Gönül ister ki, şu fâni hayatta tek bir insanın saçının teline zarar gelmesin, tek bir canlı kıyıma uğramasın. Yeryüzünün her bir noktasında Allah’ın hükümlerine uygun nizâmlar kurulsun, ebediyen huzur ve barış hâkim olsun. Temennimiz böyle, lâkin hayatın gerçekleri, dünya üzerinde huzur ve barışa en uzak yerin ne yazık ki yaşadığımız coğrafya olduğunu gösteriyor. Ne zaman ki Devlet-i Âli Osmani yıkıldı ve Haçlı- Siyonist bozguncular topraklarımızı istila etti, o günden bu güne savaş, çatışma, kaos ve terör yanı başımızdan hiç eksik olmadı. Mazlum Filistin’in hâli ortada, Lübnan ateş altında, İran devasa bir kaosta, Yemen ve Sudan paramparça, Irak her an patlamaya hazır bir bomba.. Tüm bunlara ek olarak yakın zamanda Suriye’nin kuzeyinde yaşananlar hepinizin mâlumu. Suriye ordusu ile ülkenin kuzeyinde derebeylik ilan eden Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında süren savaş, sınırlarımızın hemen dibinde tüm şiddetiyle cereyan etmekte.

Suriye’nin kuzey bölgelerindeki ayrılıkçı silahlı gruplardan oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye ordusu karşısında net bir yenilgi yaşadı. Bu arada SDG, terörü meşrulaştırmak için Batılıların koyduğu bir isim, bu silahlı oluşumun önemli bir bölümünü YPG/PKK terör örgütü oluşturuyor. Bir yıldır ciddi bir yapılanma içerisine giren ve askeri envanterini gelişmiş silahlarla donatan Suriye ordusu, SDG’nin gasp ettiği toprakların yarısından fazlasını 2 hafta içinde geri aldı. Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiyye Mahalleri’nde Şam ordusunun sert darbesini yiyen PKK/YPG unsurları Aynul Arap (Kobani), Haseke ve Kamışlı’ya çekildiler. Güçleri tükenme noktasına gelen ayrılıkçılar, şimdilerde ABD’den ve hatta İsrail’den Suriye ordusuna karşı kendilerine el uzatmasını istiyorlar.

Bir gerçeği ortaya koyalım ki, SDG isimli isyancı oluşum Suriye’nin kuzey bölgelerinde, Irak’ın kuzeyindeki Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) benzeri bir devletçik kurabilme umuduyla yıllarca ABD’nin eline baktı. SDG, ABD hükümetlerinin IŞİD’le mücadele kandırmacasıyla sağladığı gelişmiş silahlarla Türkiye dahil olmak üzere düşman ilan ettiği herkesle çatıştı, binlerce kayıp verdi. Son olaylarda da, yıllardır olduğu gibi ABD’den yine aynı desteği alırız diye umdular ama yanıldılar. ABD, Suriye’nin yeni cumhurbaşkanı Ahmet Şara ile uzun vâdeli müttefiklik hukukunu çoktan sağlamış durumda, daha da dönüp SDG’ye bakar mı?

Şimdilerde, Suriye ordusundan sert bir tokat yiyen SDG’ye yakın bazı isimler ABD tarafından kullanılıp bir kenara atıldıklarına dair açıklamalar yapıyorlar. Buna ek olarak, İsrailli Siyonist bir milletvekilinin “Suriye’nin kuzeyinde Kürt müttefiklerimizi yalnız bırakmamalıyız” şeklinde yaptığı açıklama da ayrıca dikkat çekici. Bu, yüzyıllarca bağrından nice cihat erleri çıkarmış asil bir millet olan Kürtler için kabullenilebilecek bir durum mudur? ABD ve İsrail ile müttefik olabilmeyi ancak İslam’ı reddetme gafletine düşmüş bir kitle kabul edebilir. Müslüman Kürt halkı bu gaflet ittifakından fazlasıyla uzaktır.

Bugün Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da üslenen ayrılıkçı Durziler, Suriye’den ayrılarak İsrail’in bir parçası olmak istiyorlar. Bu isteği Süveyda’daki Durzilerin lideri Hikmet el Hicri iki hafta önce açıkça beyan etti. SDG (PKK-YPG) terör ittifakı da Suriye’nin kuzeyini ileri safhada Süveyda gibi yapma hayaliyle Suriye ordusuna karşı çatışmalara girişti. Ama ABD- İsrail ikilisinden fiili bir destek göremediler. Zira beş yıl önce “saldır” talimatı veren ABD, bugün “yanında değiliz, kendi başının çaresine bak” komutu verdi.

Suriye devletinin Süveyda’dan bölünmesi ile AynulArap’dan bölünmesi arasında bir fark var mı? İkisinde de halkı Müslüman olan bir ülke perişan olmayacak mı? Açık ve net, ikisi de Siyonist İsrail’in ‘Arz’ı Mevud’ daha da bilinen ismiyle ‘Büyük İsrail Projesi’ne hizmet edecektir. O yüzden mevcut koşullarda ‘Tek Suriye’ anlayışına sadakatle sahip çıkılması, coğrafyamızdaki tüm komşu halklarının faydasına ve menfaatine olacaktır..