Türkiye’de 1950’li yıllarda yaşanan gerçek bir olay…
Olayı aktaran aynı zamanda bizzat yaşayan aslında kamuoyunun da yakından tanıdığı bir isim olan Prof. Dr. Hüsrev Hatemi.
Hatemi, Anıcak Ol Meclisi isimli eserinde anlatıyor bu ibretlik hadiseyi.
Olay İstanbul’da bir sinema salonunda gerçekleşiyor.
Bugün nasıl sinema salonlarında film gösterimi başlamadan evvel başka filmlerin fragmanları ya da sponsor reklamlar gösteriliyor ise, o yıllarda da film başlamadan evvel bazı görüntüler izleyiciyle paylaşılıyor.
Ancak bir farkla…
Bugün haz ve hız tutkunu bir nesil olmamıza uygun düşecek şekilde eğlence ve konforumuza uygun yayınlar yapılıyorken, o yıllarda ise dünya bülteni başlığıyla dünyada neler olup bitiyor bilgisini veren haberler yapılıyor.
O günde arkadaşıyla birlikte film izlemek üzere İnci Sineması’na giden Hüsrev Hatemi, koltuğa oturduktan kısa süre sonra dünya bülteni yayını başlar.
Çeşitli ülkelerden haberler verildikten sonra sıra Filistin’e gelir.
Ekranda o günlerde Filistin’i işgal eden İsrail’in Mısırlı Müslüman askerlerle savaşı hakkında bilgiler veren haber vardır.
Haberin sonunda Mısır ordusuna ait tankı ele geçiren İsrail askerleri ve onların coşkusu vardır. İsrailli işgalci askerler ellerinde İsrail bayrağı ile Mısır tankı üzerinde zafer görüntüsü vermektedir.
Bunun üzerine sinema salonunda bir anda büyük bir alkış kopar. Ayağa kalkıp kendinden geçercesine İsrail’in başarısını kutlayanlar olur.
Hatemi ise, bir anda neye uğradığını şaşırır, bir anlam veremez buna.
Yanındaki arkadaşına döner ve sorar, bu işte bir yanlışlık yok mu diye.
Zira Müslüman askerler öldürülürken niye alkışlayalım ki!!!
Bunun üzerine arkadaşından mealen şu veciz (!) sözü işitir: “Bizi arkamızdan vuran Arapları mı destekleseydik yani, az bile yapıyoruz”…
Şu satırları okuyanların büyük çoğunluğu için muhtemelen inanılması güç bir olay gibi görülebilir. Hatta o tarihlerde İstanbul’da yaşayan ufak bir azınlığın tepkisi olarak da zannedilebilir.
Ancak Türkiye’nin yakın siyasi tarihini araştıranlar görecektir ki, Filistin’in işgal edildiği o yıllarda Türkiye’de aslında siyasal yelpazemizde Cevat Rıfat Atilhan, Nuri Demirağ gibi isimleri ayırırsak, Filistin’in işgaline karşı ne yazık ki beklenen duruşun gösterilmediği fark edilecektir.
Demokrat Parti döneminin İsrail ile yakın ikili ilişkileri tercih etmesi de bunu daha fazla perçinlemiştir, hiç kuşkusuz.
O günden bugüne milliyetçi, sosyal demokrat ya da liberal siyasi partilerin meşhur liderlerinin Türk ve İsrail halklarının geçmişten gelen (!) dostluklarına ilişkin söylediklerine bakmanız da sanırım yeterli olacaktır.
Türkiye’nin siyaset eliyle götürülmek istenildiği bu yön dikkate alındığında, aslında Filistin gündemli en ufak bir basın açıklamasının dahi ne kadar büyük bir anlam taşıdığı görülebilecektir.
Kaldı ki, dün Yenikapı’dan dünyaya verilen milyonluk görüntü, tarihi bir anlam taşımaktadır.
Bu aynı zamanda Kudüs’ü, Mescidi Aksa’yı siyasi değil imani mesele olarak açıklayan Erbakan Hocamızın ve Milli Görüş ideolojisinin Türkiye’de ne kadar büyük bir dönüşüm yaptığının da göstergesidir.