Darbelerin hepsi gayri meşru.

Ama 15 Temmuz darbe girişimi bunun da ötesinde hain ve alçak bir işgal harekâtı. Bakın dikkatlerinizi çekiyorum; “hareketi” demiyorum bu bir “harekât”. Yani içinde birçok unsuru barındıran, çok yönlü ele alınmasını gerektiren ve zaruri kılan bir kalkışma.

İşte bu nedenle böylesi “karanlık global güçler” tarafından tertiplenen bu harekat karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin de benzer bir karşı harekâta start vermesi elzem.

* İşgal provası…

* Bağırsak temizliği…

* Bütünleşme…

* Darbe girişiminden sonra sadece Sudan ve S. Arabistan Sağlık Bakanlarının araması...

* Batıdan “tık” çıkmaması…

* Obama’nın yarım ağız eleştirmesi…

Bunların hepsi tamam…

Tamam da, içerde tedbirler alınırken dış politikaya dönük net çizgiler de belirlenmeli.

Bu, dünyayla irtibatı kesmek anlamına gelmiyor, kuşkusuz… Türkiye’nin yeniden “fabrika ayarları”na geri dönmesi demek.

Milli ve yerli ayarlarına...

***

Birkaç örnek vermek gerekirse... Türkiye AB (Avrupa Birliği) ile Gümrük Anlaşması imzaladı. Taaa, Tansu Çillerin Başbakanlığı döneminde...

Bazı kesimler ne kadar da sevindi... “Şöyle iyi olacak, böyle iyi olacak, Türkiye füze gibi fırlayacak!..” diye.

Peki, ne oldu?

Türkiye tek yönlü olan bu anlaşma sebebiyle milyarlarca dolar zarar etti...

***

Bir başka misal...

Halen tepemizde dolaşan PKK belası.

On binlerce şehit verdik. On binlerce insanımızı yitirdik. 1 trilyon dolara yakın milli servetimiz bu uğurda heder oldu.

Böylesine çok yönlü ve çok dallı terör örgütünün arkasında kimler var diye bakıyorsunuz. Bir de görüyorsunuz ki bu terör örgütünün arkasında yıllarca iç içe, yan yana durduğunuz, birliktelikler kurduğunuz, stratejik ortaklıklar inşa ettiğiniz ülkeler var. Bakıyorsunuz, terör eylemlerinde kullanılan silahlar, malzemeler o ülkelerden.

Bakıyorsunuz, o ülkelerin konsolosları, başkonsolosları, büyükelçileri bizim güneydoğu illerinden hiç beri gelmiyor. Bakıyorsunuz, “uğrunda savaşı göze aldığımız” ülkelerin helikopterleri üç bin metre yükseklikteki zirvelerde teröristlere yardım malzemesi atıyor silah ve teçhizatları sağlıyor. Örnekleri artırmak mümkün…

***

Şunu söylemek istiyorum; içerde keskin virajlar alırken dışarıyı unutmayalım.  NATO da soruşturulmalı… Avrupa Birliği’nden behemehal vazgeçilmeli…

İslam Birliği’nin tesisi elzem…

D-8 yapılanmasının aktifleştirilmesi, hemen… Bunları madde madde artırmak mümkün.

***

Özün özü; “Devlet” hatta “Devletler Operasyonu”na, “Devlet Operasyonu” ile refleks göstermek şart!

Zira unutmayalım ki, içerdeki bataklığı besleyen kaynaklar esasen “dışarda!”

ZONA*

Yavuz Selim Demirağ… Yeniçağ Gazetesi yazarı.

Demirağ geçtiğimiz yıl, TSK içerisindeki ‘paralel’ yapılanmayı anlatan “İmamların Öcü” kitabına imza attı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, 2014 Temmuz başında ‘yıllık izne’ ayrılmış Başbakanlık kaynaklarının Özel’in “istirahat” ettiğini açıklaması üzerine istirahat nedeni merak konusu uyandırmıştı.

Sonrasında ortaya çıkacaktı ki, bu bir nevi “stres”ten kaynaklanan bir rahatsızlıktı.

1978’de Kuleli Askeri Lisesi’ne giren, 1985’te Kara Harp Okulu’ndan atılan ve şu anda Yeniçağ Gazetesi’nde köşe yazan Yavuz Selim Demirağ, “İmamların Öcü/Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Cemaat Yapılanması” adlı kitabında Özel’in neden ‘strese’ girdiğini anlatmıştı.

