15 Temmuz 2016 gündüz vakti. Sabahsız ihanet’in katliamlara başlamasına iki elin parmaklarından az bir saat kalmıştır.

O gündüz meydana gelen onlarca adli vakaların sadece bir tanesinden bahsedeceğiz çok önemsediğimiz için... Bir döğüş olayı tarafının, bir kavga etmiş yahut kavgaya tutuşmuş birinin, bir ilçe karakolunda bitmiş macerası. Zabıt tutulmuş karakol polisince. Yediği yumruklar ve aldığı darbeler bir bir işlenmiş görevli tarafından kağıda. Olay adliyeye intikal ettiğinde gerekli ve yeterli sayılacak bu belge, o güne kadar yazılan diğer tutanaklar gibi sıradan ve olağan evraktan biridir.

Fakat o günün tarihi 15 Temmuz 2016’dır. Bir karakolda imzalanan o basit ve sıradan itiş-kakış tutanağının borsa değeri tavan yaparak olağanüstüleşecektir.

Nasıl mı?

Kavganın bir tarafı ve o tutanağın sahibi insan kişisi gazilik sıfatı ve gazilik maaşı için o evrakla müracaatını yapmış ve kazanmıştır.

Bulunduğu ilçenin iktidar partisi teşkilatına da üye olan bu maaşlı gaziye, muhatabı insanın, yani bir işyeri sahibinin, o parayı nasıl yiyorsun demesine güldüğünü de gören insan evladı bir tanık, bunları bana anlatınca, bir kere daha hayıflandım. 15 Temmuz’un reklam firmaları gözüyle görülmesine, kâr hesapları yapılmasına...

O karakol tutanağı nasıl geçerli sayıldı? Saati belirtilmemiş mi olayın? Gibi soruların doğru cevabı nedir, ben de bilmem. Herhalde çok gazi, çok kahraman peşindeki reklamcıların etkisini de gözardı etmememiz gerek böyle sorulara cevap aradığımızda.

16 Temmuz’un Kamyon fotoğrafı 15 Temmuz’a montajlanırsa, 15 Temmuz’un gündüzünü de gecesine karıştırmak çok da zor olmasa gerek. Herkesin elinde telefon kamerası varken ve metal klişeler hazırlanarak yapılan tanıtımlar çok eski tarihlerde kalmışken...

16 Temmuz gecesi çekilen ve 15 Temmuz simgelerinden biri haline gelen kamyoncu kadın fotoğrafının mucidi AA muhabiri bir kızımızın tweetleri haber sitelerinde paylaşılıyorken, biz olayı onun ağzından anlamaya çalışalım.

16 Temmuz gecesi yanındaki bir kaç kişiyle Taksim meydanına gitmiş kızımız. O kamyon ve içindeki açık-kapalı kadınlar bizzat ve şahsen kendisi tarafından canlı olarak görülmüş. Hemen de aklına siyasi ve sosyolojik açılmış araların o kamyonun içinde kapandığını anlamak gelmiş.

Gerisi malum.

Gazetelerin ve internet haber sitelerinin her sayfasında iki kadınlı kamyon resmi. Başbakanla kucaklaşmalar, etkinlikler derken, direnen kadın sıfatlı kişinin geldiği yer Meclis’e giden yol olurken, kahraman kızımızın da utanarak bir şeyler söyleyeceği durak oluyor.

İkinci gece çekilen bir fotoğrafın kişisinin ilk gece gibi anlatmasını anlayamayan AA muhabiri kızımız, ilk gece köprüde olduğunu söylediğini duyunca yine utanmış. Çünkü biliyor ki, o gecenin köprüsünün görüntülerinde uçan sinekler dahi kayıtlı iken koskoca kamyonun kapsadığı hacimi yok sayamazdı kameralar.

Son tweetlerinde 15 Temmuz’un önemine vurgu yaparak, kahramanlara zalimlik etmeyelim, diyen muhabir kızımız işin teknik boyutuyla hiç ilgilenmiyormuş.

“Devlet kime maaş vermiş, vermemiş, hatalar olmuş mu, yanlış anlaşılmalar yaşanmış mı, bunlar teknik konular...”

Biz şimdi burada terbiyemiz için çocukluğumuzda anlatılan tarihimizdeki bir benzerliği nakletmek durumundayız. İstiklal savaşımızın şehit ve gazi ailelerinden bahsederdi yeri geldiğinde büyüklerimiz. Madalya sahibi olmalarına rağmen, maaş almaktan ar ettiklerini... Saygı duymayı biz böyle öğrenmiştik. Reklam firmaları derseniz, hiç yoktular.

Muhabir kızımızın, maaş kısmını boşverin akıl vermesine katılmak yahut hak vermek değildir bizim üzüldüğümüz frekanslar. Şu cümlesini bir daha tekrar ederek anlaşılmaya çalışalım.

“16 Temmuz gecesi yanımda birkaç kişiyle...”

