“Bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak” tanımıyla TDK kayıtlarına yazılan “Algı” kelimesi resmi ağızlarda ilk ne zaman ve hangi olayda kullanıldı; bilmek zor. Fakat medyaya, bir siyasi iddiayla yansıyanlar hâlâ hafızalardadır: 2020 Ocak tarihli Elazığ depremi sonrasında, valinin, ilgili bakana “Kamuoyunda algı çok iyi şu anda” demesi gibi mesela.

Halk çok iyi değil, halkta oluşturulan “Algı” çok iyi. Vali beyin iddiası bu.

 “Asmalı Kahve” karikatürünün yayım tarihi 25 Ağustos 1960.

Yuvarlak hesap, ilk ihtilalden tam üç ay sonrası.

Yassıada’da mahkemenin kurulmasına bir buçuk ay, o mahkemelerin “Asma–İdam” kararı almasına da on iki buçuk ay var.

Mahkeme kurulduktan tam bir hafta sonra 20 Ekim 1960 tarihli Akbaba’daki şu karikatür ise, bize o günlerde satış rekorları kıran gazetelerin hangi yayım politikalarını güttüklerini gösteriyor.

Maksat kamuoyunda algı çok iyi olsun.

O günleri yaşayan gazetecilerimizdeki merakları aşan  “Asma” sevdasının kaynağı nedir ve birisini, ikisini değil hepsini kim yönlendirmiştir, Demokratların idamı macerasına?

Sosyologlarımız olsaydı, böyle sorular üretirlerdi.

CHP kalemşorlarının, İsmet Paşa’nın en başarısız başbakanı saydıkları ve bütün gün makamında iskambil falına bakardı dedikleri Hasan Saka’nın vefat tarihi ihtilalden iki ay sonradır. Vefatından on gün sonra, arkadaşı–partidaşı Akbabacı Ortaç onu yazmış.

“Ölümünden biraz önce, İnönü ziyaretine gitmiş. Doktor Cihat Abaoğlu anlattı: Elini tutup öpmüş:

– Sana, dünyada da hürmetim var, ahirete de, demiş...

Sonra, Yassıadalıları gazapla anarak:

– Paşam, demiş, görecekleri en hafif ceza ‘Hıyaneti vataniyye’ cezası olmalıdır!

Bunu söylemiş ve komaya girmiş.”

Bu hallerin, görüntülerin, “Algı”ların zıddı olaylar hiç yaşanmamıştır dersek, yanış olur. Aziz Nesin’den bir anı var aklımda.

Dolmabahçe rıhtımından motora bindirilip Yassıada’ya taşınan gazetecilerin arasında yaşanmıştır; ilk yolculukları sırasında.

Konu Menderes’tir, sabıklardır, düşüklerdir.

Biri önce çıkar o gazeteci güruhundan. Der ki: “Menderes bizim yüzümüze nasıl bakacak acaba?”

Beklediği, utanmış, kızarmış yüzlü bir Menderes’tir.

Motordakilerin hepsinin her şeylerini en iyi bilen ve onları en iyi tanıyan ünlü yazar olarak Aziz Nesin alır sözü bu noktada.

“Siz önce, Menderes’in yüzüne nasıl bakacaksınız; onu düşünün?”

Kastedilen, karınlara giren ‘’Örtülü ödenek’’lerdir.

Akbaba dergisinin 4 Ağustos 1960 tarihli kapak karikatüründe, özellikle idamını istedikleri Demokratların arasında Maliye Bakanı Hasan Polatkan yoktur.

Hasan Polatkan, aynı derginin ihtilalden bir ay önce başarılı saydığı ve övgü çizgileri yayımladığı bir bakandır.

Savcı Egesel’in “Onu asmakla hata ettik” pişmanlığının kahramanı Hasan Polatkan, müvekkilimdi diyerek piyasa yapmış, partiler dolaşmış politikacı Hüsamettin Cindoruk’un, idamında da bulunmadığını bir röportajında itiraf etmesi de acılardandır. (28 Şubat’ın göbeğinde bulunması ayrı yazı konusudur.)

18 Ağustos 1960 tarihli bu karikatürün konusu, üst yazısından da anlaşılacağı üzere yağmadır, çökmedir, talandır, tarumardır. Oluşturdukları “Algı”ya göre.

 “Vatan satan Menderes” karikatürünün tarihi de ihtilalden bir ay sonraki tarihtir. (30 Haziran 1960)

 (Körfez ülkelerine para arayışı ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, BOTAŞ’ın satılacağı iddiasına dair “Biz neyin satılıp, neyin satılmayacağını çok iyi biliriz” diyen Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan...)

Sosyal medyanın bilgi stoklarındaki bu yakın zaman haberiyle, Menderes algıları arasında kimse bir ilişki kurmasın da isteriz.

Daha önce buraya koyduğumuz ve bugün yine hatırlatacağımız 28 Temmuz 1960 tarihli “Adana’da petrol fışkırdı” karikatürünün, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 02.05.2023 tarihli Konya konuşmasında, “Cudi Gabar’da günlük 100 bin varil üretim kapasitesine sahip petrol bulduk” müjdesiyle ilişkilendirilmesini de istemiyoruz.

Eylül 1961 bir başbakan ve iki bakanımızın asıldığı acılığı bir ayımızdı.

Yeni nesil de bilsin istedik.