NUMARA MERAKLILARI

“Hulusi Akar’ı Fetö ile görüştürmek istediler!”

15 Temmuz sabahsız ihanet gecesinde neler oldu araştırmasının önemli evraklarından biri de gazetelerin bu manşetidir.

Türkiye’nin Genel Kurmay Başkanı, pensilvanya’nın en meçhul şahsıyla muhaberede olsun istenmesinin bir gerekçesi olmalı.

“Başımıza geç, Kenan Evren’imiz ol!”

Yani Amerikalıların “Bizim çocuklar…” diyeceği..

Kenan Evren gibi ölmek neden birşey anlatmıyor onlara?

Dikkatimizi bu noktalarda dağıtmayalım. Teklifin içindeki ihanet boyutlarını iyi tesbit etmeliyiz.

Bu teklif, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir numarasına Pensilvanya’dan birini oturtma düşüncesinin belgesidir.

Kim, kimi, nasıl görüyor. Cevabı aranacak en önemli soru bugün budur.

Olaya bir de teklif sahibi ihanet şebekesi üyelerinin savunmaları tarafından bakalım.

Daha önceki yıllarda bu ülkenin Çankaya’sında ikamet eden sayın Abdullah Gül bey, özel mektupcusu gazetecilerle Pensilvanya’ya nameler yazmadı mı, göndermedi mi? Dahası, o mektupcuların ordan getirdiği yol göstericilik muhtevalı cevapları, kendisini bir daha aday göstersinler diye, sayın Başbakan’a da okutturmadı mı?

Eski defter karıştırmak değildir bunları yazmamız. Bir hesaplaşmadır, bir türlü kabuk bağlatamadığımız yaralarımızın sızısını paylaşmadır.

Şimdi kameraların karşısından ben de buradayım konuşmaları yapmaya çalışan sayın Abdullah Gül, kitap yazma kuyruğunda bekleyen bir başka başdanışmanı vasıtasıyla o yaşanmışlıkları bu ülkenin insanlarına açıklatmak durumundadır, demek hakkımızı kullanmak istiyoruz.

HAFIZASIZ SAZANLAR

Yazıyorlar, çiziyorlar, konuşuyorlar yakın tv kanallarında, yakın duran gazeteci, bilim insanı sıfatlılarımız.

Lakin, bu ülkenin efsane Başbakanı Erbakan’ın, FETÖ çetesine karşı şanlı duruşu, itibar etmemesi, önemsememesi ve onun adını hoca sıfatıyla anmaması hiç biri tarafından konuşulmuyor, tartışılmaya açılmıyor.

Tarihin hangi sayfası yok edilmişki, en önemli ciltlerinden birini saklamış olacaklar, tanık oldukları halde Erbakan tavrını anlatmamakla, canlandırmamakla…

Sözü elbette, “Beni en büyük ahmak sayın” diyene de getireceğiz. Bu da haklarımızdandır bizim.

Bu ülkenin siyaset sahnesinde “Hoca” sıfatını haketmiş ve hakkıyla kullanan Necmeddin Erbakan’ın en yakınına kadar sokulmuş olmasına rağmen, hoca, hoca deyip durmasını bu coğrafyanın en sahte insanlarından biriyle ilişkilendiren, ahmak olabilir mi?

Ülkede oturmadık koltuk bırakmayan..

“O zat” sıfatını alan yol arkadaşlarından..

Nasıl olacak da, ne olmuş olacak da en büyük ahmaklardan sayılarak kurtulmuş olacak?

Sorularımıza mutlaka cevap alacağız ve bulacağız!

ŞIKLAR VE KARIŞIKLAR

15 Temmuz’a muhalif gibi görünen, algılanan ya da gerçekten itiraz eden bazı insanlarımız aynı üç kelimeyi ortak kullanmış olsalar da farklı niyetlerde ve farklı yerlerde idiler.

Gün, bu meseleyi de bizim izah etmemizi gerektiren günlerden bir gündür.

“Böyle darbe mi olur?”

Ortak üç kelime dediğimiz soru cümlesi budur. Çıktığı ağızlara ve konuşulduğu yerlere göre şekil alır.

