Söz vardır söz vardır. Sahih ve hakiki olanı var, yapay

ve sıradan olanı da. Her söz asıl kaynağından doğmaz. Her ağızdan çıkan söz

sahibini temsil etmez. Sözlerin de bir çıkış niyeti var.

Ağızdan çıkan sesler ton ve renkleriyle sahiplerini

tanımlarlar.

Öfkeli, hırçın, kaba, iğreti, edep dışı sözler,

basitlikler belli karakterleri tanımlarlar. Bunun karşıtı olan sesler de halim

selim, nahif, zarif, samimi, edepli ve içi dolu sözlerdir. Bunlar insanların

doğal hayatlarında yer alırlar. İnsanların bulundukları yer ve konumları da

tanımlarlar. Söz sahibinin nereye ait olduğu yukarıda izah ettiklerimizle

anlaşılır.

Kurgulu sesler, başkalarının taklidi sesler, başkasının

borazanı sesler, kendilerine ait olmayanları da hesaba katmalıyız. Bu sınıfta

yer alanlar iradesiz, başkalarının kölesi konumundadırlar. Özgün değildirler.

Onlar yüksek ve öfkeyle kendileri saklıyorlar, kendilerinden kaçıyorlar.

Kendilerine ait olmayan bir dünyayı temsil ediyorlar. Bunu, daha çok siyasada

görüyoruz. Yüksek tonlu seslere biraz daha dikkatle kulak vermeliyiz. Onların

nereye ait olduklarını anlamaya çalışalım.

Taklit sesler çok sık yer ve konum değiştirirler. Onlar

asla kendilerine ait olan dünyayı yansıtmazlar. Bunlar rol yapmada başarılı

iseler, bir dönem toplum katında kabul görürler. Kimilerinin renkleri belli

olur.

Bu tür seslerin foyalarının ortaya çıkması sahih

insanların ve asıl söz sahibi olanların belirmesiyle olur. Onların en temel

özelliği asla taklide kaçmamaları. Samimiyetlerinden ödün vermemeleri, kibre ve

sıradanlığa kaçmamaları.

Bugün söz kalabalığında boğuluyoruz. Yüksek volümlü

sesler ortalığı kasıp kavuruyor. İyiyi, güzeli, doğruyu sahih olanı yansıtanlar

bu karmaşada kendilerine yer bulamıyorlar.

Özgünlük asıl ve sağlıklı kaynaklardan beslenmeyle olur.

Hayatına kirlilikleri bulaştırmayanlar kendilerine her

türlü olumsuzluğa karşı korurlar. Sözlerine ve seslerine da olumsuzluklar

bulaşmaz. Dünya hırsı, tamahı, mülk edinme hırsı insanı aşırılıklara, sınır

tanımazlıklara götürür. Sözler de buna göre şekillenir, buna göre seslere renk

ve ton katar.

Sahih olanların dün söyledikleriyle bugün söyledikleri

birbiriyle çelişmez. Doğru, iyi ve güzel olandan asla vazgeçmezler. Söyledikleri

zararlarına dahi olsa.

Hayat çok hızlı akıyor. İnsanı kuşatanlar da hızla

değişiyor. Sahih ve samimi insanların yaşadığı bir dünyada olanlara ayak

uydurmak yerine kendi doğrularında sabitkadem olmaları, hayatlarının sonuna

kadar bunda direnmeleri. Asıl devrim budur.

Dünyayı kirleten büyük kuşatma karşısında direnmek bir

devrim. Çünkü onlar kendi dünyalarını yerleştirmek için çabalıyorlar.

İyilerle kötülerin çatıştığı bir dünyada bulunuyoruz.

Geçmişte Allah ın Elçileri yol gösteriyordu. Bugün için Allah Elçisi Sevgili

Efendimiz Allah ın kitabını insanlığa sunduktan sonra kuşku gerektirecek bir

durum yok. Sevgili Efendimizin sünneti de bir başka beslenme kaynağımız. Bunlar

bizim dünyamızı zengin kılıyor ve sağlıklı bir yol üzere koyuyor. İlahi kaynaktan

beslenilince her insan kendi doğasına ait sesi buluyor. Öykünmecilik ya da

doğasız olandan beslenmek insanı bunalımlara itiyor.

Sesimizin sahih olabilmesi için asıl olana yönelmedir.

Ses her insanı tanımlayan asıl göstergelerden. Çünkü ses

insan ruhunun asıl yansıyanı, belirteni ve özü. Sohbet ehlinin, nahif, yumuşak

ve özlü konuşmalarının karşılık bulması samimiyetlerindendir. Sahih insanlar

öfkelerini yenerler, kendi nefislerinin baskısından kurtulurlar. Seslerini

çıkarlarına alet etmezler. Seslerini başkalarını ezmek için de kullanmazlar.

Hâl insanın en etkili olan yanı. Sözden çok daha etkili. Hâl ile söz uyum

içinde olurlarsa ondan abide bir kişilik oluşur. Onlar toplumlar içinde

kendiliğinden kendilerini belli ederler. İnsanların ona olan güveni artar.

Sevgili Efendimizin emin sıfatı bunun en somut örneği. Ötesi boş ve malayani.