Bizim ürettiğimiz değerlerin bir kısmı bizim tarafımızdan çöp sepetine atılır, bir kısmı bir zaman değerli bulunur ve tutar.

Ömrümüz boyunca soluklanan bizim ürettiğimiz değerler, bizim ölümümüzle beraber o da tarih sayfalarıyla kefenlenir.

Bizim değerlerimiz, karanlığımızı aydınlattığımız çıra, lamba, fener, el feneri, elektrik aydınlatması gibi çağa göre değişir.

Ama Rabbimizin yarattığı güneş, Hazreti Adem’den önce ve sonra bu güne kadar aydınlatmaya devam ettiği gibi kıyamete kadar da devam edecek.

Bizim çıramızdan elektriğimize kadar hepsini yaratan da Allah olduğunu unutmayalım.

Suyu, havayı, onlardan elektrik üreten aklı yaratanın da Allah olduğunu unutmayalım.

Güneş doğunca bütün lambalar söndüğü gibi, güneşi yaratan Allah cellecelalühün ölümsüz değerleri de ölümsüzdür ve gönül gözünü İslam’a açan her gönlü kıyamete kadar aydınlatır.

O bizi yaratan Allah cellecelalüh, Hazreti Adem’in vücudunda cennete doğru yarış başlattı.

Bir gün geldi tenimizle canımız buluşunca biz, bu yarışı kendi çağımızda devam ettiriyoruz.

Şu anda bütün insanlar, doğduğu günden son nefesine kadar her an ve günde bu yarışa katılmış demektir.

Ergenlik çağına gelince ilahi değerleri bırakıp insani değerleri alarak, yolunu cehennem tarafına çeken yoldan çıkmışları da cennete doğru koşanlar arasına çekmekle de görevliyiz biz.

Bu yarışta birbirimizi geçmek serbest. Kimse kimseye haset dirseği vurmadan, iftira tekmesi atmadan koşmakla ve geçmekle görevliyiz.

Yoldan çıkanları geri çevirmek için arkasından koşmak da hedefimizdir bizim.

Bu yolun yolcularından birincileri, tartışmasız peygamberlerdir.

Onların izinden giden bütün insanlar güçleri oranında değerlendirilir.

Sahip olduğunuz can, mal, unvan, makam, şan, şöhret, imkân bunların hepsi “güç”tür ve bu gücü yaratan da Allah olduğuna göre O’nun verdiği gücü, O’nun değerlerinin hâkim olması için kullanmak, yarışı devam ettirmek demektir.

Allah’ın razı olması ve cennetini lütfetmesi ödülü, verenin verdiğiyle değil, verenin niyeti ve gücüyle orantılı olarak verilir.

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: Peygamber efendimiz:

 “Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçti” dediğinde bu nasıl olur ya Rasülellah diye soruldu.

“Bir adamın iki dirhemi vardı o iki dirhemden birini sadaka olarak verdi.

Bir adamda malının yanına gitti ve malından yüz bin dirhemi sadaka olarak verdi, dedi” (Hâkim, Müstedrek, K. Zekat, Nesai, Sünen, K.  Zekat, Bab 49, Ahmet, Müsnet 2/379).

İki dirhemi/lirası olan ve onun birini verenin sevabı bin dirhem vereninkinden fazladır. Çünkü biri varlığının yarısını verdi, öbürü belki yüzde birini verdi.

Onun için biz, Sevgili Peygamberimize uyarak her gece yatmadan önce Bakara süresinin son iki ayetini okuruz.

Orada Rabbimiz:

“Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kada¬rını teklif eder” buyurur. (Bakara süresi ayet 2/286)

Kimse üzülmesin, “Keşke ben, o makamda olsaydım, param olsaydı, şöhret benim olsaydı” gibi mazeretlerle yarıştan kaçmamak gerekir.

Sana, verdiğinden soracak Rabbimiz.

Allah’ın verdiği gücün, hepsini sevdiğin baban, annen, kardeşin, hocan, liderinin sana öğrettiği değerlerin yaygınlaşması için çalıştığın kadar Allah için de çalış demeyeceğim, çünkü yaratılanların bize verdiği şeyler de Rabbimizin yarattığıdır.

Onun için Rabbimiz, kâfirlerin kendilerine değer üreten Firavun, Lat, Menat, Uzza gibi put insanlara olan sevgilerinden bahsettikten sonra, iman eden Müslümanların Allah cellecelalühü daha fazla sevdiklerini şöyle haber verir:

“İn¬sanlar arasında, Allah’tan başkasını O’na ortak koşanlar ve onları Allah’ı sever gibi se¬venler vardır. İman edenlerin Allah’a sev¬gisi ise daha kuv¬vetlidir. Zalimler azabı göre¬cek¬leri zaman bütün güç ve kuvve¬tinşüp¬hesiz Allah’a ait oldu¬ğunu ve Allah¬’ın gerçekten çetin azaplı ol¬duğunu keşke (bu dün¬yada iken) bilse¬lerdi.” (Bakara süresi ayet 2/286)

Yarış bitmedi. “Allah’ı seviyorum” diyenler, bu günden itibaren, gücümüz oranında, dünyadaki bütün insanlara yaratılanların hiçbirinin, yaratanın değerinden, ahkâmından, kanunundan daha değerli değer, ahkâm, kanun koyamayacağını duyurmaya, yaşamaya çalışalım.

Hazreti Adem’den beri, hiçbir insan, tabiata bir tek kanun koyamamış.

İlim adamları tabiata Rabbimizin koyduğu kanunları keşfederek birçok işimizi kolaylaştırmışlar.

Tabiata Rabbimizin koyduğu her kanundan yaratılan her şey memnun.

İşte biz, Rabbimizin Kur’an’ında bildirdiği Sevgili Peygamberimizin yaşadığı, tebliğ ettiği ve açıkladıkları kanunlarına çağırıyoruz bütün insanlığı.

İnsanı insana itaate değil, insanları yaratanın koyduğu değerlere çağırmaya çalışalım.

Ne kadar çalışalım?

Son bir ay içinde yaptığınız siyasi çalışmanın bir tık üstünde çalışalım ki, ayette bahsedilen Müslümanlar arasına girebilelim.

Koşu, ilk nefes aldığımızda, kulağımıza okunan ezanla duyduğumuz Kelime-i Şehadet’i, son nefesimizi verdiğimizde söyledikten sonra sona erer.

Allah cellecelalüh, hepimizi, “Doğru yola ilettikleri, afvedip sağlık-sıhhat verdikleri ve sevip korudukları arasına katsın.” Âmin.