İstanbul adeta yabancıların istilasına uğranmış

durumdadır. Çoğunluklu olarak Aksaray bölgesinde yaşamaktadırlar. Suriye

vatandaşlarını her sokakta, trafik lambalarının başında dilenirken

görebilirsiniz, göçmen Afrikalılar ise, ya saat satmakta ya da uyuşturucu

satışının içindeler. Rusya üzerinden gelenlerse fuhuş mesleğini icra

etmektedir. Çoğu Kumkapı da yaşayan yüz bin kaçak Ermeni yi saymıyorum bile.

İstanbul yavaş yavaş suç bataklığına çekilmekte, zaten düzensiz büyümenin

getirdiği sıkıntıları bünyesinde barındıran İstanbul, bu yükü asla kaldıramaz.

Ülkemizde bir yabancının vize alabilmesi için 6000 Doları olmalı ve bunu

mutlaka bir döviz bürosunda bozdurup, faturasını emniyet müdürlüğüne ibraz

etmelidir. Cebinde 10 dolarla; Türkiye ye gelen bir yabancı, vize işlemleri

esnasında bu faturayı bir şekilde ayakçılardan bulmakta ve işlemini

yaptırmaktadır. Peki, parası olmayan bu yabancılar, İstanbul da nasıl

yaşayacaklardır. Aksaray da geçtiğimiz günlerde bir seyahat acentesi güpegündüz,

iki yabancı uyruklu kişilerce soyuldu. Bu da bize gösteriyor ki, parası olmayan

bulmak için bir şekilde suçun içinde olacaktır.

Bir yıllık vize işlemlerini yaparken, istenen evrakın

içinde 200 TL paraya satın aldığı, sanki döviz bürosunda 6000 dolar bozdurmuş

gibi fatura koyarsa, önüne gelen bir yıllık vizeyi çok rahat almış olacaktır.

Ülkemize gelen her yabancı bir şekilde yaşamanın yolunu bulmak durumundadır.

Parası olmayan yabancı ister istemez suç makinesi haline gelecektir. Ülkemize

gelen her yabancı mutlaka hava alanında kalacağı günün ne kadar olduğunu ve kaç

parası olduğunu ibraz etmelidir. Bunu yapamayan yabancıları mutlaka gerisi geri

gönderilmelidir. Bunu yapmadığınız sürece; yabancıların suç işlemesini

önleyemezsiniz.

Birçoğu kaçak işçi olarak çalışmaktadır. Eyüp

Kemerburgaz da bulunan villalarda ya yaşlı bakmaktalar ya da hizmetçilik ve

çocuk bakıcılığı yapmaktadırlar. Yabancıların kaçak çalışması hem vergi

kaçağına sebep olmakta hem de işsizliğin artmasına sebep olmaktadır. Holding

patronlarının evlerinde bile gayri resmi olarak çalışanlar olduğunu duydum.

Hükümet bunları araştırmalı, bu kişilerin göstermiş olduğu ikametgâhlarda arama

yapmalıdır. Devlet bütün bunlardan haberdar olmasına rağmen, ne hikmetse

bununla alakalı bir çalışma yapmaktadırlar. Yabancılar vize alabilmesi için, bu

işlemleri takip etmek için bir ayakçı mesleği bile oluştu. Bir zamanlar trafik

işlerini takip eden, ayakçılar gibi. Ülkemin vatandaşı işsiz gezerken, yabancı

uyruklu insanların rahat iş bulmasının nedeni:

-SSK ödenmemesi

-Daha az parayla çalışmaları

-Kalacak mekân seçmemeleri (iş yerinde yatabiliyorlar)

Hükümet bu konu da radikal kararlar alamazsa ya da bu

radikal kararları almada geç kalırsa, İstanbul gibi metropol şehirlerde; birçok

sıkıntılar yaşanacaktır. Bir an önce hem hükümet hem de muhalefet bu konuda

ortaklaşa hareket etmelidir. Sorunlar büyüdükten ve birilerinin canı yandıktan

sonra önlem almanın bir önemi yoktur. Bu konuda belediye ve valilik ortak bir

proje yürütmek durumundadır.

Soma da yaşanan faciadan önce önlem alınmış olsaydı belki

301 insanımızdan yaşayanlar olacaktı. Devletin kurumları kendi aralarında

koordineli çalışmaması, işleyişi aksatmakta ve önlem almada gecikmeler

olmaktadır. Hükümet; birimlerin koordineli ve ortak bir şekilde çalışmasını sağlayacak

bir sistemi hayata geçirmek durumundadır. Sağlıkta bile, hasta olduktan sonra

tedaviyi değil, önleyici tedaviye önem vererek, hem devletin fazla para

harcanması önlenmiş olur, hem de sağlıklı toplum meydana getirilir. 

UMUT TACİRLERİ

Herkesin hayatında mutlaka umut veren insanlar vardır.

Bazıları size verdikleri umutları yerine getirebilmek için elinden geleni

yaparlar, bazıları ise; nasılsa yapmayacağım deyip, önüne gelene umut

dağıtırlar. Sizi bir şekilde bağlar ve başka bir arayışa girmenizi engellerler.

Gelen fırsatları da değerlendirmezsiniz. Bir beklediğiniz bir umudunuz vardır

ve size öyle emin bir şekilde umut vermiştir ki, zaten sizin başka bir umut

aramanıza gerek yoktur. Sonra nedense bir türlü beklediğiniz umut gelmez ve

sizin ümitleriniz yavaş yavaş söner.

Günümüzün insanının alışkanlığı haline geldi, umut verip

de, yerine getirmemek. İnsanlar; İnşallah kelimesini bilinçsiz olarak

savsaklamak için nasıl kullanıyorsa, umut verip de yerine getirmemeyi de

alışkanlık haline getirdiler. Bunlar bizim sahip olduğumuz en güzel hasletler

olmasına rağmen, ılımlılaştığımız için bu hasletlerimizi kaybettik. Kim bilir

daha nelerimizi kaybettik ve kaybedeceğiz.