Türkiye kendisiyle ruh akrabalığı olan -bunu bulunulan uygarlık alanı olarak düşünüyorum- komşularıyla kanlı bıçaklı hâle geldi. Bu, durup dururken ortaya çıkmış olması şaşırtıcı. Nedensiz. Nedensiz çünkü bundan birkaç yıl öncesine kadar can ciğer kuzusu iken şimdi birbirilerini bir bardak suda boğacak denli düşman. Daha düne kadar mezhep gerilimi yokken birden bu gerilim ortaya atıldı ve bu en uç noktaya kadar taşındı. Öyle ki dünya kamuoyunun ilgi alanına girmeyen, kimsenin üzerinde hiç kafa yormadığı Nusayrilik özellikle gündeme taşındı. Bunun arka planı, en ince ayrıntılarına değin gündeme getirildi. Müslümanların en temel sorunu buymuş gibi gündemde tutuluyor. Kitleler, buna bilinç sahibi kimseler de dâhildir, bu korkunç durumu tartışıyorlar. Beşar Esad ile savaşmanın gerekçeleri arasında sayılıyor. O zalim kralın bir an önce gitmesi gerektiğine dair hemfikir olunuyor. Oysa benzer krallar sağımızda solumuzda birçok ülkede var. Göstermelik seçimlerle baştaki krallardan hiç bahsedilmiyor. Özellikle onlar koruma altında tutuluyor. İsim vermeye gerek var mı
Fakat Türkiye bu işe neden bu kadar istekli davrandı. Neden başlangıçta bu kalkışmalara karşı iken örneğin Libya söz konusu iken, Suriye konusunda istekli davrandı, küçük bir ima bir işaret ile hemen meydana atıldı. Egemenlerin önünde yer aldı. Egemenler, o kuklasını gönderip göndermemede kararsızken veya öyle görünüyorken. Türkiye ile Suriye karşı karşıya getirilmişken birden Irak ile İran karşı safta yer aldılar Bunu salt mezhep olgusuyla ele almak doğru mu Rusya, Çin ve diğer ülkeleri de buna dâhil edersek.
İrana uygulanan ambargo etkisini göstermeye başladı. Ülkede büyük bir devalüasyona gidildi. Bizim muhafazakâr kanadı göz önünde bulundurursak, Ahmedinejad gönderilir, İran Batı ülkelerinin yani egemenlerin güdümüne sokulursa Türkiye bunda çok mu kazançlı çıkacak
Diyelim ki Suriyede Beşar Esad gönderildi, Suriyede kaos sürmeyecek mi Azınlık da olsa Nusayrilerin tamamı ortadan mı kaldırılacak Bölge yeni bir ateş içinde kavrulmayacak mı Nefretin dorukta olduğu bu dönemde Sünni Araplar onlara yaşama hakkı tanıyacak mı Veya diğerleri. Bu nefret duygusu ve olgusu böyle sonsuza dek sürecek mi
Halep yerle bir oldu. Şamdaki Kapalı Çarşı yakılarak kül edildi. Sonra, sonrası modern yapılı bir Suriye kimin ne işine yarar
Türkiye bu olayla psikolojik olarak hem çok gerildi hem de çok yıprandı. Bu gerilim sadece dışarıda değil içeride de etkisini gösterdi. Türkiye ateşle oynuyor. Başında zaten belâlar var. Bir de buna mezhep çatışmaları eklenirse ki bu konuda da hamleler var.
Bir de buna Türkiye ve dünya Müslümanlarını ilgilendiren Sevgili Efendimize yapılan hakaretler. Türkiye kamuoyunun buna sessiz kalması. Önce bir film, ardından karikatür, ardından Bangladeş ile Türkiyedeki hamleler. İsim vermeyeceğim, Milli Gazeteye haber konusu olan Ermeni yazar vatandaşın Sevgili Peygamberimize ağza alınmayacak hakaretlerde bulunması işin cabası. Beşar Esada olan nefretin zerresi Sevgili Efendimiz ile gösterenlere yapılmıyor: Bu tuhaf bir durum değil mi
Gerilim yayı öyle geriliyor ki bir anda her şey olabilir. Müslümanlar hiçbir zaman inançları gereği başkalarını küçümsemez ve aşağılamazlar. Ermeniler yüzyıllardır bizimle birlikte yaşıyorlar. Onlar da İngiliz emperyalizminin güdümüne girmediği tarihe kadar uyumlu. Karşılıklı hiçbir gerilim yok. Yaşadığımız dönem çok tuhaf bir psikoloji oluşturdu. Öyle ki Peygambere hakaret ediliyor, saldırıda bulunuluyor, bunlara nedense tepkisiz kalınıyor artık insanlar öylesine duygusuzlaşmışlar ki, ya da sekülerleşmişler ki, bu önemli duyarlı konularla artık hiç ilgilenmiyorlar.
Sayın Başbakanın: "Biz halkın, insanımızın gazını alıyoruz" açıklaması da bir gerçeği ifade ediyor. İnsanların bu karmaşada gerçeği bulmaları ve sağlıklı sonuçlara ulaşmaları çok zor. Türkiye yüklendiği sorumlulukla karmaşasını ve çıkmazını artırıyor. Böylece öncü olma şansını da kaçırıyor. Oysa bir D-8 projesi, oluşumu önemli bir hamleydi ve öncülük yapmayı sağlıyordu. Ne yazık ki Türkiye bu iktidarla bu şansını kaçırdı.