Markette, aldığım sebze meyveyi tarttırmak için

sıradayım. Önümde ve arkamda birkaç kişi var. Birden, başörtülü bir kadıncağız

(giyim kuşamından halinin vaktini yerinde olduğu belli), tartının önünde peyda

oluverdi. Elimde bir iki tane bir şey olduğumdan herhalde, bana doğru şunu

tarttırabilir miyim diye sorarak sıranın başına geçmek istiyor. Arkamda

bekleyenleri işaret ederek, bekleyenler var, onların rızasını alın diyorum.

Kadın, huzursuz olur gibi bir yüz haliyle ve söylediklerimi dinlemeden hamle

ediyor ve elindekini tarttırıyor. Resmen bekleyen hakkını gasp ediyor.

Dayanamıyor ve bu kadar bekleyen insanın hakkına girdiniz gibi bir şeyler

söylüyorum.

Bu kadıncağız, başını örtmüş ama en basit bir kaide olan

kul hakkını hiç umursamıyor bile. Belki de sırada bekleyen enayilerin nasıl

da önüne geçtim diye kurnazlığıyla övünüyordur. Benzer olaylar, ilk durakta

otobüs beklerken de çok oldu. İnsanlar birbirinin peşi sıra sıralanmış, yani

bir sıra oluşmuş. Ancak gelip bir şekilde sıranın en önüne geçen başı kapalı

bacılarımıza rastlamak şaşırtmıyor maalesef. İnanç, özü itibariyle zemin

kaybederken şekli bir unsura dönüşüyor demek ki.

Gerçi böyle bir genel geçer kaideye varmak doğru

olmayabilir. Yani, bu durumu, her bir fert için varitmiş gibi düşünmek doğru

olmaz. Ancak, muhafazakarlaştığı iddia edilen bir toplumda vaziyetin söylendiği

gibi olmadığı da meydanda.

Toplumun muhafazakarlaştığı söylenen bu süreçte,

gazetelerin 3. sayfa haberlerinin muhtevası arttı mı azaldı mı diye bakmak

gerek İşlenen suçların, ortaya dökülen rezaletlerin, tecavüzlerin,

hırsızlıkların sayısının azalmadığını müşahede ediyoruz her gün. Günlük yaşam

içinde insanların birbirlerine karşı tahammüllerinin ve saygılarının giderek

azaldığını görmemek mümkün değil artık. Cezaevlerindeki hükümlü sayısındaki

artış meydanda. 2006 da 70 bin 277 kişi hükümlüyken, Kasım 2015 itibariyle bu

sayı 176 bin 116 olmuş. 10 senede yüzde 150 den fazla bir artış olmuş yani.

Bir röportaj videosunda pazardaki vatandaşlara fiyatların

artıp artmadığı soruluyor. Başörtülü bacılarımızın verdikleri cevaplar

özellikle ilginç. Verdikleri cevapların ana unsuru, fiyatların yüksekliği ve

düşüklüğü değil, satır aralarında hissedilen siyasi iktidar savunusu. Çarşı

pazardaki fiyatların yüksekliği ayyuka çıkmışken ve röportaj veren vatandaşlar

da bunu kabul ederken, vatandaşın çıkıp da yüksek ama şundan gibi

açıklamalara girişmesi halkı halk yapan bir tavır olmaktan çıkıyor. Halk, en

ufak bir olumsuzlukta idarecileri, yönetimleri yerin dibine sokmasın ama yanlış

giden bir şey varsa buna da usulünce tepkisini göstersin. Maalesef, toplumu

kıskacına alan saçma sapan politizasyon hali, vatandaşı kendi sorununa

yabancılaştırıyor artık.

Yıllarca muhafazakar, hadi bu ifadeyi kullanmayalım,

dindar insanlar sorumluluk makamına geldiklerinde memleketin tüm

aksaklıklarının, yanlışlarının düzeleceği, toplumun adamakıllı bir istikamete

gireceği, insan ilişkilerinin hak, hukuk, adalet ve insaf üzerine yeniden inşa

edileceği hayalleri kurulmuştu. Bugünler, o hayallerin yıkıldığı günlerdir.

Maalesef, sokaktaki insan aşırı şekilde politize olmuş vaziyette. Adeta siyasi

iktidarın büyüsüne kapıldığı kontrolsüz güç tavrı, sokaktaki vatandaşa da

sirayet etmiş durumda. Siyaseti bir yana bırakalım, sıradan insanlar arasındaki

ilişkilerde bile bir acayip güçlüyüm dolayısıyla haklıyım tavrı hakim oluyor.

Toplum, garip bir ruh haliyle kendinden geçiyor.

Marketteki ablamızın veya durakta en öne geçip duranların

tavrını doğrudan doğruya toplumun aşırı politizasyonuna bağlamak doğru değil.

Ancak toplumun geçirdiği metamorfoz, başkalaşım, hatta yapıbozumda bu siyasetin

hoyrat kafa yapısının payı yoktur da denemez. Sıradan insanlar,

muhafazakarlaştığı söylenen bir toplumda giderek akıl, mantık, vicdan ve insaf dışı

hareket eder hale geliyor, toplumun çivisi hızla çıkıyor.

Toplumun huzurunun kaçtığı yerde insanların

anormalleşmesi de normal herhalde.