DÜNYADA cereyan eden olaylar dikkatli takip edildiğinde Haçlı-Siyonist ittifakının hedefinin Müslümanlar ve İslam dünyası olduğunu görmemek mümkün değil. Bir adım daha ileri gidecek olursak uzun yıllardan beri birbirlerine karşı sözde düşman kutupları oluşturdukları görüntüsü veren ülkeler bile son yıllarda aralarındaki gerilimi ortadan kaldırarak, bir araya geliyor, kucaklaşıyorlar. Gerilimin tek arttığı, kanın sürekli aktığı, insanların soykırıma uğratıldığı ülkelerin İslam dünyası olduğu bir gerçek. Böyle olunca İslam dünyasının önce bir takım iç sorunlarını kendi aralarında çözme gayreti içinde olmaları gerekirken sürekli olarak bir takım gereksiz sorunlar icat ediliyor, var olan bazı önemsiz farlılıklar sorun haline getiriliyor.
Bu tavır ise Haçlı-Siyonist ittifakının işine yarıyor. Diyebiliriz ki İslam dünyasında yaşananların senaristi ve sahneye koyucusu Haçlı-Siyonist ittifakı. Sadece bölgemizin kısa geçmişi ve bugününe baktığımız takdirde uzun süreli bir barışın gelmediğini söyleyebiliriz. Çok uzağa gitmeden 1970’li yılların sonlarında Afganistan’ın Rusya, sonraki yıllarda Kuveyt’in Saddam tarafından işgalinin arkasından geçen bunca zamana rağmen bu ülkelerde barış sağlanamadı. Ruslar Afganistan’ı terk etmek zorunda kaldılar ama onların yerini ABD ve müttefikleri aldı. ABD tarafından Irak’ın işgali ile Saddam idam edildi ama bu ülkeye de barış gelmedi. Yıllar süren İran-Irak savaşı ayrı bir konu.
Ardından Suriye’nin karışması, bu arada İsrail’in sürekli Filistinlileri katletmesi, her fırsatta tepelerine bomba yağdırması da düşünüldüğünde aslında bölgemizde bir “Bölgesel Savaş”ın sürüp gittiğini görmek durumundayız. Yani, geçtiğimiz günlerde İsrail, Suriye’deki İran hedeflerini vurmamış olsaydı da bölgesel savaş sürüyordu. Yani, İsrail Suriye’yi vurmadan öncede bölgemiz bir barış alanı değildi. Eğer, İsrail’in Suriye’ye saldırması ile bir bölgesel savaş tehlikesinden söz ediliyorsa bilinmelidir ki, bölgemizde yıllardan beri yaşanan çatışmalar bölgesel sınırlarını aşarak yaşananın Üçüncü Dünya Savaşı niteliğindedir.
Önceki günkü yazımda da dikkat çekmeye çalıştığım gibi, İsrail’in Gazze’ye ve Filistinlilere yönelik katliamlarının artması, Suriye’deki İran hedeflerini vurmasını ABD ve müttefiklerinden habersiz yapılmış olarak değerlendirmek yanlış olur. Bu arada İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerini vurmadan önce Rusya’ya giderek Putin ile görüşmüş olması, saldırıların bundan sonra gelmiş olması da sağı, solu, doğusu batısı ile Haçlı Siyonist ittifakının İslam düşmanlığında birlikte hareket ettiğini gösteriyor.
Tüm bunları dünyanın ve bölgemizin içinde bulunduğu duruma dikkat çekmek için hatırlatıyorum. Böyle bir ortamda ülkemizin bir baskın seçime niçin sürüklendiğini araştırmak ayrı bir konu olmakla birlikte böyle bir seçim kararının kampanyası yürütülürken içeride siyasilerin ortamı germeye çalışması sağlıklı bir yaklaşım olamaz. Daha doğrusu iktidar partisi ile ortakları MHP sözcülerinin sürekli olarak gerilim siyaseti sürdürüyor olmalarının sahiplerine de bir yarar sağlamayacağını söylemek lazım. Kaldı ki, bu gerilim siyaseti ile istedikleri hedefe ulaşmış olsalar bile neticede ülkemizin zararlı çıkacağını iktidar ve yandaşı siyasilerin görmesi gerekiyor. Bölgemizde böylesine bir gerilim devam ederken kendi aramızda iç barışın sağlanması, bunun için tüm siyasi partilerin ortak hareket etmesi gerekiyor. Aksi halde, seçimleri kimler kazanırsa kazansın Haçlı-Siyonist ittifakının işini kolaylaştıracak bir ortama zemin hazırlanmış olacaktır. Gerilimden siyasi çıkar sağlamaya çalışanlar bunun yanlış olduğunu gördüklerinde telafisi zor olacaktır.