A  şıkkı beğenmezlik ağırlıklıdır. Türkçemizin güzel deyimlerinden “Buldu da bunuyor”u hatırlarsa insanlar, Amerika’nın Pensilvanya köyünün bir damında o gecenin nasıl yaşandığını, bir naklen yayın titizliğinden görmüş olurlar.

Malum olduğu sanılan fakat hep meçhul kalan o şahıs koltukta oturuyor. Etrafında nefesinin rüzgarı ile serinlemeyi bekleyen cebi binbir dolarlarla dolu kulları…

Telefon görüntüsüne bürünmüş himmet paralarından, himmet sahiplerini izliyorlar, yazdıklarını okuyorlar.

Bakanın gözüne göre meçhuliyeti üreyen o şahıs, ortak üç kelime dediğimiz o cümleyi kullanan himmetçilere müstehzi bir bakış fırlatıyor, elindeki telefonu kullarının suratına fırlatıyor ve kendini de koltuktan fırlatırken diyorki:

- Darbeyi buldu da bunuyor!

B  şıkkı estetik kaygı, estetik endişe taşıyanlarla ilgilidir ve şikayetleri daha ziyade sanatsaldır.

Bu şıkkın itirazcıları genelde, Yeşilçam filmleriyle büyüdükleri için, mesela darbe şehitlerinin düz ölümlerini anlamakta güçlük çekerler. Yedi kurşun yediği halde yarım saat döndükten sonra sevdiği kadına ulaşan ve ona da üç sayfalık bir tirat okuyan artistler nerde, köprübaşındaki keskin nişancıların bir kurşunu ile şehit düşen kahramanlar kim?

Hem sonra kırmızı gece mi olur? Güneşin boynunu vurdular, kanını göle akıttılar’ı öğrenmişlerdi ama, şehidlerin kanları köprüden taştı, Boğaz’a ulaştı, demeye hiç hazır değillerdi ve minarelerde ezanlar vardı..

B şıkkı tasacı, kasacı ve yasacı insanlarımızın şıkkıdır ve onlar hep şık gezerler.

Geldiğimiz şık C şıkkıdır. Bu şıkkın sahipleri ise her daim uyanıktırlar.

“Böyle darbe mi olur” derlerken, olan darbenin sahibinin beğenmeyeceğini biliyorlardı. Bak, bize de malum oldu, biz de söylüyoruz. Belki birgün lazım olabiliriz. Malum lazım kafiyesi icabında..

Bu bölümün son şıkkı D’dir.

Bu şıkkın sahipleri genelde, sen kimsin ya, hesabıyla kenara itilen ve senden ne köy olur, ne kasaba, denilerek de büyük şehirlerde yaşamaya mecbur edilenlerdir.

Kendilerini aktualite uzmanı olarak göstermek istediklerinde, “Böyle darbe mi olur” derler.

Arkadan gözlüler

Yazımızın ikinci bölümü de yine 15 Temmuz günü ünlendirmesi bir cümle üzerinedir. Fakat o dört kelimelik bir paylaşımıdır.

“Biz ne darbeler gördük!”

A şıkkımızın seslendiricilerini AB’li olduklarından AB ülkelerinde yaşayan beyazlarımız sayın.

Almanya’yı bozmaya “Alman usulü”nü bozarak başaracağını sanan bu insanlara, ki hepsinin cebinde de vardır binbir dolarlar, ısmarlanan sıfatındaki alman insanlar diyorlarki, belki de ikide bir “Biz ne darbeler gördük!” demelerinden bıktıklarından.

- Kuzum, sizin darbelerinizden başka övüneceğiniz bir şeyiniz yok mu?

A şıkkı, işte böyle bir şıktır. Gelelim B şıkkına…

Ülkemizin ünlü doktorlarının tavsiyeleri doğrultusunda, hayatta kalmakla ilgilidir bu şık.

Bakın hala yaşıyoruz. Onca darbeye ragmen…

Haklı adamlar amma..

Daha darbeyi hissettiğinde şapgasını alıp gidenleri de görmüşlerdir üstelik, bu darbe bana karşı yapılmıştır diyerek kendilerini önemsetenleri de… Hatta çekmecesinde kadın donu bulduk iftirasıyla asılan Menderes’leri de unutmadıklarını anlatmak istemişlerdir böyle derlerken…

C  şıkkı ise, bu iddia sahibi insanların immun sistemlerine çok güvendiklerinin ispatıdır.

