“Bir ülkede fakirlik varsa zenginleşen var demektir. Hoca’nın dediği gibi üçkâğıt ekonomisi için böyledir. Birisi döviz, birisi borsa, diğeri de faiz. Buna üçkâğıt ekonomisi denir. Sil baştan yapacağız. Siyasette, idarede, ekonomide. Dibe vurmadan sil baştan olmaz, keşke dibe vurmasaydık, maalesef dibe vurduk!..”
Yukarıdaki cümleler, görev yaptığı yerlerde ses getiren uygulamalara imza atan ve ‘efsane’ olarak nitelendirilen merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’na ait.
Yazıcıoğlu’nun konuşmasında atıf yaptığı ve ‘Hoca’ dediği isim, Millî Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Malum, Erbakan Hoca, açıklamalarında sık sık, döviz, borsa ve faizden oluşan üçlüyü ‘üçkâğıt ekonomisi’ olarak adlandırırdı.
Her Pazartesi akşamı TV5’te yayınlanan, Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş’ın gündemi farklı ve millî bir bakışla açısıyla yorumladığı “Buyurun Başlıyoruz” programında, Yazıcıoğlu’nun bu cümleleri de gündeme geldi.
***
Recep Yazıcıoğlu demişken… Merhum valinin bugüne kadar pek bilinmeyen anı ve hatıraları ortaya çıktı.
Halil İbrahim Özdemir… 1980’lerden itibaren Erzincan’da Doğu Gazetesi’ni (günlük) çıkarıyor. Haliyle bugüne kadar valiler, belediye başkanları, siyasetçilerle farklı anı ve hatıraları var.
Fakat bunların içinde biri var ki, Halil İbrahim Bey’i fazlasıyla etkilemiş; merhum Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu.
Gazeteci-yazar Halil İbrahim Özdemir, merhum Recep Yazıcıoğlu’yla ilgili bugüne kadar pek bilinmeyen anılarını anlattı. Okuyalım;
* “Recep Yazıcıoğlu’nun Erzincan’a geldiğinin kaçıncı günüydü hatırlamıyorum. Ziyaretine gittim. Özel kalem müdürünün “Kapı açık, çalmadan girebilirsiniz, randevuya gerek olmadan istediğiniz zaman görüşebilirsiniz” açıklaması beni şaşırtmıştı. Dediğine uyup kapıyı çalmadan hemen makama geçmiştim. Makamın boş olduğunu görünce de, “Herhalde özel kalem müdürü bizimle dalga geçti!” düşüncesine kapılmıştım. Valiyi makamında bulamayınca özel kalem müdürüne, ‘Vali yerinde yok!’ deyince; “Protokol kapısından çıkıp gitmiştir!” cevabını aldık. Birkaç kez makama uğradıysak da yerinde bulmakta zorlandık…”
GAZETECİYİ ŞAŞIRTAN CEVAP!
Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu, şaşırtmayı severdi. Özdemir anlatıyor:
* “Bir Cumartesi günü Recep Yazıcıoğlu deprem sonrası taşındığımız prefabrik işyerine gelmişti. Bana, “Hadi seni yemeğe götüreyim” deyince ben de, “Hayırdır sayın valim, nereye gidiyoruz” deyince bana, “Atla arabaya, takıl bana!” diyerek soru sormama müsaade etmemişti. Bindiğimiz, sivil plakalı beyaz Renault marka bir otomobildi.”
* “Otomobilde her zamanki gibi korumalar yoktu. Şehrin güneyine doğru Karasu Nehri’ni geçtik. Türkmenoğlu isimli bir köy var. Oraya vardık. Birkaç kişiye muhtarın evini sorduk. Neticede muhtarın evine vardık. Muhtar bizi kapıda karşıladı ve, “Sayın valim kuzu tandır da yarım saate kadar hazır olur!” deyince Vali, “O pişinceye kadar biz geliriz!” diyerek tekrar direksiyona geçti ve otomobille Munzur silsilesinin bir bölümü olan Kazankaya Dağı’na doğru tırmanmaya başladık.”
* “Dağın arka kesiminde bulunan Caferli köyüne vardık. Köy, dağın yamacında adeta üst üste inşa edilmiş evlerden oluşuyordu. Her evin kapısı bir alttaki evin damına açılıyordu. Muhtarın evini araştırdık. Evi bulunca otomobili durdurup muhtarın evinin önündeki komşu evinin damına çıktık. Muhtar, saygıyla karşıladı valiyi. O sırada bir delikanlı yanımıza yaklaştı. Belli ki valiyi tanımıştı. Valinin yakasından tutup onu sarsmaya başladı. Bir yandan da, “Benim hakkımı yediler, beni işten attılar” diyerek dert yanıyordu. Ben ne yapabileceğimi düşünürken muhtar, delikanlının arkasına geçerek, elleri ile delikanlının dengesiz birisi olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Biraz rahatladık.”
* “Uzun bir konuşmanın ardından muhtar, ayran getirdi. Ayranları içtik ve otomobile bindik. Valiye, “Sayın Valim şu karşıda şimdi beyaz renge boyanan afet konutlarının terör örgütünün renklerine boyandığını biliyorsun değil mi? Yanında koruman yok, muhtemelen silahın da yok. Burada bizim ne işimiz var?” deyince Recep Yazıcıoğlu, “Senin bilmediğin bir şey daha var.” “Nedir o?” dedim. “Muhtarı yardım ve yataklık yapmak suçundan içeriye almıştık. Yeni çıktı” dedi. Bunun üzerine ben de, “Madem bunları biliyorsun. Burada senin ne işin var? Sen devleti temsil ediyorsun. Sıradan bir insan değilsin!” deyince Recep Yazıcıoğlu, “Ben ilin valisi olarak buraya gelemezsem, öğretmenime ‘Hadi oğlum, Caferli’ye git. Orada görev yap diyemem. Ya da imamıma hadi evladım Caferli’de göreve başla diyemem. Önce ben gideceğim. Sonra da memurumu göndereceğim” dedi. Ben bu cevap karşısında şaşırıp kalmıştım.”
***
Gazeteci-yazar Halil İbrahim Özdemir’e bu anı ve hatıralarından dolayı teşekkürler. Bence de bu anılar kitaplaşsa kalıcı bir eser olur.
BİSİKLETLİ VE KORUMASIZ VALİ!
Benim de Recep Yazıcıoğlu’yla ilgili şahsen yaşadıklarım var. Bazıları şöyle:
* “Bir defasında Erzincan/Dörtyol’da bir esnaftan alışveriş yaparken, ufak tefek birisi geldi. Bisikletini de dükkânın hemen önüne öylesine bıraktı. Baktım Vali Recep Yazıcıoğlu. Korumaları yoktu. Bürokratlar da yoktu. Yalnızdı. Oturdu, çay içti. Hatta bir çay da bana söylediler. Tulum peynirlerinin tadına baktı. Sohbet etti. Sonra da kalkıp bisikletine bindiği gibi gitti…”
* “Bir uçak seyahatiydi. Vali Recep Yazıcıoğlu da uçaktaydı. İkramlar başladığında asitli içecekler yerine ayran talep etti ve tüm uçaktakilere de ‘ayran için!’ dedi. Bu tavrının alkışlandığını hatırlıyorum.”
***
Bir son not; Recep Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği trafik kazasıyla ilgili gündeme gelen “suikast” iddiaları ne oldu?

