Türkiye bir yüz yıldır karmaşıklıklarla yürüyor. Dalgalar ne yönden esiyorsa o yöne savruladuruyor. Egemen güçler kimse, onların etkisi bu dönemde hep o yöne gidiyor. 1930lu yıllarda daha çok İngiltere ile Sovyet Rusya eğilimli. Aslında bu daha öncesine dayanır. Türkiye kuşatıldığı bir zamanda Enver Paşa, Yeşil Ordu oluşturmak için Azerbaycan ve Irak bölgesinde. Ali Fuat Paşa Moskova Sefiri. Mustafa Kemal Paşa Ankarada, Yunan işgaline karşı savaş sürüyor. Mustafa Kemal Paşa, Ardahan Mebusu Hilmi Beyi görevli olarak Trabzon üzerinden Moskovaya gönderir. O sırada Trabzonda komünistlerin eylemleri var. Kâzım Karabekir Paşanın yaveri Sami Sabit Karaman Trabzondaki kargaşayı gidermek için görevlendirilmiş. Hilmi Bey ile Sami Sabit Karaman karşılaşınca Moskova seyahatinin nedenini sorar. O, elinde Mustafa Kemal Paşanın yazdığı bir belge var bir de şifahi tembihat. Ali Fuat Paşa ile görüşülecek. Enver Paşaya:
Yeşil Ordu oluşumundan vazgeçmesi, üç yıl Anadoluya gelmemesi önerilir. Daha başka maddeler de var. Gerekçe de "Biz İngilizlerle bir anlaşma yaptık" denmesidir. Bunun üzerine Sami Sabit Karaman Kâzım Karabekir Paşaya telgraf çeker bilgilendirir. Kâzım Karabekir Paşa Ankaraya bir telgraf çeker: "Siz orada ne dolaplar çeviriyorsunuz " sorusunu sorar. Bunun üzerine Ankara Hilmi Beyi geri çağırır. Bu belge hem Sami Sabit Karamanın hem de Kâzım Karabekirin İttihat ve Terakki anılarında yer alır. Hilmi Bey İzmir suikastında idam edilenler arasındadır. Enver Paşada bilindiği üzere İngiliz ajanları tarafından öldürülür.
O dönemden beri Türkiye bir savrulma yaşıyor ve dalgalarla savruluyor. Alman faşizminin yükseldiği dönemde Almanyaya eğilim gösterir. Artık kontrol Amerikan-İngiliz-Yahudi eksenine yönelince Türkiye oraya savrulur. Başta bulunanlar hangi düşünceye sahip olurlarsa olsunlar bu fark etmez. Amerikaya yönelindiğinde başta İsmet Paşa var.
Tam elli yılı aşkın bir süredir AT ile AB kapılarında bekletiliyor, süründürülüyoruz. Bir yanda AB öte yandan Abede eksenli emperyal güçler. Daha dün komünizm güdümünden kurtulan ülkeler ABye girerken Türkiye kapıda aşağılanarak bekletiliyor. Türkiyeyi yönetenler de bunu hiç dikkate almadan sabırla bekliyorlar. Belki bir o kadar yıl daha bekleyecekler.
AK Parti iktidarı da geldiği günden beri bu eksende yer aldı. Kendisine biçilen rolü kabullendi. Hatta bunu biraz da aşırı iyimserliğe taşıdı. 17 Aralık AB sözleşmesinde, şu meşhur Papa Heykeli altında atılan imza ile Türkiye düğün dernek kutlamalarına sahne oldu. Ankarada büyük gösteriler yapıldı. Bunun üzerinden on yıl geçmesine karşın dirhem ilerlemeden söz edilemez.
Öte yandan Türkiye, emperyallerin başlattığı süreçte Türkiye tam bir taşeron konumunda. Afganistanda emperyalizme karşı direnenlere karşı yer aldı. Afgan askerlerini ve güvenlik güçlerini eğitimini Türkiye üstlendi. Orada emperyalizm adına görev yapaduruyor.
Emperyalizm neyi dayatıyorsa onu yerine getiriyorlar. Onlar adına NATO adı altında Türkiyenin üsler merkezi hâline getirilmesi de bu sürecin bir sonucu. Türkiye başlangıçta Libyaya müdahaleye karşı çıktı, çok geçmeden çark etti onlarla birlikte hareket etti. İzmir NATO üssünü de onlara açtı.
Arap-Amerikan Baharı dalgasına Türkiye de kapıldı. Türkiye onlar adına Araplara Fransız laikliği yerine Anglo-Sakson laikliği önerdi. Hatta bunu iyimserlikle sundular. "Bakın biz laik Türkiyenin Müslüman yöneticileriyiz. Siz de bunu tercih edin" demeye getirdiler. Bununla kalmadılar Suriye olayında ise egemenlerin hamlesini beklemeden ortaya atıldılar. Birdenbire bir karmaşanın içine düşüverdiler. Bu açmaz Türkiyenin hem canını sıkıyor, hem de başını ağrıtıyor. Türkiye, kendisine biçilen rol ile oldukça zor bir durumda. Kendi olamadığı için ne deniliyor ve yönlendiriliyorsa ona göre hareket ediyor.