AKP; Türkiye’de dönüşümün adıdır. Bu dönüşüm laik ve demokratik Türkiye’de ılımlı İslam modelinin hayata geçirilmesidir. İslam ülkelerinde; laiklik modeli geliştirmek çok etkili olmayacaktır. Sonuç itibariyle laiklik batıya aittir. Ama radikal gruplar pekâlâ dönüştürülebilir ve sistemin içine çekilebilirdi. Türkiye; laik birikimi ve demokratik geleneğe sahip tek İslam ülkesidir. Bu bağlamda iyi bir rol model olabilirdi. Amerikalı strateji uzmanlarından Dinesh D’Souza da daha 1995’te yazdığı bir kitapta, “Biz İslam kökten dinciliğini dönüştürmeli, onları liberalleştirmeliyiz” demektedir. Yapılmak istenen ılımlı İslam’dır. Fuller, 2000 yılında Türkiye hakkında yaptığı “şaşırtıcı” bir yorumda aynen şunları söylüyordu:
“Türkiye, yakın bir gelecekte iki partili bir temsil sistemine gebe… Kökleri geçmişe dayanan ekonomik kriz, iktidardaki, koalisyon (Bülent Ecevit liderliğindeki 57. Hükümet’ten söz ediyor) partilerinde büyük deprem yaratacak. Fazilet Partisi’nden kopan bir grup ılımlı İslamcı, geniş tabanlı bir siyasi oluşuma gidecektir. Bazı etkin siyasetçiler, partilerinden istifa ederek bu yeni oluşuma katılacak. Yeni oluşum kartopu gibi büyüyüp gelişecek. Türkiye’de yakın gelecekte ılımlı sol bir parti de Meclis’e sokulacak” (Prof. Dr. Ümit Özdağ, Yeniçağ gazetesi,29.4.2004)
Bizim gibi ülkelerin kalkınması için önce, toplumsal birlik, bütünlük iradesi, sonra kalkınma stratejisi ve ekonomik güç gerekir. Oysa Amerika bizim gibi ülkelerde, bırakın ortak iradenin gelişmesini, onun varlığına bile izin vermemiştir, vermeyecektir de. Örnek göstermek gerekirse; ”Muhalefet ve iktidar bir araya gelerek anayasayı değiştirememiş sivil bir demokratik anayasa yapamamıştır. Kalkınmanın gereklerinden plan ve projeye sahip olmak dışında, paranın musluğu ve ekonomimiz batının yönetim ve denetiminde olduğu sürece, kalkınmadan söz edilebilir mi Sen Türkiye ekonomisinin temel dinamiklerinden tarım ve hayvancılık için önemli stratejik alanları özelleştirme adına elden çıkarma çabasındaysan bunu Amerika’nın etkisiyle yapıyorsan nasıl kalkınabilirsin ve milli iradeden nasıl bahsedebilirsin Hele Amerika’nın seni tüketici pazarı olarak hazırlama taktiğinin uygulama alanındaysan ve Geleneksel Toplumun Geçip Gidişi: Ortadoğu’yu Modernleştirmek adlı bir çalışmayla “Türkiye ve diğer Ortadoğu ülkelerine uygulanan biçimiyle ekonomik ve politik kalkınma teorisinin temelini oluşturan” bir programın hedefine alınmışsan, bırakalım kalkınmayı kendi kimliğini de koruyamazsın/ koruyamadın da. Bugüne baktığımızda farklı bir Türkiye karşımızda durmaktadır. Son on yılda büyük kimlik erozyonu yaşanmıştır. Örfler ve ananeler değişime uğramış, dini ve manevi değerlerin yerini maddiyat almıştır.
Sürekli yazılarımda; ”AKP-Cemaat birlikteliği Graham Fuller projesidir ve Türkiye’yi dönüştürmek için kurulmuştur.” uyarılarını altlarını çizerek defalarca yaptım. Bu yazımda da bunun bir proje ürünü olduğunu açık seçik ortaya koymaktayım. Fakat AKP’ye destek veren bir kesim seçmen ehven-i şer olarak görmektedir. Bir kesim takiye yaptığını ve Erdoğan’ın hâlâ Milli Görüşçü olduğunu düşünmektedir. Bir kesim ise aşırı borçlandığından; “Kriz” yaşamaktan korktuğundan destek vermektedir. Bütün bu gruplar bir araya geldiğinde yüzde elli oy oranı ortaya çıkmaktadır. AKP’nin uzun yıllar iktidarda kalması için ekonominin iyi olması zorunludur. Bunun için orta vadede ABD’nin desteği büyüktür. Ilımlı İslam toplumumuzda tutmasaydı, başörtüsü serbest bırakılır mıydı Dönüştürme henüz bitmiş değildir. Sırada başkanlık sistemi vardır. Bugün yaşananlara baktığımızda o gün Graham Fuller’in yapmış olduğu analizden öte bir şey olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Amerikan Dışişleri ve İstihbaratının önde gelen Ortadoğu, Türkiye ve İslam uzmanlarından Graham Fuller’in 1990’lı yılların ortalarından beri “ılımlı İslam projesi” üzerinde çalıştığı bilinir. Graham Fuller bir falcı olmadığına göre yaşananlar bir projenin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. Fuller, Ortadoğu’daki Anti-Amerikan radikal İslamcı akımları önleme ve geriletmenin yolunun, laik sistemleri desteklemekten değil, aksine radikal İslamcı partileri küresel kapitalist sistem içine çekerek ve özlerini dönüştürecek bir yaklaşımı benimsemekten geçtiği tezini yıllardır savunur.