Demirağ’ın iddiasına göre, MİT “Paralel Yapı” ile ilişkisi olan çoğunluğu astsubay iki bine yakın subayın adını Genelkurmay’a bildirmişti.

Dosyayı da o dönem Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e vermişti.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Erdoğan’a sunduğu 2000 kişilik ‘paralelci’ listesiyle ilgili yaşananları ayrıntılarıyla Demirağ’ın kitabından okuyalım mı:

“Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ile görüşmeye, özel kalem müdürü, emir subayı, danışmanlar dahil kimseyi almayarak baş başa kalarak başladı. Özel, Başbakan’ın çantasından çıkardığı dosyayı dikkatlice inceledi. ‘Sayın Başbakanım, burada somut bir bilgi yok. Delillendirilmemiş bir çalışma… Hukuken bir şey yapmak mümkün görünmüyor’ anlamında bir şeyler söylese de Erdoğan kestirmeden, ‘Kurum sizin kurumunuz… Bir şeyler bulun… Sanki onlar Silivri’de kanıt mı koydu? Bunlar Emniyet’i ne hale getirdi? Allah korusun ordumuzu da bozarlar’ türünden laflarla toplantıyı bitirdi…”

Yavuz Selim Demirağ kitabında, Özel’in, Erdoğan’ın yanından çıktığında, ‘muhtemelen’ tansiyonun fırladığını, baş ağrısının başladığını yazıyor ve şu satırlarla devam ediyor: “Karargaha gittiğinde kaşları çatıktı. Makam odasında hızlı adımlarla volta atan Özel, şekersiz kahve siparişi verirken, hukuk müşavirinin gelmesini emretti. Sonra İkinci Başkan’ın. Kuvvet komutanlarının ertesi gün öğle yemeğine davet edilmelerini istedi. Yemekte, Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar bir terslik olduğunu anlamıştı. Akar, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmeyi teklif etti. Özel yıllardır ailesiyle tatile bile çıkamamıştı. İlk defa haftalık olağan görüşmeye katılamadı. Zira ‘sıkıntıdan’ zona hastalığına tutulmuştu.”

***

Gazeteci-yazar Yavuz Selim Demirağ’ın kitabı bu alanda “ilk”lerden. Göz atmakta yarar var…

* Zona hastalığı: (Herpes zoster) virüslerinin sebep olduğu ciddi bir deri hastalığı nedenidir. Halk arasında gece yanığı olarak bilinen zona hastalığı diğer bir ismi de kuşak hastalığıdır. Zona hastalığı, travma, stres, üzüntü, depresyon ve bağışıklık sistemini düşüren faktörler, zona geçirilmesine neden olabilir.

BİR UYARI!

Bir vatandaş uyarıyor. Bu satırlara dikkat; “Yaşamış olduğumuz korkunç bir durumu sizinle paylaşıp uyarmak istiyorum. Lütfen çok dikkatli olalım!

Biraz önce kapımıza iki asker ve bir polis üniformasıyla üç kişi geldi ve Olağanüstü Hal durumundan dolayı oğlumu askere alacaklarını acilen onlara teslim etmemi söylediler.

“Kimlik görmek istiyorum” dedim. Kimlik de gösterdiler. Fakat bu durumun tuhaf olduğunu düşünüp “polis yakınımı arayıp teyit etmek istiyorum” diyerek acilen 155 i aradım.

Yoğunluktan dolayı ulaşamayınca en yakın karakolu aradım ve konuyu izah ettim. “Sakın çocuğunuzu teslim etmeyin, böyle bir uygulama yok, biz gelene kadar onları oyalayın.” dediler.

Polisi aradığımı anlayınca, “biz daha sonra tekrar geleceğiz” diyerek gittiler.

Meğer organ mafyası asker ve polis kılığında evlere giderek çocuğunuzu almaya çalışıyormuş.

Böyle bir durumla karşılaşırsanız 155’i veya en yakın karakolu arayın. Kapınıza gelenler üniformalı bile olsa itibar etmeyiniz.

Bu olayı bir süre önce Türk-İş Bloklarında bizzat yaşadım. Allah milletimize merhamet ve şefkatini esirgemesin.”

Aman dikkat!