“Biz ne darbeler gördük!”

Bize birşey olmaz. Alışkınız, bağışıklığımız var. Mutfak stokumuzda da biraz makarna, bulgur.. Bunu da bir görelim, bakalım.

D  şıkkının insanları, birinci bölümün aynı adli şıkkın insanlarına çok benzer. Ülkenin tarihci adam eksikliğine, belki de kendilerini tarihi adam saydırarak çare olmak istemişlerdir.

“Biz ne darbeler gördük!” anlatalım mı?

Duyan da sanacak ki, bunlar darbeler olduğunda hafızaları tazelenen ve yaşadıklarını anlayan insanlardır.

Yoksa böyle değil mi?

İnternet görmüş, en akıllı telefonlarla iletişim kurmuş, feyse yazmış, tivit atmış yeni nesle bir sitem midir, bir müstehzi tavır mıdır bu halleri? Araştırılmalıdır.

Biraz da siz görün, başka nasıl denecekti?…

Refahyol’u yıkanlar utansın!

28 Şubat’ın organizatörlerinden, akıl vericilerinden, kumpas tetikçisi ayarcılarından ünlü iki kişinin yanyana durdukları tarih: Aralık 1997. Refahyol’u yıktırmışlar ve naylon bir hükümet kurdurmuşlar.

Birinin sıfatı çok. Yedi kere gelen hep Başbakan olan. İki parti genel başkanı. Cumhurbaşkanı..

Öteki…

Bu duruşa, bu oturuşa hiç itiraz yok. Bir Cumhurbaşkanı daha aşağı oturtulamaz diyen yok. Cumhurbaşkanı bu durumu farketmemişmidir, kabul etmiş midir? Cevap ne olursa olsun artık çok geç.

Refahyol’u yıkanların, milletin iktidarına, milletin hükümetine darbe vuranların, TC devletine ne yaptıklarının (!) belgesidir, kaydıdır bu resim. ABD’ye verilen bir kozdur.

Hangisi bir numaraydı? Dalgacılarına ne denir?

Halbuki ötekinin hiçbir numarası yoktu. (00)

Markalı yaverler

Yaverler, başyaverler söz konusu. Yaşattıkları hayal kırıklıkları gündemde. Salih Bozok’u gündeme taşımış kimi gazeteciler. 10 Kasın 1938’deki intihar girişimini anlatıyorlar; yaver dediğin böyle olmalıdır havasında.

Tarihler farklı, zamanlar farklı, şahsiyetler farklı, hadiseler farklı ne gam. Yazıyorlar ve işte oldu, diyorlar. Madem öyle, biz de daldık arşivimize.

Cevad Abbas Atatürk’ün baş yaveri. 5. Dönem dahil kesintisiz Bolu milletvekili. 1943 yılında vefat etmiş.

Dergi sahibi de olan bir CHP milletvekili, kulak misafiri olduğu olayı dergisinde yazmış. Biz oradan aldık, ve tıpkı basım yaptık. Sizler de okudunuz.

Acılık hissediliyor değil mi?

1953 yılı tarihliydi bu kupürü aldığımız dergi. Anlatıcıdaki sabır mı, yoksa ancak mı fırsat bulabilmiş? Karar sizin!

ÇARKI DÖNDÜREN FARKTIR

Amerika fırsatlar ülkesi derler. Amerika artı diğer ülkelerde, 15 üniversitesi, 1000 kadar okulları olan ilkokul bitirmemiş bir Amerikalı var mı?

Yok eğer, Amerika fırsatları değerlendiren bir ülke diyorsanız, biz yine itiraz ederiz. Doğrusunu da söyleriz.

Amerika, fesatları kullanan ülkedir.

***

Neden diye soruyor insanlar.

Neden her yere bu okulları açtırdı, 15 Temmuz’un mesulü geleceksiz Pensilvanyalı?

Bu ülkede hiçbir okula gitmediği, hiçbir yerden diploma almadığı da biliniyor.

Bir ihtimal var.

Cevap arayıcıları kazılarında bulmuşlar. Ses kayıtlarında diyormuş ki:

“ Bana rakip çıkmasın!”