Anadolu ve Rumeli deki halkımız yatır ziyaretlerine, kır gezisi ve eğlenceyi de katmış, uzun kış aylarından sonra ilkbaharda zamanın medyası gibi de işlev gören yatır çevrelerinde, civar köylerin komşu ve akrabaları toplanarak hem yatır ziyareti yapılır, hem dost akraba birbirini görüp hasret giderir, hem de bir terapi gibi gelen sohbetler edilirdi.

Anadolu halkı bu yatır ziyaretlerine daha çok son baharda giderdi. Ağır yaz işleri bitirilmiş, ürünler hasat edilmiş sıra biraz da gezme ve eğlenceye gelmiştir. Zaten aylardır evdeki gelinin çocuğu olmadığı için kayınvalidesine sızlanmaktadır. "Kız ana hele bir de yamaç köyün mübarek yatırına gidelim, köyden pek çok kadın oraya gittikten sonra bebek sahibi oldu, tabii Allah ın izniyle." Evdeki annenin aklında da bu proje vardır, zira kızının arkadaşları olan yaşıtları çoktan gelin olup yuvasını kurmuştur.

Biçare yavrusunun kısmeti mi kapalıdır, ne Hayli vakittir işleri ayarlayıp bu mübarek yatıra gidip dua ve istemde bulunma düşüncesi zihninde hâkimdir. Yatırlı Mesireler için günlerce önceden hazırlık yapılır, en özel yemekler pişirilir, börekler açılır, sarmalar sarılır, baklavalar bohçalanır, atların çektiği arabalara doluşan köyün çoğunluklu olarak kadınları saatler sonra yatıra ulaşır, önce ziyaret yapılır sonra dualar edilir.

Bu manevi lezzet ve huzur atmosferinde insanlar dingin ve mutlu sofralarını kurarlar. İki-üç taş üzerine kurulan ocakta çalı çırpı ile ateş yakıp çaylarını demlerler. Sonra geç vakitlere değin süren tatlı sohbet. Duanın psikolojik etkisinden midir ya da bir sofra kuruştaki nezaketten midir yahut yoğun işlere değil de kısmet konusuna odaklanıldığından mıdır, daha eve dönmeden kızın kısmeti açılmış bir oğlan annesi, kahve içmek için müsait olup olmadıklarını sormuştur.

Daha mübareğin başından ayrılmadan gerçekleşen mucize ile yatıra iyice şükran duyulmuştur ama grubun üyelerinin birbirlerini görüp tanıyarak aralarında büyük bir muhabbet oluşturan mesire yerinin, temiz havanın, görkemli pastoral manzaranın katkısı hiç akıllara gelmemiştir. Belki de kız yıllar sonra kendi kısmetini açan bu uğurlu yatıra dost ve akrabalarını, ya da kızlarını ve torunlarını da götürüp yaşadığı bu tecrübeyi onlara da aktaracaktır.

İstanbul da yatırlı mesirelere örnek olarak şehrin gürültüsünden uzakta, Beykoz da Hz. Yuşa, Kırk Baba ve Akbaba yı verebiliriz. Kırk Baba isimli evliyanın kabrinin de Yuşa Aleyhisselam gibi birkaç metre uzun olmasının sebebi; halk gönlünde taht kurmuş bu mübareğin de manevi büyüklüğüne dikkat çekme düşüncesi hâkimdir. Bu sebeple diğer insanlardan daha büyük bir mezarla ahaliye bu hatırlatma yapılmaktadır.

Akbaba Hazretlerinin kabri de asude ve havadar bir ortamda yer almaktadır. Zengin bir bitki örtüsüyle ve birbirinden leziz memba sularıyla çevrili olan Akbaba Köyü İstanbul un en gözde mesirelerinden birisi olmuştu. Anadolu ve Rumeli deki birçok "yatırlı mesire"de olduğu gibi, burada da, halkın sevgisini kazanmış ve kolektif hafızada yer etmiş bir velinin gömülü olması, dinlenme ve eğlencenin yanı sıra, ziyaretlere mistik bir boyut katmaktaydı. Bu sebeple yaz, kış Akbaba Türbesinin misafiri eksik olmaz. Kabirde yatan Akbaba Mehmed Efendi,"Gaziyan-ı Rum" olarak adlandırılan gazi-dervişler zümresinin 15.yy. temsilcilerindendir.

Hayatı hakkında bilinenler, birçok benzeri gibi, tarihi olmaktan ziyade menkıbevi bir nitelik arz etmektedir.

Rum Abdallarından veya Ahilerden olan Akbaba Mehmed Efendi, İstanbul un fethinde gösterdiği kahramanlıktan ötürü, devlet tarafından ihsan edilen bu arazide şehir halkının dedikodusundan uzakta tekkesini kurduğu, fütuhat devirlerinin şenlendirme politikası gereğince, çevresini imar ettiği, zaman içinde burada, tekkenin adını taşıyan bir köyün oluştuğu anlaşılmaktadır.

Bugün hâlâ İstanbul un içinden en modern aileler bir müşkülleri olduğunda ya da çocuklarının özellikle okul sınavları için, Akbaba, Kırkbaba, Yuşa Hazretlerini ziyaret ederek bu sevgili kullarına olan muhabbetini bildikleri Yaratıcıya dua etmektedirler. Aynı zamanda güzel havalı, dağ ve deniz manzaralı, zengin bir ağaç koleksiyonu olan görkemli doğa da sıkıntılara bir ilaç gibi gelen piknik yapmaktadırlar.