Çin, Kovid-19 salgınını bahane ederek, Doğu Türkistan’da uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmaları ağırlaştırdı. İnsanlık dışı muameleye maruz kalan Uygur Müslümanlar dillerini, kültürel kimliklerini, dinlerini koruyabilmek için tek başına mücadele ediyorlar. Doğu Türkistan işgalci Çin’in zulmüne terk edilmiş ve ilginçtir liderlerimiz bölge halkına sahip çıkmadıkları gibi her şey yolundaymış gibi bir tavır sergiliyorlar. Bölgede yaşanan soykırım, baskı, işgal ve katliamlara rağmen ne yazık ki Çin ile ticari ve politik ilişkilerimiz eski seyrinde devam ediyor.

Bilindiği üzere geçtiğimiz günlerde Urumçi’de Çin’in karantina politikalarını bahane ederek insanları kapattığı 21 katlı binada yangın çıktı ve 44 Uygur kardeşimiz yanarak hayatlarını kaybettiler. Karantina politikası aslında ölüm ve işkence kampının diğer adıydı ve kapatıldıkları apartmanda ölüme terk edilen insanların dünya ile bağları kesilmişti o nedenle seslerini kimseye duyuramadılar. Çin, uyguladığı soykırıma ya eğitim kampı diyor ya da karantina önlemleri diyor ve katliamlar kesintisiz devam ediyor.

Ne oldu da vaka sayısı nadir görülen bir bölgede insanlar ev hapsine ve ölüme mahkûm edildiler? Nasıl oldu da insanlar diri diri yanarken binanın hemen yakınında olan itfaiye ve hastane yetkilileri yangına müdahale edemediler? Salgını bahane ederek insanları evlerinde ölüme terk eden Çin ideolojisi neyi hedeflemişti? Zihinlerimizi meşgul eden bu sorular ne yazık ki muhatabına bir türlü ulaşamadı.

Urumçi’de evler karantina altına alındı ve hedef seçilen alanlar yüksek riskli bölge olarak değerlendirildi. Vakaların yok denecek kadar az olmasına rağmen Çin karantina altına aldığı bu mekânları ölüm kamplarına dönüştürdü ve insanlar gıda ve ilaç ihtiyaçlarını karşılayamayıp ölümle burun buruna geldiler.

Doğu Türkistan’da bastığınız her alanda, karşılaştığınız her mekânda, dokunduğunuz her şeyde mazlumların ah seslerini duyarsınız. Siyasi ve ticari hesaplara kurban edilmiş bir halkın şarkılara, şiirlere, romanlara, destanlara yansıyan sitemlerini görürsünüz burada. Bölgenin kaynaklarına tamamıyla sahip olabilmek için soykırımı sürdüren Çin, köklü bir medeniyete sahip olan Doğu Türkistan’ın bütün zenginliklerini ortadan kaldırmak istiyor. Doğu Türkistan tarihini belgeleyen kitaplar yakılıyor, kültürel kimliği sembolize eden araçlar, eşyalar, ibadetler yasaklanıyor ve bir toplumun tarihi ve kültürel mirası tamamen silinmek isteniyor. Doğu Türkistan meselesini siyasi ve politik hesaplarına kurban eden siyasi aktörlerimiz ise yaşanan zulmü yok sayıp, sessiz kalmayı tercih ediyorlar.