O birkaç kişi... Kim ise onlar... Resmin çekilmesinin tanıkları... Telefon kayıtlarında kamyon ve kadınlar görüntüsü olduğuna inandığım o insanlar... Neden hiç biri konuşmadılar, neden hiç biri anlatmadılar yetkili bildikleri mercilere gidip... Muhabir kızımız gibi onlar da mı iş yoğunluğundaydılar?

Sadece onlar mı? O ikinci gece Taksim’de o kamyonu görenler, o kamyonun üzerinde poz verenler, neden konuşmaya, olayın doğrusunu anlatmaya ihtiyaç hissetmediler?

Muhabir kızımız gibi, 15 Temmuz’u güzel anlatmıştı deyip mi sustular? İyi ama 15 Temmuz’un bu senaryolara ihtiyacı olduğuna inanmak olmaz mı bu.

Gerçek öğrenildi bugün. 15 Temmuz’un neyi sarsıldı, eksildi? Ki biz reklam firmalarının kazançlarında dahi bir azalma olduğuna inanmıyoruz.

Okumayan ve bu ülkedeki yaşanmışlıkları bilmeyenlerin ve görevleri tarih ve saat tesbitli doğru haber bulmak olanlarımızın, ha bir gün önce, ha bir gün sonra mantığı, düşman olarak atfettiklerine, üzülecekleri “çarşaf çarşaf” haber yazma imkanı verir.

Bir gün ortaya çıkmak gibi huyu olan gerçeklerden haberli olmak istemeyenlerin, bugün Taksim’de resim, yarın gazilik madalyası senaryolarına duyarsız kalmalarına da biz üzülecek değiliz. Herşeyin ve herkesin bir tabiatı vardır, diyerek tarihten örenklemelerle ufuk açmak istiyoruz.

1982 yılında İngiltere’nin Falkland adalarından gelmiş askerlerini, liman şehirlerinde resmi geçitlerle karşıladığı günlerde, bizde de bir kıpırdanmalar olmuştu. Açın bakın gazete koleksiyonlarını ve okuyun:

1974 Kıbrıs zaferimizde gazi olmuş çocuklarımıza, bulundukları şehrin mülki amirlerince gece yarılarında gazilik madalyaları verilmişti; ihtilalci K.Evren’in emri ile… Kıskanma yoktur, Falkland tesadüftü belki de..

Ve biz 15 temmuz’dan sonra bunları da yaşadık.

FATİH’İN TERİ-Mİ,  SÖZLEŞME VERİMİ

“Fatih Terim kazandı!” haber başlıklarını görünce, aklıma önce, rövanş mücadelesinde lokantacıyı yendi galiba tahminim geldi. Lakin yanılmışım. Mesele, yerleştirilmeye çalışılan sıfatında da kayıtlı “para”sallıkmış.

Milli Futbol takımımızın “Türkiye” sınırlı yegane sorumlusu iken, TFF’nin sözleşmesini feshetmesi üzerine kapısına vardığı mahkeme, on milyon lira daha alacaklılığına hükmetmiş ünlü Türk Fatih Terim’in. Böyle bir kazanmakmış haberlere başlık yapılan.

Alınteri yok, emek yok, zaman yok ama diyorlar medyadaki müdafiileri, sözleşme var. Sonra da sorumluluğunu ancak hatırlayan TFF’ye müstehzi yazılar döşeniyorlar. Karar hukukidir, yasaldır, hakçadır diyerek...

Hukuki ve yasal sayılan, olan her kararın hakça olmadığını tımarlı kalem esnaflarına anlatma çabasına girecek değiliz. Bu noktaya nerden gelindiğinin ayrıntılarını tüm futbol kamuoyu iyi derecede bilse de, özetleyerek tutanaklara geçirteceğiz.

İzlandaaaa, Ukraynaaaa ve Hırvatistaaaan gibi büyüklükleri dört elif miktarı çektirtilerek öğretilen ünlü devletlerin ardında yer aldığımızdan ve dünya kupası oyunlarına yine katılamayacaklığımızdan dolayı sözleşmesi feshedilerek işine son verilmiş, adı stadyumlara verilen örnek insan Fatih Terim’in.

İşte o çok kazançlı çıkılan mahkeme safhası bundan sonra imiş. Hukuki ve yasal denilen mahkeme kararları karşısında bizim de boynumuz kıldan incedir. Lakin “Hakça”lık iddiasıyla insanlarımızın adalet duygularında kötü huylu tümör üretmeyi vazife bilen basın çiftliğimizin kalemşor kahyalarına bir ya da birçok diyeceğimiz hep olacaktır.  Onlar ki, tuttukları takımın mükellef sofralarında, adını yazdığımız kazançlı kişi ile aynı tasa kaşık sallamış olsalar da... Mecburiyetlerini anlamamız, tasdikleyeceğiz manasına niye gelsin.

Yetkililerce, son yıllarda tüm kurumlarımızda çöreklenen o ihanet teşkilatı FETÖ’den hiç kimsenin olmadığı ve onlardan hiç etkilenmediği defalarca ifade edilen ve bizim de masumiyetine canu gönülden inandığımız ve futbolumuzun olmazsa olmaz kurumu TFF ile ağır tazminat maadelik bir sözleşmeyi kimlerin hangi şartlarda ve paralel duruşlarda yaptığını, içinde bizim de olduğumuz efkar-ı umumiyeye izahatını da yazmalıydı, tımarlı kalem esnaflarının mevkuteleri. Ki ancak o zaman “Hakça”lıkdan neyi murad ettikleri anlaşılabilir.

