”

Zaten bu usul Ebu Hanife’nin ve diğer müçtehitlerin usulüdür, onların usullerinin öğrettiğidir, bunun dışında başka yapılacak herhangi bir iş de yoktur, ve’s-selam...

BİZ USULDE NELERİ BENİMSEDİK?

a) Biz hem İslâmî ilimleri hem Batı dünyasında gelişen ilimleri ilk müçtehitlerden daha iyi biliyoruz, çünkü onlardan sonra bu ilimler daha çok gelişti, dolayısıyla biz içtihatlarımızı bu gelişmiş ilimlere oturtuyoruz, elhamdülillah.

b) Onlar daha çok usulü ortaya koymakla uğraştılar. Biz ise usulden çok bilinen o usullerle günümüzün sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken yani biz Kur’an nizamını oluştururken dört delile dayanarak oluşturuyoruz.

c) Usulde mezhepler farklı yollar tutmuşlardır. Malikiler Medine örfüne, Hanefiler kıyasa, Şafiiler usule, Hambeliler ise hadislere önem vermişlerdir. Biz Malikilerden mahallî icmaları, Hanefilerden kıyası, Şafiilerden usulü temel aldık; Hambelilerden ise en az yararlandık. Hambeliler hadislere dayanmak istemişler ama konulara hadis bulabilmek için uydurma hadisleri de dayanak yapmışlar. Sonuçta o gün için yararlı olan o usul bugün artık uygulanamaz olmuştur. Bu arada Caferilerden de içtihat konusunda yararlanma imkânımız vardır çünkü onlarda içtihat kapısı kapalı değildir.

d) Hanefiler istihsanı, Şafiiler istishabı, Malikiler örfü, Hambeliler kavli sahabeyi delil almışlardır. Ayrıca Maliki ve Hambeliler mesalihi ve mürseleyi delil kabul etmişledir. Biz bunların hepsini delil olarak kabul ettik, ancak kendimize göre tanımladık. 

1- Nassta aslı belirtilmeyen kıyasa rey ile aslı bulmak şeklinde tanımladık. Nassta illeti verilmeyen kıyasın illetini bulmaya kıyas dedik.

2- İstishabı ise yeni içtihat ve icma oluncaya kadar, eski içtihat ve icmaların yürürlükte olma ilkesidir diye tanımladık.

3- Örfü mahallî icmalar şeklinde aldık. Bucakta, ilde, ülkede icmalar olur ve bu icmalar ora halkını bağlar.

4- Faydalılığı yani hikmeti illet olarak kabul etmedik. Ama illetini illet olarak anladık. Hikmet illetin illetidir.

Böylece bizim uygulamakta ve geliştirmekte olduğumuz usul bütün mezheplerin dayandığı delillere dayanmaktadır. Görülüyor ki biz yeni bir usul icat etmiyoruz, Fıkıhçıların usullerini kendimize göre düzenleyip onların usullerini daha çok açığa çıkarıyor ve netleştiriyoruz.

SONUÇ olarak; onlar da bugün burada olsaydılar yani bu çağda yaşasaydılar bizim gibi düşüneceklerdi ve bizim yaptıklarımızı yapacaklardı.

Nitekim biz de onu yani asıl yapılması gerekeni yapıyoruz.

Bu da Kur’an’ın usulü ile ilgili bir mucizesidir.