Siyaset, öteden beri bizim hayatımızda önemli yer tutan bir kavramdır. Siyasiler de siyasetin hayatımızdaki bu öneminden dolayı nazarımızda farklı bir muamele görür. Her ne kadar siyasi kişiliklere karşı soğuk bir bakış açımız olsa da belirli bir makamı işgal eden yani vekil olmuş, başkan olmuş siyasilere karşı tavrımız bu soğukluğun dışındadır.

Onlara yaklaşımımızı belirleyen kıstas, bize hizmet etmek için o makamı işgal eden bir kişi değil de, o makamın sahibi olarak değerlendirmemizdir. Çünkü karşımızda siyasi bir kişiliği değil de daha çok devleti şahsında temsil eden kişiyi görürüz.

Ortalama bir vatandaşın siyaset ve devlet ayırımını kavrayarak buna göre tavır belirlemesini beklemek zordur. Çünkü bunu yapması gereken toplumun öncü olabilecek şahsiyetleri olan aydınlardır. Aydın, toplumun birkaç adım önünde olması gerektiğinden; kavramlara, kişilere ve kurumlara yaklaşımını sahip olduğu donanıma göre belirleyendir.

Aydın sadece bilgi sahibi olan kişi ya da bilgi üreten kişi değildir. Bunlar gereklidir ama aydın olmak için yeterli değildir. Aydını bütünüyle tanımlamak istersek, hidayet sahibi bir zihin, feraset sahibi bir şuur ve dirayet sahibi bir iradedir diyebiliriz.

Ayrıca aydının iki yönlü özelliğinden bahsedebiliriz. İlki şahsına dönük olan özelliği, diğeri ise dışarıya dönük özelliğidir. Kendine dönük yönü bilgi sahibi olması ve bu bilgilerle önyargılardan uzak fikirler üretebilmesidir. Dışarıya dönük yönü ise bu fikirlerini cesurca söyleyebilmesi ve yönetimde söz sahibi olanların eylemlerinde kötü, çirkin, yanlış ve zararlı gördüğü konuları dillendirebilmesi, gerektiğinde müdahale edebilmesidir. Fakat günümüzde siyasete ve siyasetçiye karşı aydın kesimin tutumunun bu istikamette ilerlemediğini görüyoruz.

Siyaset doğası gereği güce taliptir. Siyasetçi elde ettiği gücü her zaman olumlu istikamette kullanmayabilir. İşte burada aydının dirayeti devreye girerek gücün karşısında durması doğru olandır. Ne yazık ki, günümüzde siyasete yön veren, yol gösteren, ışık tutan, soru işaretlerine çözüm sunan, yanlış uygulamalara karşı doğruyu gösteren, yanlışta ısrara direnen ve mücadele eden aydın duruşunu göremiyoruz. Bu ifade bir genelleştirme değil, sesi yüksek çıkanların ve sözü çok duyulanların durumunu belirtmek içindir. 

Bugün güce tav, makama istekli, itibara teşne bir aydın duruşuyla karşı karşıyayız. Ürettiklerini siyasi iradeye kabul ettirme erdeminden uzak oldukları için siyasetin ürettiklerine meşruiyet kazandırma gayretindedirler. Sözleri ve fiilleri sorgulamaya dönük değil, siyasilerin söylediklerini ve yaptıklarını tevil etmeye dönüktür. Siyasi iradenin karşısında durması gereken bedenleri, siyasilerin ayak izlerini sürmektedir.

Devlet benim mantığıyla yanlışı ve hatayı üzerine almış bir siyasi iradeyle, siyasetin toplumdaki itibarına yaslanmış ve bu itibara odaklanmış aydınla bir çıkış bulmamız zor. Bu çıkmazdan kurtulmak istiyorsak, siyasi iradenin de aydının da asli sorumluluğunu yüklenmesi zorunludur. Siyaset güce hükmettiği için kirlenmesi muhtemeldir. Ama özellikle aydınlarımızın bu zor zamanlarda istikamete talip olabilmesi ve gidişata müdahale edebilmesi gerekir.