Darbe musibeti de gösterdi ki, toplum olarak birlik olmak ihtiyacı hissediyoruz. Bunu, “birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz günlerde” klişesindeki samimiyetsizlikle değil, gerçekten de candan ve inanarak söyleyen insanların sayısı hayli fazla.

Çünkü, toplum olarak farklı kutuplara ayrılmaktan, kamplaşmaktan, tartışmaktan,  gerçekten de yorulduk. Toplumun enerjisi, bu sürekli devam eden gerilimle yitip gitti. İnsanlar, sırf farklı görüşte ve mensubiyette olduklarından ötürü, birbirlerini karşı saflara yazdılar, kendi saflarını sıklaştırdıkça sıklaştırdılar. Ancak bir şey unutuldu bu kamplaşma hengamesinde. Bu ülkenin, vatansever ve içten pazarlıksız herkesin ortak paydası olduğu gözden kaçtı maalesef. En önemli nokta, yine es geçildi.

Hele ki, yıllarca sağ-sol çatışması yaşamış, evlatlarını bu yapay çatışmaya kurban vermiş, bu sebepten ötürü nice badirelere ve sıkıntılara katlanmış bir toplumun biraz daha ince eleyip sık dokuması gerekirdi halbuki. Maalesef, ’80 öncesi dönemi ateş çemberine çeviren sağ-sol çatışmasının üzerine bile adamakıllı konuşulmuş, mesele tüm hatlarıyla anlaşılabilmiş değil. Bu ülkenin farklı siyasi görüşlerden evlatlarının neden birbirlerini kırdığı, neden memleketin ateş çemberine çevrildiğini dahi tam anlamıyla idrak edemedik. Geçmişten çıkarmamız gereken ders, bugün bize yol gösterirdi.

Ancak hiçbir şey için geç sayılmaz. Yıllarca “sağcı”, “solcu” diye birbirini karşıt kamplara ve düşman saflarına iten bu ülke insanı, aradan geçen zamanda bunun son derece yapay bir çatışma olduğunu biraz da olsa anladı aslında. Meselenin sağ veya sol olmadığını, farklı düşüncelerin birbirinin düşmanı olmadığını, tam tersine bu ülkenin bir zenginliği olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve vatanseverlik paydasında buluşulabileceğini daha da iyi idrak etmemiz gerekiyor bugün.

Bu ülkede farklı toplumsal kamplara bölünmek ne fayda sağlar ki hem? Bu ülke, vatansever ve içten pazarlıksız tüm bireylerin vatanı değil midir? Burada birlikte ve gürültüsüz patırtısız yaşamak, tüm herkes için en geçerli çözümdür neticede.

Birinci anahtar sözcük, ki bu ülkenin vatandaşlarını ilgilendirmektedir, “vatansever” ise, ikincisi de “bağımsız” olmalıdır. Ki, bu da devletin niteliğini tanımlar. Tüm dış odaklardan ve müdahalelerden azade bir şekilde hüküm sürmek hakkımız değil mi?

Yine 80 öncesi sağ-sol çatışmasına dönersek, Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş gençlerin (niyeti bozuk ve şiddete meyletmiş olanlar hariç tabi) o dönemlerde ortak paydalarından birinin “bağımsız Türkiye” olması düşündürücü değil de nedir? “Bağımsız Türkiye” diye kendinin yırtan, ancak farklı kutuplarda yer alan binlerce gencin heder olması acı bir şeydir neticede.

Bu ülkenin vatansever ve içten pazarlıksız tüm bireyleri, siyasi düşünceleri ve mensubiyetleri ne olursa olsun, “vatan sevgisi” ve “bağımsızlık” ortak paydalarında buluşamaz mıyız yani? Bu zor bir şey midir? Toplumun farklı kesimlerinin birbirine yeniden ısınması, yeniden birbirlerine saygı duyup hoşgörülü davranmaya başlamaları kimi rahatsız edebilir ki? Memleketin huzur ve sükun içinde, vatandaşların ise bir arada ve saygı sevgi çerçevesinde yaşamakta diretmeleri, bu darbe musibetinin ardından bir nimet olmaz mı?

Vatansever ve içten pazarlıksız bu ülke insanının hakkı değil mi, bir arada ve “tam bağımsız” olarak yaşamak?