Bazı telefon görüşmelerini kayıt altına alıp sonra çok sonra dinlemek isterdim. Binlerce kıymetli kelime unutulmaya mahkûm olmasın diye. O kelimelere ihtiyaç duyduğum her anda dinleyebileyim diye. Bazense o anın rahatlatıcılığına dönebilmek için. 

Senin telefondaki sesini de, cümlelerini de kaydetseydim ne güzel olurdu. İnandığım halini. Sevdiğim halini.

Telefon görüşmeleri insanı ele veriyor. Yalan o görüşmeye dahil olduğunda sese yansıyor titreşimi değiştiriyor. Samimiyet sese sıcaklık verirken husumet alaylı bir ton oluşturuyor. Karşı tarafın sizin için üzülüp üzülmediğini size değer verip vermediğini sesinden anlamak mümkün. Ses duyguları gizleyemez. Heyecan, mutluluk ve sevgi seste kendisine yer buluyor. Öfke nefret gibi olumsuz duygular da sesten anlaşılıyor. 

Seslerden bir kitap oluşturdum. Günün farklı vakitlerinde açıp okuyor açıp yazıyorum. Zihnimin en sevdiğim oyunu bu. Fakat bilmiyorum ki tamamını nasıl bulabilirim.

An geliyor insan hatırlamak istiyor. Ne demişti? Neler anlatmıştı o dakikalarda? Benim için nasıl da endişelenmişti. Endişelenmiş miydi sahi yoksa kendi hatasının tedirginliği miydi onu bu denli huzursuz eden? Ne önemi var. Hangisini düşünmek iyi hissettiriyorsa

onu düşünmeli insan. 

Kelimelerin anlamları sanıldığından çoktur. İlk duyduğumuzda anlayamadıklarımızı yıllar sonra anladığımız oluyor. Titreşimlerin, gürültülerin arasında kaybolup giden seslerin kelimeleri beraberinde götürdüğünü fark etmiyoruz bile. Önce anlar sonra anlamlar

kayboluyor. Sonra beyin bir kurgu oluşturmaya başlıyor. Kendince eksikleri tamamlıyor. Bunu çoğu zaman gerçekten olabildiğince uzak anlamlara dönüştürerek. İnsanı en mutlu hale getirecek şekilde. Ne güzel söylemişti. Acaba ne güzel mi söylemişti sahiden?

Bilmiyoruz. Sadece öyle olması hoşumuza gidiyor ve iyi hatırlıyoruz. Onu güzel hatırlamak bizi de güzelleştiriyor. Onu güzel hatırlıyoruz. 

Ben de seni güzel hatırlıyorum. Olumlu cümlelerinle yürüyorum. Bilmezsin ama nice hakareti senin o bir cümlen ile bertaraf ettim. Hatta senin hakaretini bile. Senin üzücü cümlelerini senin olumlu cümlenle def ettim. Çirkinliğini güzelliğinle sildim. Senin iyi halinden kötü haline perde yaptım. Sadece onu hatırladım onunla yürüdüm. 

Herkesin içinde bir iyi var bir de kötü. Senin içindeki iyiyi o kadar sevdim ki senin içindeki kötüyü yok saydım. Onu görmezden gelince toplanıp yok oldu o da. Geriye bir tek iyi kaldı. Onu tanıdığıma sevindim. 

Bir şey öğrendim ki sevmek, yalnızca iyileri almaktır hatırına. Güzellik o anda başlar. Sevgi insanların kirletmesine izin veremeyeceğimiz bir güzelliktir. İnsandan çıkar insanı aşar. Adeta kutsal bir duyguya dönüşür. Sevmek Zamanı filminde “ben senin resmine

aşığım” diyen karakterin yaptığı vurgu da bu aslında. Sevilen sanılan olabilir ve aslı bu sevgiyi heba edebilir. Oysa sevgi yalnızken kutsal ve temizdir. Güzeldir. 

Kim ki sevildiğini öğrendi ziyan etti bunu. Maşuk olmak insanlara tuhaf bir kibir veriyor. Kendilerine âşık olanı küçümsüyor ve sevgiyi heder ediyorlar. Oysa içimizdeyken o ne güzeldir. Serin ve güneşli bir havada deniz kenarında olmak gibi.

Şeyh Galip’in o güzel mısraını hatırlatayım sana: “Fariğ olmam eylesen yüz bin cefa sevdim seni”.