İnanışları ve bulundukları konumları gereği Müslümanlar seçkindirler. Seçkinlik kendileri için bulunmaz bir nimet ve bir bağış. Bunun hakkını vermek, Müslüman olma bilinciyle olunursa eğer. Eğer şartımız önemli. Görünürde Müslüman olmanın yeterli olmayacağı anlamını içeriyor. Ne yaptığının, yapacağının farkında olma düşüncesidir sözünü ettiğimiz.

Günümüz ortamında ve yaşanmakta olanlara baktığımızda böyle bir görüntülerinin olmadığı ortada. Karmaşadan karmaşaya sürüklenilirken bilinç dışı bir duygu tam anlamıyla egemenleşiyor.

İnsanın insana düşman olması, birbirine hasım kesilmesi duygusu ağır basınca o ortamda huzur beklenemez. Müslümanların yaşadığı coğrafyaya baktığımızda kritik bölgelerdeki karmaşa tam anlamıyla bir kaos. Bunun içinden çıkmanın giderek de zorlaştığı görülüyor. Çabalarımız elbette sınırlı kalıyor. Sınırlı oluşunun da nedenleri var.

Emperyallerin dilediklerini kendi kendimiz yapıyoruz. Nefret ile düşmanlık üretmek bir hayat tarzı. Bunları düşünmek bile ürkütücü. Geçmişe ait hesapları şimdi görme gibi bir hastalık bulunuyor. Şimdiden yarına yönelik bir hamle ya da çaba görülmüyor.

Bir millet birbirine bu kadar da düşman edilebilir mi? Millet diliyoruz, ırkî anlamda bir yaklaşımın ötesinde bir bakış ile. İslâm milleti.

İnsanlıkta huzur bırakmayan, insanlığı birbirine kırdıran ve sadece kendi milletini düşünen zihniyet bin yıllardır var. Bu olmaya devam edecek. İnsanlığı huzura erdirecek, birlikte yaşayabilmeyi bilen ve düşünen bir bakışa, anlayışa insanlığın ihtiyacı var. Bunun içindir ki ısrarla İslâm milleti vurgusunu dile getiriyoruz.

İslâm insanlığın huzuru için var. Her yönüyle ve hâliyle.

Ülkemizde, komşularımızda, dindaşlarımızda ve bizi ilgilendiren hemen her kesimde ciddî bir karmaşa var. Duyguların köpürtülmesi için aramızda gezinen bir karanlık ruhtan söz ediyoruz. Suriye olayı tam anlamıyla bir çıkmaz. Daha önce bu bölge ile ilgili yazdıklarımızı Felaketin Eşiği Suriye kitabımızda topladık. O felaket ne yazık giderek karmaşık hâle geliyor.

Yüzyıllardır birlikte yaşamış olan bu bölge halklarının birbirini tüketme ve yeme daha da hareketlenmiş ve kızışmış durumda. Bu bölge insanlarının yeniden huzur içinde birlikte yaşama çabaları yerine daha da derinleşerek, önü alınamaz bir sürece sürüklendiği ortada. Zor durumda kalanlar bir başka güce gereksinim duyuyorlar ve onların birer oyuncağı hâline dönüşüyorlar. Suriye dediğimiz bu bölgede Araplar, Kürtler, Türkler, Hıristiyanlar, Yahudiler, Sabiiler, Sünniler, Aleviler, Nusayriler, Katolikler, Ortodokslar ve daha başkaları hep birlikte yaşadılar. Bir halkı, topluluğu tamamiyle ortadan kaldırmak öyle kolay değildir. Onlar ya sürgün ile göçe zorlanırlar ya da köleleştirilerek etkisiz kılınmaya çalışılıyor. Bu topluluklar birbirlerini yerken gerekçeleri ise sıradan bahanelere dayanıyor.

Kimse emperyalizmin oyunlarını bozacak bir girişimde bulunmuyor. Birbirlerini tüketirlerken emperyalizm, onlara bağlı olan Siyonizm alabildiğine rahatlıyor. Siyonizm ve onun güç dayanakları Müslümanların birbirine hem düşmesinden ve birbirini tüketmesinden keyif çatıyor.

Orada zulme uğrayan ve ölen her insan bizim insanımız. Ne yazık ki nasıl bizde duygu yoğunlaşmalarıyla kimi dalgalara kapılıyorlar, kapılınıyorsa onların da kapılmamaları işten bile değil. O zaman da bu halklar birbirinin kökünü kazımak için can atıyor.

Türkiye düzleminden bakıldığında bu daralan çemberin kendilerine doğru geldiğinin farkında bile olamıyorlar. Günü düşünme geleceği düşünmemedir. Öyle ki sırf kendileri için emperyalizm ile iş birliği yapma duygusu bile ağır basabiliyor. Örneğin İran, eğer yenilgiye uğrarsa bunda kim kazançlı çıkar? Türkiye mi? Türkiye daha çok zarar görecek. Bölgedeki işgallerden sonra hangisinden kazançlı çıktı? Sonuçları ortada. Sadece emperyalizm güdümünde kalınmış oldu. Bu millet bu millete yazık ediyor.