İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri olan ABD Başkanı Rozvelt, Rusya Başbakanı Stalin ve İngiltere Başbakanı Çörçil; 1945 yılında Kırım’ın Yalta beldesinde toplanmışlar, dünyayı kendi aralarında bölüşmüşler, kendilerine göre kuvvete dayalı bir hukuk icat ederek dünya düzenini tesis etmişlerdi.
Yalta düzeni Sovyet Bloku’nun çökmesi ile, ona karşı kurulmuş olan, böylece işlevsiz kalan NATO’nun, 1992 yılında konsept değişikliği neticesi İslam dünyasını hedef alması ile yeni bir safhaya girmişti. BOP gereği İslam dünyasının işgal edilmesi, parçalanması ve İsrail’in önünün açılması ile devam ederken ve ABD kendini tek güç olarak görmesi ve Sarı Aygır Trump’ın sınır tanımayan ihtirasları sebebiyle Yalta düzeni Balta düzenine evriliverdi.
Eline baltayı geçiren Sarı Aygır, İsrail dışındaki bütün dünyayı tehdide başladı. Hiçbir kaide ve kural tanımaksızın Venezuela’da Başkan Maduro’yu kaçırarak kendini “Geçici Venezuela Başkanı” ilan etti. Baltasının hedeflerini sıralamaya başladı:
Venezuela’dan sonra Danimarka, İran, Kanada, diğer Latin Amerika ülkeleri, Türkiye ve devamı olarak belirledi ve bunları açıklamaktan da çekinmiyor.
Kuvveti hak sebebi sayan bu Yaltacıların bir gün baltacı haline geleceğini isabetli bir şekilde tahmin eden Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bu durumda yapılması gerekenleri göstererek Milli Görüş mensuplarına şu vasiyeti yapmıştı:
"Ey Milli Görüşçüler; bundan sonraki ilk hedefiniz İkinci Yalta konferansı ve yeni bir dünyayı kurmaktır."
Bu cümlenin açılımı şu olsa gerek:
“Yalta’da kuvveti esas alan dünya düzeni bir gün iflas edecek, dünya büyük bir kaosa sürüklenecektir. Bu durumda siz barışa dayalı yeni bir merkez kuracak, kaosa son verecek, Yalta benzeri bir oluşumla dünya düzenini hakka dayalı esaslar üzerine tesis edeceksiniz.”
Erbakan Hoca’mız bunu hayatı boyunca “Yeni Bir Dünya” sloganı ile kafalara yerleştirmişti. İslam Birleşmiş Milletleri, İslam NATO’su, İslam Ortak Pazarı, İslam Ortak Para birimi, İslam Kültür Teşkilatı gibi başlıklar altında izah etmişti.
Yazıklar olsun ki, bu AKP iktidarının yöneticileri hırs, heva ve heveslerine kapılarak, ele geçirdikleri iktidar gücünü; Erbakan Hoca’mızın ve Milli Görüşçülerin gayretleri ile temelleri atılan ve tesislerinde büyük mesafeler alınan, yukarıda saydığımız kuruluşları tamamlamak değil, yıkıp yok etmekle meşgul oldular. Avrupa Birliği’ne girebilmek için; aile düzenimizi, ahlâk ve manevi hasletlerimizi mahvetmek dâhil vermedikleri taviz kalmadı. ABD’ye adeta tam teslimiyet göstererek BOP Eşbaşkanlığı’na soyundular.
Şimdi elindeki baltası ile tüm dünyayı tehdit eden Sarı Aygır’a karşı, alınmış hiçbir tedbirleri olmadığı için, gıkları çıkmaz duruma düştüler. Venezuela’ya indirilen, bugünlerde İran’a karşı indirilmeye çalışılan baltaya karşı, lafla bile olsa dişe dokunur bir çift protesto sözü sarf edemiyorlar. İktidarın ikinci adamlarının ABD’yi protesto eden demeçlerini bile kendilerine yalatarak sildirmişlerdir.
İslam dünyasında uyanma ve arayışlar var. Mesela İran ve Pakistan yetkilileri D-8’in canlandırılması, İslam NATO’sunun kurulması, Türkiye’nin bu oluşuma dâhil edilmesi ve uyanmaya başlayan Suudi Arabistan ile Mısır’ın da içinde olacağı ortak bir savunma ordusu kurulmasından bahsederlerken, AKP iktidarı bu fırsatı değerlendirmek yerine, susmayı tercih etmektedir. O kadar ki, Dışişleri Bakanı Fidan’ın bu yöndeki cılız da olsa söylediği sözlerini sansürlemekle meşguller. TRT bültenlerinden bu haklı ve fakat cılız çıkışları bile sildirmektedirler. İnsan düşünmeden edemiyor; kendi bakanlarının ve müşavirlerinin sözlerine bile sansür uyguladıklarına göre, acaba ABD’den bu kadar tırsmaları ülkemiz adına mı, yoksa bazı kişilerin kendileri adına mıdır?
Pakistan yetkilileri İsrail’in Ankara’yı bombardıman etmesi ihtimalini dillendirmekte, bizimkilerden yine bir ses çıkmamaktadır.
AKP iktidarının zihinlerden bile sildiği İslam Birliği’ni kısa sürede yeniden canlandırmaları çok uzak bir ihtimal. Hiç olmazsa İslam ülkelerinin dillendirmeye başladıkları Türkiye, İran, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır liderlerini bir araya getiremezler mi? Baltanın İran’dan sonraki hedefinin Türkiye olacağını anlamak için üstün zekâlı olmaya bile gerek yoktur. Hiç olmazsa inmesi beklenen baltanın önüne bir taş koyulamaz mı?
Bırakın bu adımı sahiden atmayı, göstermelik olarak bile atmıyorlar. Atamıyorlar.
Dışişleri Bakanı Fidan, “İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.” diyor. Tedbir alınmayacaksa takip etmenin ne anlamı olabilir. Gerçek tedbir; İslam Birliği’dir, D-8’i derhal canlandırmaktır. Uyanmaya başlayan diğer İslam ülkelerini de işin içine dâhil ederek. İsrail’e ve ABD’ye hizmet eden üs ve tesisleri kapatarak. Böyle çalışmaların olup olmadığını bilmiyoruz. Lakin hâlâ Avrupa Birliği’ne girmek için çaba gösterildiğini görmekteyiz.
Yazık ki…
UÇURUM
Beyin kıvrımlarına döküp kezzap,
Yok edilirse tedbirci düşünce;
Hepimiz çekeriz büyük bir azap,
Akılsızca uçuruma düşünce!
Ekrem Şama