Son zamanlarda sosyal medya akışlarımızda mutlaka denk gelmişsinizdir. Elinde bir tüple kamera karşısına geçen birileri, tükürük örneği vererek yaptırdığı DNA testinin sonuçlarını açıyor. Büyük bir dram, yapay şaşkınlıklar, hatta bazen gözyaşları… "Aslında %20 şuralıymışım, %15 buralıymışım" nidaları eşliğinde insanın bin yıllık aidiyet bilinci tek bir dijital ekrana sığdırılmaya çalışılıyor.

Peki, bütün dünyada adeta bir moda gibi pompalanan bu gen ve DNA araştırmaları gerçekten masum bir "merak" arayışı mı? Yoksa arkasında çok daha büyük, planlı bir üst aklın bölme operasyonu mu yatıyor?

Görünen o ki, birileri ekran başında bizim bu "şaşırma ve üzülme" seanslarımızı keyifle izliyor. Çünkü bu videolar ve testler masum birer eğlence aparatı değil, milletleri en küçük yapı taşına kadar ayrıştırmayı hedefleyen modern birer laboratuvar çıktısı. Bugün dünyada bu işi ticari birer "merak giderme" maskesiyle yürüten, milyarlarca insanın gen haritasını elinde tutan beş büyük küresel dev var. Bunlar AncestryDNA, 23andMe, MyHeritage, FamilyTreeDNA ve Living DNA. Tamamı Yahudi firmaları. Bu firmalar adeta birer "gönüllü veri madenciliği" şebekesi gibi çalışıyor. Bizler ekran başında yapay şaşkınlık videoları izlerken bu firmalar teslim ettiğimiz o tükürük örneklerini kendi karanlık havuzlarında topluyor, hatta kullanıcı sözleşmelerinin arkasına gizledikleri küçük maddelerle bu verileri küresel ilaç şirketlerine, yapay zeka laboratuvarlarına ve istihbarat ağlarına servis ediyorlar.

Geçmişte FBI gibi adli kurumların bu şirketlerin veri tabanlarında gizlice cirit attığının ortaya çıkması tehlikenin boyutunu gözler önüne sermeye yetiyor. Hiçbir uluslararası hukuki denetimi olmayan, hangi devletin otoritesine tabi olduğu belirsiz bu yapılar, laboratuvarlarında ürettikleri doğrulanmamış "yüzdelik" algoritmalarla toplumların sinir uçlarıyla oynuyor, istedikleri gibi at koşturuyorlar.

Sistem çok basit ama bir o kadar da tehlikeli işliyor. Küresel gücü elinde tutan belli odaklar, kendi aralarında elit yapılar kurup, sınırları kaldırıp birleşerek daha da devasa hale gelirken kendileri dışındaki tüm dünyayı atomlarına ayırmak istiyorlar. Bunun yolu da bireyin "ben kimim?" sorusuna verdiği o köklü cevabı sabote etmekten geçiyor.

Yüzyıllardır bu topraklarda etle tırnak olmuş, acıyı ve neşeyi ortak yaşamış, kendini "Türk" olarak tanımlayan bir insana sinsice yaklaşıp şunu fısıldıyorlar:

"Hayır, aslında sen düşündüğün kişi değilsin. Bak, senin yüzde şu kadarın Rum, yüzde bu kadarın Kafkas, birazın Ermeni, birazın Moğol..."

Buradaki amaç genetik bir gerçeği aydınlatmak değil, insanın kafasını karıştırarak aidiyet bilincini yerle bir etmektir. Çünkü aidiyeti, kültürü ve tarih bilinci sarsılan bir insanı yönetmek, parçalamak ve manipüle etmek çok daha kolaydır. Kültürel bir kimliği, laboratuvardaki üç beş damla sıvıya indirgediğiniz an, o milletin tarihsel bağlarını da koparmış olursunuz.

