Türkiye, 2013 ün ortalarından itibaren girdiği amansız

siyasi kutuplaşma ve toplumsal gerginlik halet-i ruhiyesini, yerel seçimler

atmosferinde de artan bir yoğunlukla yaşadı. Özellikle 17 Aralık yolsuzluk ve

rüşvet operasyonunun etkisiyle toplumdaki soru işaretlerinin artması, siyasi

kutupların kendi içlerinde daha da kemikleşmelerine neden oldu. Aynı zamanda da

safların netleşmesi, tehlikeli bir toplumsal kutuplaşmayı doğurdu.

Toplumun farklı kesimlerinin asgari müştereklerinin

giderek azalmasına sebep olan bu zehirli süreç, insanların birbirlerine karşı

olan hoşgörü, anlayış ve saygılarını da tüketir bir yola girdi. En ilgisiz

konularda bile insanların parti bağlamında ayrışması ve çatışmaya başlaması,

siyasetin sorumsuz üslup ve tavrının kötü bir yansımasını gösteriyor.

Siyaseten yaşanan tehlikeli gerilimden biraz ayıkmak,

gerginliği ve çatışmayı besleyen dil ve tavırları bir kenara bırakıp aklıselime

uygun hareket etmek gerekiyor artık. Bu ülkenin, başta geçim, ekonomi ve

işsizlik olmak üzere birçok ciddi meselesi bulunurken, kişiler ve partiler

ekseninden kaynaklı siyasal gerginliğin kimseye faydası olmayacak.  Yanlış yapanın, suç işleyenin, harama el

uzatanın kesinlikle ve kesinlikle hesabını vermek zorunda olduğunu unutmadan

derin bir nefes almak zamanı şimdi. Herkes aklını başına almalı, siyasal

gerginliğe ve toplumsal çatışmaya sorumsuzca destek olmamalı kimse. Siyasetteki

gözle görülür kirlenmeden kurtulmak da unutulmamalı elbette.

Vatandaşın ve dahi ülkenin ekonomik koşullarının,

önümüzdeki süreçte daha zorlu bir yola gireceği meydanda. Bizler, kişi endeksli

bir siyasetin fasit dairesine hapsolmuş şekilde kıyasıya bir çatışmayla

boğuşurken, küresel ekonomideki gelişmeler Türkiye ekonomisine çok ciddi kriz

sinyalleri gönderiyor. ABD Merkez Bankası Fed in 22 Mayıs 2013 te aldığı tahvil

alımını azaltma kararını peyderpey uygulayarak 55 milyar dolara kadar düşmesi

ve sonbaharda tamamen bitirecek olması, gelişmekte olan ülkelere kriz

rüzgarları olarak yansıyor.

Bir süre öncesine kadar küresel ekonominin yıldızları

diye yere göğe konulamayan gelişmekte olan ülkelerden bugün kırılgan 5 li

olarak bahsediliyor. Türkiye, bu 5 linin en kırılganı olarak niteleniyor ve

küresel ekonomideki bu ters rüzgara mevcut ekonomik durgunluk da eklenince

(elbette ki iç siyasetin kısır çatışmalarının toplumsal ve ekonomik dengeleri

etkilemesiyle) 2014 için karamsar bir tablo bizi bekliyor.

Makroekonomik göstergelerin de aşağı doğru bir trende

girmesi, bu bulguları doğruluyor. İşsizliğin çift haneyi bulması ve daha da

yukarı gitme ihtimali, büyümenin durma noktasına yaklaşması, enflasyon

hedefinin tutmayacağının şimdiden anlaşılması, üreten kesimlerin, çalışanların,

esnaf ve sanatkarın hoşnutsuzluğu derken ekonomi kırmızı alarm veriyor. Üstüne

üstlük, bir de bağımlısı haline geldiğimiz sıcak para ve yabancı kaynak

girişinin Fed in kararıyla azalacak olması, ekonomideki açıkların finansmanını

da giderek zorlaştıracak. Yükümlülüklerini yerine getiremeyen şirketlerin

batması gibi bir tehlikeyi es geçmemek gerek.

Vatandaşın, geçim derdiyle ve açıkça hükümet eliyle kredi

ve kredilere, yani borçlanmaya muhtaç edilmesinin neticelerin de hatırlamak

lazım. Türk ekonomisinin önündeki en büyük sorun olan cari açık büyük oranda

yüksek enerji faturası kaynaklı, ancak tüketimle büyüme gibi garabet bir büyüme

stratejisini de es geçmemeliyiz. Bu yanlış politika neticesinde, hem

şirketlerin hem de vatandaşın borç yükü inanılmaz oranda katlandı

Şu anda, boğazına kadar pis bir siyasi çekişmeye batan

Türkiye nin, hem ciddi meselelerine vakit ayırmak, hem de toplumdaki gerginliği

azaltmak için bu iç siyaset sarmalından uzaklaşması gerekiyor. Birbirine karşı

kutuplaşan toplumun karşıt kutuplarının arasının bulunması, tansiyonun

düşürülmesi lazım. Siyaseti bir futbol maçı veya kuru bir partizanlık değil de,

bu memlekete ve kendisine oy veren veya vermeyen insanını ayırmadan hizmet

mecrası olarak görmek gerekiyor. Onlar, bunlar gibi ithamların, biz

şeklindeki kamplaşmanın sona ermesi hızla gerekiyor. Kapımızda çok ciddi bir

ekonomik kriz riski bulunurken ve milyonlarca insanın temel meselesi geçim

iken, bu düşmanca tavrın sürmemesi şart oldu. Oy uğruna toplumsal barışı

dinamitlemenin vebali de ağır olur.

Tansiyon düşürülmezse, Ağustos taki Cumhurbaşkanlığı

seçimlerinde daha da şiddetli bir siyasi kavga bizi bekliyor demektir.