Doğu toplumlarında, hakkını vermenin ötesinde sevmeyi abartmanın müşahhaslaştığı durumlarda, olur olmaz anlarda ve yerlerde güzellemeler sunmak, bağırış ve çağrış eşliğinde, ululamak çokça rastlanan bir durumdur.
İran’a ilk seyahatimde, Azeri kökenli kardeşlerimin, birbiriyle, devlet ricaliyle ilişkilerini, konuşmalarını duyunca, rahmetli Abdurrahim ağabeyin sözü kulağımda patladı… Peşrevleri güreşlerinden daha uzun sürüyor, derdi, böylesi hallerde.
Bu devirde cazgırlığın para etmesi garip değil mi?
Amigoluğu statların dışına taşırmak, doğruları kör eder.
Gücü elinde tutanların, yağcılara, şakşakçılara nazar etmesi, onları dikkate alması, aynaların kırılması demektir.
Ayna kırılınca, üst baş nasıl düzeltilecek, nasıl yanlıştan dönülecek, hatalar nasıl doğruya varacak?
Son zamanlarda, yağcılık, amigoculuk tavır değiştirerek, farklı çehrelere bürünerek, zeminini güçlendiriyor.
Siyaset arenasında, devlet katında, bu tür yağcılara ihtiyaç olmamalıdır. Amigoların yolumuza serdiği halılar bile çamur deryasıdır. Tuttukları ışık bile yalancıdır. Devlet yöneticilerinin, gücü elinde tutanların bu uçuruma düşmemeleri gerekir.
Ancak, cari ahvalde, görünen manzara gerçekten iç karartıcıdır. Yağcılar, dönekler, amigolar prim kazanırsa, el üstünde tutularsa gerçekle yalan, hayalle hakikat birbirine girer, bastığımız zemin kayar...
Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovmak yerine, gel, söyle bakalım, ayna tut bakalım demek gerekir.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın yağcılara, amigolara tevessül edeceğini, onlara ihtiyaç duyacağını sanmıyorum. Lakin kendilerini kimi sıfatlarla donatanların, meydana çıkıp cazgırlık yapmaları, işin ciddiyetini, vakarını ve gerçekliğini söndürüyor.
Bu gerçeğin farkındadır devlet ricali… Daha doğrusu bunlara prim vermeyecek kadar geçmişlerinde birikim olduklarına, tecrübe sahibi olduklarına inanıyorum, inanmak istiyorum.
Temenniden öte, gözümüze gözümüze sokulan mertekleri de seslendirmek borcumuz. Adamın dünü yok, yağ yakarak, inanmadığı şeyleri söyleyerek parsa toplamaya çalışıyor.
Bunlar bazen gazeteci kılığında, bazen görevli postunda, bazen ciddi devlet bürokrasi kimliğiyle karşımıza çıkıyorlar. Üzülüyor insan. Bunca rehavetin orta yerinde, karagözlere, hacivatların sahte duruşlarına ihtiyaç var mı?
Yanlış yaparsam, ne yaparsınız, diye sahabeye soran Hz. Ömer’e, seni kılıçlarımızla düzeltiriz, diyen bir inancın sahipleri, bu yağdanlık takımını içinde barındırmamalıdır.
Ayaklar baş, başlar ayak olursa, orada mutsuzluk, huzursuzluk, adaletsizlik olur.
Suyun başına bu tür insanlar oturursa, o beldede, o memlekette teşviş olur, umutsuzluk olur.
Doğru söyleyenlere, hakikatleri üslubunca haykıranlara ihtiyacımız var.
Emr-i bil maruf, nehy-i anil münker ödevini layıkıyla yapanlara yer açmalıyız.
Efendimcilerin, insanlığa sunacakları bir medeniyet, bir hayır, bir adalet dünyası yoktur.
Onun içindir ki, yeni sistemde, bu tür yaklaşımlar olmamalıdır ki, insanlığa adalet sunma davamız, sahicilik kazansın…
Aksi takdirde, aynı binayı okuyanların beyhude çırpınışlarına düşeriz… Benden söylemesi.