Arayışlar ömür boyu sürüyor. İnsan iyi ve güzelin içinde insandır. İyi ve güzelin olmadığı yerde kendisi olamaz, bir başkası olur. Olumsuzlukların ruhuna, rengine, kirliliğine boyanınca onlardan biri olur. Öyle olunca da; o, kendisini hep iyi ve güzel bilir. Olumsuzluklarının farkına bile varamaz. Katı tutkular ve saplanmışlıklar bir ilke hâline döner. Onu kendisi yaşadığı gibi, başkalarına da bulaştırmak ister. İnsan iyi ve güzelliklerle güzel ve iyidir. Olumsuzlukları anlamlı kılan da kendisindeki hasletlerdir. Yani güzel ve iyi erdemlerdir. Bir milletin kendine özgü birikimi var. Yüzyılları aşan ve arına arına gelinen bir zaman sürecinden gerçekleşenlerdir bunlar. Olumsuzluklar zaten zaman içinde kendiliğinden erir, ortadan kalkar ve barınamaz iyi ve güzel olanların arasından.

Ortamları ve dönemleri iyileştiren, güzelleştiren de insan, tam tersini de gene yapan insan. Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Yeryüzünde her ne olursa olsun oluşların büyük bölümü insanın kendi elinden. Allah tertemiz ve ham bir dünya sundu insanlığa. Sürekli kendini yenileyen ve insanlığa, bütün canlılara sunulan bir nimet. Kendi şartlarında ve döngüsünde yenilenen bir dünya. Bunun için mevsimlere bakmak bile yeterli. Bu insanın kendisini aşan bir durum. Bu dünya nimetini hayra, iyiliğe, güzelliğe dönüştürünce bambaşka bir hayat olur.

Karmaşık ve kaotik bir dünyanın içinde bulunuyoruz. Bunu yapan da insan. Üzerimize ağan bütün felâketler insan tamahının, hırsının, açgözlülüğünün eseri.

Aynı milletten insanların birbiriyle bu kadar didiştiği, birbirini yiyip bitirdiği bir başka dönem olmuş mudur? Habil ile Kabil olayından beri bu durum vardır. Bunların arasında iyi ve güzele yönelim ve tercih olunca kısmen de olsa her şey yoluna girer.

Kötülükler hayata egemen oldukça insan rahat yüzü göremiyor. Huzuru kaçıyor. İpin ucu kaçınca da toparlanılamıyor. Hak ile batılın mücadelesinde kötülüklerin ve olumsuzlukların giderilmesi asıl amaç. Fakat baskın olanlar kötülüklerini iyi görünce bundan zorlanılıyor.

İnsan insandır ve yapıp ettikleri her zaman elbette aynıdır. Bunların da bir sınırı ve ölçüsü, dengesi olur. Dengeler yitmeye görsün, o zaman insanın çıkmazları artıyor. İnsanı denetim altında tutan sahih bağlanış ve imandır. İnanmayanlara cennet ve cehennemden söz etmenin bir anlamı yoktur, o zaten bir tercihte bulunmuştur. İnsan kendi asıl konumundan uzaklaşınca kötülüklerini ve iyiliklerini sanki bir hakikat imiş gibi görüyorsa ve bunu bir din olgusuna dönüştürüyor, iman ediyorsa bunun altından asla kalkılamaz. Kötülükler, çirkinlik ve kabalıklar baskın olunca iyilik ve güzelliklerin farkına varılamıyor. Var olan ortam kendini hissettirmiş oluyor. İnsanın küfrü inkârı ve reddi de gene aynı anlayışın sonucu. Takılıp kaldığı, saplandığı bir dünya görüşüne dönüşüyor. Bundan da asla vazgeçmiyor. Haramlar, günahlar, katller, adaletsizlikler bir hakikat gibi görünüyorsa o zaman asıl sorunlar baş gösterir, etkili olur.

Batı ruhlu liberal yaşayışların sonucu artık din dışı bir hayat yaşanıyor. Israr onda olunca faizin, aşırı tüketimin, gaspın, hukuksuzluğun ne anlamı olabilir ki?

Bu zamanda sorumluluklardan kaçınmak, uzak durmak bir vebal. Sorumluluk duymadan uzak durmak, işe müdahil olmamak suçun kendisine dahil olmaktan başka bir şey değildir. Kötülük ve çirkinliklerin, haramların artmasına dolaylı katkı sunmuş olur. Bir zalimden adalet beklenemez. Haram yiyiciden, başkasının haklarına göz koyan ve gasp edenden merhamet beklenemez. Gurur ve kibre kapılanlardan sevgi ve insanî özellikler aranamaz. Dünya mülkünü kendi mülkü gibi görenlerden insaf beklemek bir körlük. Ölümsüzlük duygusuyla, hemen her olumsuzluğu kendine uygun görmek insanlığın bahtsızlığı. Yarın cepsiz kefenle varacağı yere ancak yapıp ettikleriyle gider. Ötesi boş. Hesabı ağır ve sonu hiçbir zaman iyi olmaz.