Mesleki olarak eğitim camiasının içinde olduğumuzdan, son açıklanan üniversite yerleştirme sonuçlarında Türkiye genelinde birçok fakülte ve bölümün tercih edilmeme durumu ile ilgili sorularla sık sık muhatap oluyoruz.
Bu tercih edilmeyişin bir anda bu denli yaygınlaşmasının nedenleri üzerinde durmamız isteniyor.
Evvelemirde şunu belirtmek gerekiyor ki; bu konunun temelinde Türkiye’nin makro ve mikro ölçekte planlamadan yoksun politikalara kurban edilmesi yatmaktadır.
Normalde alınan herhangi bir kararın ya da atılan bir adımın kısa, orta ve uzun vadede ne gibi sonuçlar getireceği ile ilgili en azından temel düzeyde bir planlama yapılması gerekmektedir.
Ne yazık ki, geçmişten bu yana bu konuda Türkiye’de çok fazla bir değişimin olmadığını, eski alışkanlıkların büyük ölçüde devam ettirildiğini hep birlikte müşahede ediyoruz.
Öyle ki, konuyu ele alırken tartışmayı yoğunlaştırdığımız alanlar dahi esasında konjonktürün esaretinden kurtulamama sorunuyla karşı karşıya kalıyor.
Örneğin, üniversitelerde belli başlı bölüm kontenjanlarının sıfır çekmesi hususu ele alınırken tartışma öyle bir noktaya getiriliyor ki; sanki yeni kurulan üniversitelerin kapatılması, sorunu büyük ölçüde çözecekmiş havası oluşturuluyor.
Üniversitelerin kapatılmasının mümkün olup olmaması bir yana, meselenin böyle sathi değerlendirilmesi dahi sorunun ciddiyetinin kavranmadığının en önemli göstergesi sayılabilir.
Soruyu şöyle soralım: Türkiye’de belli başlı bölümlerin tercih edilmeme sorunu beklenen bir son değil miydi? Bu çöküşün öncü gelişmeleri son beş yıldır zaten yaşanmıyor muydu?
İstatistiklere bakıldığında görülmektedir ki; Türkiye genelinde iktisat, işletme gibi bölümler başta olmak üzere birçok bölümde tedrici bir gerileme apaçık bir şekilde kendisini göstermektedir.
Dolayısıyla planlayıcıların bu gelişmeye koşut olarak önlemler alması gerekiyordu. Şu veya bu sebeple bu önlemler alınmadı. Ancak bugün bir suçlu avına çıkmanın da bir faydası olmamaktadır.
Onun yerine bundan sonrası için ne yapılabilir sorusunu sormamız gerekiyor.
Zira üniversite aşaması, eğitimde en üst aşama durumundadır. Üniversiteye gelene kadar konunun daha temelden irdelenmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gençlerin üniversitelerin yalnızca belli bölümlerini tercih ediyor oluşu, dikkatlerimizi lise eğitimlerine ve dolayısıyla ilköğretime doğru yöneltmemiz gerektiğini haber veriyor.
Bunu yaptığımızda ise öğrencilerin çoktan seçmeli sınav maratonuna koşturulduğu ve yalnızca fen liseleri ve bazı öne çıkan liselere odaklandırıldığı gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.
Mesleki eğitimin görece oldukça geri plana itilmesi durumuyla yüzleşiyoruz.
Tabii bu konuda yeri gelmişken muhtemel bir tehlikeden de bahsetmekte yarar görüyorum. Meslek liseleri ile ilgili son dönemdeki duyarlılığın artırılması tazyikleri sonrasında yine plansız bir yönlendirme söz konusu olması ve burada da uzun vadede niteliğin düşmesi gibi bir tehdidin yaşanması ihtimali bulunmaktadır. Umarım, yetkililer bu konuyu ciddiyetle ele alacaktır.
Konuyla ilgili yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da 21. yüzyılda eğitimde ne gibi dönüşümler yaşanacağı, hangi yöntemlerin denenmesi gerektiği hususu güncel tartışma alanları arasında yer almaktadır.
Yaşam boyu öğrenmenin öne çıktığı günümüzde mevcut parametrelerin yeniden ele alınması gerekmektedir. Mevcut sistemde öğrencilerin hızlı ve değişken dünyaya ayak uydurabilmesi için kendilerini devamlı olarak yenilemesi, geliştirmesi gerekmektedir.
Ne var ki, her şeyden evvel eğitim olanaklarına erişim konusundaki eşitsizlikler bunun önündeki en önemli engel olarak karşımızda durmaktadır.
Zira gelir dağılımının adil olmayışı, eğitim alma durumunu da doğrudan etkilemektedir. Bu noktada sosyal devlet olma sorumluluğu ile kamunun üzerine düşen vazifeler var, ancak bu konuda da gereken adımların oldukça gerisinde bir performans sergilenmektedir.
Öğrencilere ücretsiz kitap verilmesinde dahi bunu görmek mümkündür. Bir yanda ücretsiz kitap desteği verilirken yardımcı kitap uygulaması ile velilerin üzerine öyle bir yük gelmektedir ki, ücretsiz kitap uygulaması geriye düşmektedir.
Konuyla ilgili önerilerin ne olabileceği hususunu nasip olursa önümüzdeki hafta ele almaya çalışalım.