Bugünü yaşıyoruz ve bugünden sorumluyuz. Bugünün iyi ve güzele olan çabası geleceğin inşasıdır. İnsana, tarihe ve zamana karşı sorumluyuz. Sorumluluk bilincinde olanların vebalı daha ağırdır. Karşılığı da bir o kadar anlamlı ve değerlidir.
Zor zamandayız. Bugünün elbette zorlukları var. Zor zamanda yaşıyor olmanın çilesi bilinç ile koşut olduğunda çok daha önem kazanıyor. Eli kalem tutan, düşünce çilesine yatanlara büyük iş düşüyor. Ve entelektüeller çile ile düşünceye yoğunlaşmakla yükümlüdürler. Bugünün insanı büyük bir savrulma içinde. İnsanı kuşatan magma bunalıma sürükleyecek özellikte. İnsana düşünme alanı ve zamanı bırakmıyor. İnsanın zamanını çalıyor, fikrini çeliyor, yoldan çıkarıyor.
Kurguyu dayanan bir yalan paylaşım insanları peşinden sürüklüyor ve yanılsatıcı bir dalgaya kaptırıyor.
Söz sahibi olmayanlar ortamı kaplıyor.
Siyasal oportünizm öne çıkıyor. Düşüncenin önünü kapatıyor. Siyasayı besleyen sanat, edebiyat ve düşünce devre dışı kaldı. Tanzimat sonrasında kitleleri sürükleyen düşünce akımları edebiyat ve sanattan yararlandılar. Oysa bizim uygarlığımız şiir merkezlidir. Şiir hayatın hemen bütününde var. Bizim şiir bakışımız, anlayışımız, düşünme tarzımız hayatın dışına itilince kakafonik bir hâl yaşandı, yaşanıyor.
Hangi merkezlerden yönetildiğimizi bile bilmiyoruz. Haber ve bilgi kaynaklarının ne kadar sağlam olduğunu bilmiyoruz, emin de olamıyoruz. Yalan ile gerçeğin birbirine karıştığı bir zamanı yaşıyoruz. En kritik zamanlarda sunulan kimi haberlerin zamanla düzmece olduğu ortaya çıkıyor. Bu kakafonik durum ancak bilince dayalı bilgiye dayanarak atlanabilir. Düşünce insanlarımız kenarda duruyor. Düşüncelerini anlatsalar duyuramıyorlar. Ortamı kaplayan siyasanın karanlık ve boğucu sis dalgası sesi, düşünceyi önlüyor. Bir adım ötesine ulaşılamıyor. En yakınınızdakilerine bile anlatamıyorsunuz. Bu sisli ve karmaşık ortamdan sağlıklı bir şey hâsıl olmaz.
Genç, zihinleri bulanmamış, yeni bir kuşağa şiddetle gereksinim var. Onlarla yola düşmenin zamanıdır. Zihni bulanmış, bulanıklaşmış olanlarla yol yürümek bu koşullarda zor ve çekilmez. Siyasanın sloganları belleklerde taşlamış, onların çözülmesini beklemek zamanı yitirmekten başka bir işe yaramıyor.
Genç kuşağı bilgi ve bilinci ile donandırmalı. Çok okuyan, çok düşünen ve çok çalışanlara şiddetle gereksinim var. Gençlik belli alanlara yoğunlaştırılmalı, görev dağılımı yapılmalı. Hemen her faaliyet alanının kişileri belirlenmeli, onlar konularında derinleşerek uzmanlaşmalı. Bu entelektüel kadro siyasayı beslemeli. Elbette bu edebi bir dil ve üslup ile olmalı. Edebiyat burada hayatın özünü oluşturmalı. Güzel konuşma, güzel yazma, edepli olma, haddini bilme üslubu ile elbette.
Karanlığı dağıtacak genç, dinamik, diri ve enerjik bir kadrodan söz ediyoruz. Bilişimin üstesinden geleceği yol ve üslubu iyi bellemeli. Çünkü yeni bir zamandayız, bir alanda bulunuyoruz. Bu alan genç kadronun kavrayacağı özellikte. Hızlı ve sağlıklı düşünmeyi gerektiren hamleler gerekiyor. Yaşı belli sınırları aşmış olanların bu yeni dili kavramları ve ayak uydurmaları zordur.
Bugünün insanının bakış alanı ve durdukları yerler farklı. Zihinler çok karmaşık. Kendi doğal gerçeğinin dışında bir yerde duruyor. Kendine, kültürüne, tarihine ve medeniyetine yabancı. Onları için yeni bir dile, bir bakış ve yoruma ihtiyaç var. Onları yeniden medeniyetimizin ve kültürümüzün toprağıyla buluşturmanın zamanı. Genç, diri, dinamik bir entelektüel kadro gerekli. Her an ve dakika önemlidir. Zamanı boşa geçirmeye tahammülümüz yok. Sabırla, azimle uzun soluklu yürüyüşe çıkmanın tam zamanı.