Peki, kim bu ekranlarımızı ve zihinlerimizi işgal eden genetik araştırma firmaları? Tamamen ticari birer şirket maskesi takmış, arkasında hangi küresel fonların veya istihbarat ağlarının olduğu meçhul, çok uluslu yapılar. Tamamı Yahudilerin kurduğu bu firmalar, milyarlarca insanın en mahrem verisini, yani yaşam şifresini (DNA’sını) adeta birer "gönüllü veri madenciliği" yöntemiyle topluyor. Üstelik bu pazarın arkasında hiçbir uluslararası denetim mekanizması yok. Hangi ülkenin kanunu, hangi devletin otoritesi bu şirketlerin laboratuvarlarına girip ne yaptıklarını kontrol edebiliyor? Hiçbiri. Tam bir küresel başıboşluk içinde, istedikleri gibi at koşturuyorlar.

Bu kontrolsüzlük onları dünyadaki en güvensiz yapılar haline getiriyor. Bugün kendi rızamızla, üstüne bir de para ödeyerek teslim ettiğimiz o tükürük örnekleri, yarın hangi biyolojik silaha, hangi toplumsal manipülasyon projesine altlık olacak bilmiyoruz. Daha da vahimi, bu şirketlerin önümüze koyduğu o "yüzdelik" haritaların bilimsel doğruluğunu teyit edecek tarafsız bir merci bile yok. Canları o an hangi toplumu bölmek, hangi coğrafyada etnik bir fitne ateşlemek istiyorsa, ekranımıza düşen yüzdeleri de ona göre ayarlamadıklarını kim garanti edebilir? Kendi algoritmalarıyla, tamamen karanlık ajandalarına hizmet eden yapay kimlikler üretiyorlar.

Bizler gen haritalarıyla, yapay yüzdelerle var olmuş bir millet değiliz. Bizim birliğimiz laboratuvarlarda değil, cephelerde, ortak türkülerde, aynı sofralarda ve aynı geleceğe inanmakla kuruldu.

Bugün DNA testlerinin arkasına saklanarak yapılan bu mikro-ayrıştırma fonlamalarına karşı uyanık olmak zorundayız. Birileri bizi köksüzleştirmek, "her şeyden biraz, ama hiçbir şeyden tam olmama" hissiyatına hapsetmek istiyor olabilir. Ancak unutmamak gerekir ki insanı insan yapan, bir milleti millet yapan şey genlerindeki yüzdeler değil, yüreğindeki aidiyet ve sarsılmaz ortak bilinçtir.

Peki, bu sinsi kuşatmaya karşı ne yapmalı, aidiyetlerimizin parçalanmaması için nasıl bir barikat kurmalıyız?

Öncelikle dijital dünyanın bize sunduğu her parıltılı "moda"ya büyük bir entelektüel uyanıklıkla yaklaşmak zorundayız. Kültürel bağlarımızı korumanın yolu laboratuvar çıktısı yapay kimlikleri reddedip, tarihsel ve sosyolojik gerçeklerimize daha sıkı sarılmaktan geçer. Ailede, okulda ve medyada bireylere "biyolojik/etnik" bir kimlik yerine ortak değerler, ortak bir gelecek ideali ve yüksek bir vatandaşlık bilinci aşılamalıyız. Gençlerimize bir milleti var eden şeyin kafatası ölçümleri veya gen haritaları değil dil, kültür, kader birliği ve coğrafi bütünlük olduğunu bıkmadan anlatmalıyız.

Devlet eliyle ve sivil toplum kuruluşlarınca bu kontrolsüz küresel biyoteknoloji şirketlerine karşı yasal ve siber sınırlar çizilmeli, vatandaşların en mahrem verilerinin bu denli kolayca sınır dışına çıkarılmasının önüne geçilmelidir. Kendi yerli veri havuzlarımızı korurken toplumsal hafızamızı da taze tutmalıyız. Unutmayalım ki bizi bölmek isteyenlerin panzehiri, mikro-farklılıklarımızı kaşımak değil, bizi biz yapan o devasa ortak paydayı, yani "birlikte bir millet olma" iradesini her gün yeniden üretmektir.

Bu bilinci üç beş sosyal medya videosuna ve dünyayı ifsat etmeyi görev bilen küresel operasyonlara kurban etmeye niyetimiz yok.