Milli Görüş e gönül vermiş, malıyla, canıyla bu davayı

omuzlamış insanlar olarak hiçbir zaman bir çıkar kavgasının içinde olmadık.

Makam mevki için, yüksek meblağlı ihaleler için, gündem oluşturmak için,

seçimler için birbiriyle çekişen, bu uğurda birbirlerine bel altına varana kadar

hakaret etmekten çekinmeyenlerden ve daha düne kadar dostane pozlar

verdikleriyle, menfaat ilişkisi bittiği için dostluğunu da bitiren taraflardan

olmadık.

Kızdığımızda Hakk için kızdık, üzüldüğümüzde Hakk için

üzüldük. Yüzde yarımlara düştüğümüze yanmadık da yeni bir dünyayı

kuramadığımıza yandık. Arakan yanıyor, Myanmar ağlıyor, Doğu Türkistan bir

başına bırakılıyor diye eridik. Aksa zalimlerin postallarıyla çiğneniyor diye

kendi kendimizi yedik bitirdik

Nezaketiyle milyonların teveccühünü kazanmış bir liderin

talebeleri olarak, gördüğümüz yanlışları düzeltmek için çabalamaya, hata

edenleri uyarmaya devam ettik hiç yılmadan. Kendi nefsimiz için değil,

savunduğumuz Hakk dava için anlattık. Vicdanımızı rahatlatmak için değil, cihad

vazifemizi yerine getirmek için hatırlattık. Ciddiye alınmasak, türlü

hakaretler ve alaylara maruz kalsak da fark etmez, biz bir avuç insan olarak

Kral çıplak diye haykırmaya devam ettik ve edeceğiz Allah ın izniyle.

Evet, tüm bu gerçekleri kimse inkâr edemez. Fakat

bizlerin de kabul etmemiz gereken bir şey var ki davamızın kutsallığını ve en

ufak bir hatayı dahi kabul etmeyeceğini bildiğimiz halde zaman zaman yanlışa

düşüyoruz. Özellikle sosyal medyada davamızın adına hiç yakışmayan cümleler

kurduğumuz, insanlarla uygunsuz bir üslupla çekiştiğimiz, gayri ahlaki

kelimeler kullandığımız, siyasi görüşü ne olursa olsun ilim ehli insanlara

sokak ağzıyla sataştığımız, kısacası kızdığımız şeyi kendimizin yaptığı

zamanlar da oluyor.

Ne zaman ki gündem biraz yoğunlaşsa ve bir şeylerin aslını,

hakikatini daha berrak bir gözle gören insanların konuşması gerekse, mutlaka

sivrilenler ve davamızın adını lekeleyenler oluyor. Kızgınlıkla, bıkkınlıkla,

yanmış bir kalple haykıranlar ve diline filtre takamadıkları için bize hiçbir

yarar sağlamayacak kavgaların içine düşenler oluyor. Böyle olduğunda ise işler

daha da sarpa sarıyor, içinden çıkılmaz bir hal alıyor!...

İşte bu yüzden, hepimiz biliyoruz ki canımız çok yandı.

Hepimize aşikâr ki artık yüreğimiz dayanmıyor gördüklerimize. Fakat biz, hiçbirimiz,

en çok çalışanımız bile, Nuh Aleyhisselam ın kavmini uyardığı kadar uyarmadık

çevremizdekileri. Hiçbirimiz İbrahim Aleyhisselam kadar imtihana tabi

tutulmadık. Hiçbirimiz Musa Peygamber gibi daha anasının karnındayken

mücadeleye başlamadı. Hiçbirimiz, Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve selem kadar

işkenceye, yalanlamaya, alay edilmeye maruz bırakılmadı. Hiçbirimiz Hocamız

gibi, gittiği köyde yanan ışık kalmayıncaya, hasta yatağında son nefesini

verene kadar anlatacak derecede çalışmadık...

O halde kalbimizdeki cihad aşkını yeniden gözden

geçirelim. Neye, ne için ve ne şekilde tepki verdiğimizi yeniden kontrol

edelim. Sık sık sorguya çekelim kendimizi. Karşısındaki müşriği tam öldürmek

üzereyken yüzüne tükürdüğü için öldürmekten vazgeçen ve neden böyle yaptığını

sorulduğu zaman da Az önce öldürsem Allah için öldürecektim ama şimdi işin

içine nefsim de girdi diyen Ali Radiyallahüanh misali, Ben bu tepkiyi kim

için ve ne için ortaya koydum sorusunu soralım kendimize. Davamız için mi

kızıyoruz, nefsimiz için mi, kendi adımıza mı konuşuyoruz Rabbimiz adına mı,

kendi hükümlerimize göre mi kalemini kırıyoruz insanların, Kur anın hükümlerine

göre mi, Allah a mı hizmetkârız, partimize, teşkilatımıza mı sorgusuna çekelim

kendimizi.

Evet, biz biliyoruz ki sözlerimiz Hakk olmaya devam

ettiği müddetçe an be an ortaya çıkacak. Yıllarca uyardığımız gerçekler, önlem

alınmazsa canımızı acıtarak yaşanır hale gelecek. Kardeşim aklını başına al

diye uyardıklarımız dövecek dizi kalmamış bir halde gelecek. Fakat bizim imtihanımız

daha başkadır. Her şey açığa çıktığı gün ufacık bir sebepten de olsa yüzümüzü

kızartacak bir kusur işlememiş olmak lazımdır. Bize, davamıza, Hocamızın

nezaketine yakışmayan bir üsluptan kaçınmamız gereklidir. Çünkü öyle berrak bir

davadır ki bu, içindeki lekeyi çabucak gösterir.

Elbette uyaracağız, elbette haykıracağız, fakat bizi

sürekli kışkırtan nefisimizi kenarda bırakarak Unutmayalım ki biz kızdığımız,

küfürler savurduğumuz insanlarla yeni bir dünyayı kuracağız. O insanlarla,

kardeşler olup adil düzen dünyasında yüz yüze bakacağız

O halde biraz daha dikkat, biraz daha özen Konuşurken,

çizerken, yazarken, anlatırken Sözü yormadan, kelamı incitmeden, Gayretullaha

dokunmadan!..