Gücüme gidiyor böyle yaşamak, şarkısının 45’liği dönedursun bir eski pikapta... Biz de devamdayız yazma eylemimize.

Diyorlar ki: Adı stadyumlardan silinmelidir. Bizim kayıtsız ve şartsız katıldığımız ve bir gün gerçekleşeceğini umduğumuz bu fiil için onların bir de şartı var: Eğer bu parayı alırsa ve birkaç gün sevip okşadıktan sonra Mehmetçik Vakfı’na bağışlamaz ise imiş...

Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın, kartel medyasında yetişen tımarlı sipahi, pardon kalem esnafı diyecektik...

Gerçekten öyle mi sanıyorsun, yoksa aynı kulüp mensubu olmak mı her şeyde bu kadar ortaklaştırıyor sizleri?

Mehmetçik Vakfı’na bağışlamak...

Adını yazdığımız o kişiye TFF’nin parasıyla Mehmetçik Vakfı bağışçısı sıfatı kazandırmaya çalışmak olsaydı bu istekleri sadece, gülüp geçebilirdik. Geçemedik, zira aşındırılmasını istemeyiz vazgeçmeyeceğimiz kurumlarımızın.

Yanlış bir yol göstermedir bu. Hak edilmeyen paralarla yeni ve temiz bir sıfat sahipliğine insanımızı böyle yönlendirmelere, inanırız ki adı bağış için kullanılan o vakfı’mız da itiraz eder.

On liralık ihaleyi elli liraya almıştı ama, vakfa yirmi lira bağışladığına şahit olduk. Kimlerin mi? Ünlerine ün katmak isteyenlerin... Bu yol değil, çıkmaz sokak.

Elemanlarını aklamak uğruna, böyle yazı döşenen tımarlı kalem esnaflarına son diyeceğimiz şu olsun: Mehmetçik Vakfı’mızın bu tür bağışlara ihtiyacı yoktur. Zira Sokullu Mehmet Paşa’mızdan öğrenmiş olmalıydınız, bize bu zahmeti vermeden önce “Bu Devlet-î Aliyye’yi henüz tanımamışsın.

Bu devlet öyle bir devlettir ki, murad edinirse, cümle donanmanın direklerini altından, lengerlerini gümüşten, iplerini ibrişimden ve yelkenlerini atlastan etmekte güçlük çekmez!”

ARTIK KANAK YOK

Seçim vakti yaklaşıyor. Dar vakitlere erdik. İktidara yakın medya telaşta. Kontrolsüz yazıları ve reklamları yarıştırıyorlar birbiriyle...

Hatalarını sıralamak da muhaliflerin işi. Kimi sözlerini, kimi müziğini eleştiriyor hazırladıkları filmlerin. Biz ise acı söylemeye, kullandıkları görüntü çağrışımlarının, siyah-beyaz TRT günlerinin CHP propagandalarını gösterdiğinden başlayalım; madem ki bir zamanlar aynı gömleği giyen dostlarız.

TRT’nin tv’si, stüdyosundaki eğlence programlarında, solistlerin arkasında altı ışık çizgileri yandırıp söndürürdü sahne boyunca. Düzenlenmesi 6 Ok’a benzetilen bu ışık çizgilerinin bir yedincisi daha vardı ki, o hiç yanmazdı.

Ertesi günlerde bu kadar da reklam olur mu, ortada seçim filan yokken hem de, gibi itirazlar yükseldiğinde, TRT sorumlularının mazeretleri çoktan hazırdı. Sizin 6 ok diye gördüğünüz aslında 7 ok’tu ama biri teknik arızadan dolayı devre dışı kaldığından...

TRT bizim TRT’miz. Mecburen inanacağız. Teknik arıza giderici elemanı olmadığına...

O altı ok ışığı yandırıp söndürmenin aklı başında insanları CHP’ye katacağı iddia edilemezken, propagandacıların başka hesabı mı vardı sorusundan da kaçamayız.

Çocuk dediğimiz yaşların mensupları, eğer o altı ışığın belleklerine girmesine müsaade etmişlerse, gençlik ve sonraki zamanlarında o görüntülerin yönlendirmelerinin etkisinde mi kalırlar?

Araştırmacılar evet demişlerse eğer, AKP’nin de içinde A ve K harfleri geçen kelimeler bulup propaganda reklamında kullanması doğrudur. Madem CHP yararlanmıştı bu metoddan, biz niye hariç olalım. Fakat, işin bir de fakatı var.

Diyelim ki çocuklarımız da etkilendi tıpkı geçmişte olduğu gibi, zihinlerine A ve K harflerini yazdırdınız bir türlü. Fakat sonra ne olacak? Yani bu reklamı kullanan partinin bir seçim sonra aynı yerde olacağına dair kimin garantisi, teminatı veya inancı var.

Keşke önce bu hesabı yapsalardı?